Gönderen Konu: Erken Çocuklukta Yabancı Dil Öğretimi 2  (Okunma sayısı 1495 defa)

Çevrimdışı Av. Kurty

  • Administrator
  • Aktif Üye
  • *****
  • İleti: 73
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
    • hukukevi
  • Hukuk ile ilginiz nedir ?: Hukuk Fakültesi Mezunuyum
Erken Çocuklukta Yabancı Dil Öğretimi 2
« : Eylül 12, 2012, 11:55:54 ÖS »
Dil Gelişimi
Dil, insan gelişiminin ve yaşamın vazgeçilmez bir öğesidir. Bu öğe, insanların birbirine bilgi, düşünce ve eğilimlerini aktarabilmelerine, duygularını ifade edebilmelerine olanak sağlar. Nitekim her birey doğrudan kendi yaşantısı yoluyla öğrendiğinden çok daha fazlasını konuşma ve iletişim yoluyla öğrenir. Bu bağlamda konuşma, çocuğun sosyal bir birey olmasını sağlayan önemli bir davranıştır. Dil yeteneğinin gelişimi de diğer gelişim alanlarında olduğu gibi düzenli bir sıra izler (Koçbeker, 2001).
Dil gelişimi yönünden yaşamın ilk bir yılı prelinguistik dönem, okul öncesi yıllar ise temel dil yeteneklerinin kazanıldığı dönemler olarak tanımlanır. Prelinguistik dönem bebeğin ilk kelimeleri çıkarmadan önce ses ve mimikleri ile iletişim kurduğu dönem olup bu dönemin ilk kelime çıkışı ile ilgili olduğu düşünülür (Vithman, Macken & Miller, 1985).
     1.Ses çıkarma ve ağlama evresi (0-4 ay): Bebeğin dil öğrenimi doğumla başlar. Bebeğin ilk çıkardığı ses ağlamadır. Bebek ilk ağlaması ile birlikte iletişim kurmaya da başlamaktadır. Küçük bir bebek için seslendirme (vokalizasyon) amaçlı değildir; açlık, rahatsızlık ve sevinç yansıtan refleksif bir harekettir (Dönmez, N. Dinçer, Ç. Dereobalı, N. Gümüşçü, & Pişkin, Ş. 1993).
     2.Cıvıldama evresi (4-12 ay): Bebek, dünyaya geldikten bu evreye kadar çevresiyle ilişki kurmak için bedenini kullanmaktayken, bu dönemin sonlarına doğru sesini kullanabileceğini anlar. Ağlama şeklinde başlayan sesli iletişim çığlıklar ve cıvıldama şekline dönüşür. Bu dönüşüm süreci bebeğin yaptıklarından mutluluk duyduğu ilk eylemlerdir (Ersanlı, 2005). İlk yılın ikinci yarısından itibaren görülen "tekrarlayan (redublicated) babbling" sesli ve sessiz harfler içeren aynı hecenin tekrarlanması şeklinde (örn. "bababa","mamama") olup b, p, t, d, m ve n en sık kullanılan sessizler olarak bildirilmiştir. Ses oyundakine benzer olarak tekrarlayan babbling de bebeğin kendi kendine yapmayı tercih ettiği bir davranıştır (Paul, R. Baker, L. & Cantwell, DP. 1996).
     3.Tek sözcükle anlatım evresi (12-18 ay): Bu evreye kadar bebeklerin söze dayalı zihinsel etkinlikleri sınırlıdır. İlgisini konuşmaktan daha çok çevresini keşfetmeye veren bebek için bu dönem konuşma açısından kritik bir süreci içermektedir. Konuşmaya hazırlık olarak da adlandırılan bu evre, yaklaşık 1-1,5 yaşları arasında yer alır. Bebek bu dönemde istediklerini bir sözcükle dile getirir, kendi ismini öğrenir, nesnelerin adını bilmiyorsa o nesnenin genel olan bir özelliğini temel alarak, ona kendince bir ad verir (Ersanlı, 2005). İlk yılın sonuna doğru çoğu bebek kelime kullanmaya başlar. Çocuğa özel olan bu kelimeler erişkinin kullandığına benzemez ancak belli durumlar için kullanılır (protowords) (Paul, R. Baker, L. & Cantwell, D.P. 1996). Bebeğin kendine özgü olan ve 4 ya da daha fazla heceli, gerçek kelime içermeyen cümle benzeri sözler kullanır (Bzoch & League 1991). 10-20 aylık çocukların ses üretimleri ile ilgili bir çalışmada çok heceli gerçek kelime üretimine odaklaşılmıştır. Çocuğun ilk sözlüğünde yalnız kısa kelimeler bulunur. Hatta çok heceli kelimelerin çoğu, 18 aya dek tek heceler, tek heceli kelimeler şeklinde çıkar. Bu sınırlılık yalnız tek heceli kelime kullanma eğilimi ile açıklanamayan gelişimsel bir sınırlılıktır. Bu dönemde çocuklar çok heceli kelimeleri de tek hece ile (örneğin, piyano için po) ifade ederler ( Johnson, JS. Lewis, LB.  Hogan, JC. 1997).
  4.İki sözcükle anlatım evresi (18-24 ay): Bebeklik döneminin sonuna doğru iki sözcüklü cümleler kurmaya başlarlar. Dilin gramer yapısıyla ilgili çabaları, isim ve fiilden oluşan ‘’anne ver’’, ‘’baba al’’ gibi iki sözcüklü cümleleri kullanmasıyla başlamıştır. İki yaşına geldiğinde iki üç sözcükle karmaşık düşünce yapısını belirten cümleler kurar. ‘’telgraf’’ ya da ‘’telepatik’’ anlatım adı verilen bu cümlelerin anlamları çocuğun çevresindekilerce bilinir (Ersanlı, 2005).
  5.Dilbilgisi kurallarına uygun olarak ilk konuşma evresi (24-60 ay): Çocuk üç yaşına geldiğinde temel ihtiyaçlarını dile getirebilecek düzeyde konuşabilir. Bu yaşlarda geçmiş zaman kipini çok kullanır.’’Tekil ve çoğul’’ kavramlarını, ‘’burada ve orada’’ zarflarını ve ‘’sen - ben’’ zamirlerini bilir ve kullanır. Ancak bu yaşta kavram kazanma becerisi, yeterince gelişmemiştir. …Buraya kadar yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki dil gelişimi, dilin yalın ses yapısından karmaşık cümle yapısına doğru gelişen bir değişim sürecidir (Ersanlı, 2005).
Dil gelişimindeki bu sıralama değişmezken bu gelişimin hızı fizyolojik ve genetik özellikler, cinsiyet, algısal, bilişsel ve nörolojik gelişim, sosyal çevre ve etkileşim, aile-çocuk arasındaki sözel iletişim düzeyi, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikler gibi etmenlerden etkilenebilmektedir (Lewis, 1982 & Paul, 1996).
Ana dilini edinmek, doğal ortamda, bir başka deyişle aile çevresinde belli bir eğitim-öğretim izlencesi söz konusu olmaksızın, tek gerçek güdülenmenin iletişim kurmak olduğu ve dilsel alışkanlıkların tam anlamıyla 6-8 yaşlar arasında yerleştiği bir sürece denk düşer. Bu dilsel alışkanlıklar aracılığıyla çocuk, bir iletişim becerisiyle donanmaya başlar ve iletişim becerisinin gelişmesi yaşam boyu sürer (Sevinç, 2003).   
Çocuklar için 0-5 yaş arası dönem yabancı dil öğrenme açısından hayati öneme sahiptir. Doğumdan itibaren 5 yaşına kadar çocuğun beynindeki nörofizyolojik mekanizma çok aktiftir ve bu mekanizmanın yardımıyla dil otomatik olarak beyne kaydedilmektedir. Çocuk duyduklarını adeta bir kasete kaydedercesine beynine kaydetmektedir. Bu dönemden sonra bu mekanizma özelliğini kaybetmekte ve kayıt özelliği sona ermektedir (Bikçentayev,
2004).
Psikolinguistler,  hem birinci hem ikinci dili edinme üzerinde çalışmışlar ve ikinci bir dili edinmeye en uygun yaşın yaşamın ilk 10 yılı olduğu üzerinde fikir birliğine varmışlardır. Çünkü ‘’Kritik Dönem Hipotezi’ne göre onuncu yaştan sonra beyinde meydana gelen biyolojik değişim sayesinde beyin, esnekliğini yitirir, iki yarım küre birbirinden daha bağımsız hale gelir ve artık dille ilgili görev daha çok sol yarım küreye düşer. Dolayısıyla bu yaştan sonra ikinci bir dil edinimi zorlaşır, yıllar ilerledikçe bu zorunluluk artarak devam eder (Nunan, 1999). Anadil edinimini kazanmaya başlayan çocuk kritik yaş dönemini geçirmeden yabancı dil eğitimine başlarsa ilerdeki eğitim hayatında da akranlarına göre daha başarılı olmaktadır. Erken çocukluk döneminde kazanılan yabancı dile yönelik bu yatkınlık çocukların bilişsel gelişimine de büyük katkı sağlamaktadır (Lambert, 1972).
Bu bilgiler ışığında anadil gelişiminin başlı başına doğal bir süreç olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Okul öncesi dönemde belleğimize yerleşen sözcükleri tüm anlam özellikleriyle kendimize mal edebiliriz. Yabancı dil ediniminin en verimli ve kalıcı zamanının erken çocukluk dönemi olduğu çıkarımına varabiliriz.
Dünya mirası ve kültürünün en yoğun şekilde İngilizce olarak taşındığını öngörürsek bu dilin salt iletişim amaçlı kazanılmasının yeterli olmayacağı açıktır. Bilimsel ve kültürel gelişmeleri takip edebilmek açısından İngilizce hakimiyetinin önemi tartışılmaz bir gerçektir. Çocukların dünya dili olarak kabul gören İngilizce ile dil gelişiminin kritik özellik taşıdığı okul öncesi dönemde tanışması son derece önemlidir.
« Son Düzenleme: Eylül 12, 2012, 11:58:15 ÖS Gönderen: Av. Kurty »
...ve adalet; her şey için!