M.Kemal Atatürk

Adalet, mülkün temelidir.

 

Misyonumuz

Siz değerli ziyaretçilerimizi hukuk alanında en iyi şekilde bilgilendirmek ve yardımcı olmaktır.

Anasayfa arrow Hukuk Arşivi
Hukuk Arşivi
Nafaka- Samet Can OLGAÇ Yazdır

SAMET CAN OLGAÇ

ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ

 

NAFAKA 

Nafaka geçimlilik, yasaların belirlediği durumlarda, genellikle zaruret hali içinde bulunan kimseye kanunda belirtilen yükümlülükler tarafından verilmesi gereken yardımdır[1].Devletimiz sosyal devlet anlayışına sahip olmasına rağmen geçmişten gelen ve ahlaki olarak kabul edilen bireylerin birbirlerine yardım yükümlülüğü devam etmektedir. Kanunumuzda bununla ilgili düzenlemelerin yapıldığını görmekteyiz(çocukların bakım, eğitim,…gibi giderleri için ödenen iştirak nafakası vs.)Bunun yanında MK. 364 ve MK.366 da belirli derecedeki kan hısımlarına yardım yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukuk akademisyenleri ve uygulayıcıları tarafından diğer nafaka çeşitlerinden(tedbir, yoksulluk, iştirak) ayrı tutulmuş ve yardım nafakası adı verilmiştir. Açıkladığımız yardım nafakası hakkında biraz söz edecek olursak; 

NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ 

A. Nafaka yükümlüleriMADDE 364.- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.       Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.Medeni kanunumuzun 364. Maddesinde de belirtildiği üzere nafaka yükümlüleri:1.Alt soy          2. Üst soy         3. Kardeşler olduğu görülmektedir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki madde metninde hısımlık türü belirtilmemiştir. Dolayısıyla eşin üst soyuyla diğer eş aynı derecede üst soy kayın hısımı olduğunu düşünürsek üst soy kavramının içine eşin üst soyunu da almak gerekmektedir. Buna rağmen doktrinde kabul edilen kan hısımları arasında geçerli olduğu yönündedir. Ayrıca üst soy ya da alt soy arasında derece farkı olmadığı madde metninde açıktır. Yani alt soy-üst soy arasındaki hısımlık derecesi önemli değildir. Önemli olan şartların gerçekleşmiş olmasıdır. 

PEKİ, EVLİLİK DIŞI DOĞMUŞ ÇOCUK YÖNÜNDEN NAFAKA HÜKMÜNÜN DURUMU NEDİR? 

Nafaka ilişkisi alt soy üst soy arasında kurulur. Bunun anne veya baba ya da kız veya oğul yönünden ayrımı yoktur. Evlilik dışı doğmuş çocuğun anneye bağlanması yönünden bir sorun yoktur. Çünkü medeni kanunumuzda çocuğu doğuran kadının onun anası olacağı belirtilmiştir. Ancak baba yönünden durum farklıdır. Medeni kanunumuz madde 295’de belirtilen tanıma ve yine aynı kanunumuzun 301. Maddesinde belirtilen babalığın mahkeme yoluyla kurulması durumlarında nafaka ilişkisi de bundan sonra kurulmuş olur. Tanıma, evlilik birliği içinde doğma, babalığa hükmedilmesi gibi durumlar olmadan sadece biyolojik kan hısımlığının olması nafaka ilişkisinin varlığı için yeterli değildir[2].

Ayrıca, evlat edinme ile de evlat edinen ile evlat edinilen arasında soybağına dayanarak alt-üst soy hısımlığı kurulduğundan edinen ile edinilen arasında MK 364’te belirtilen nafaka ilişkisi kurulmuş olur. 

PEKİ, EVLAT EDİNİLEN KİŞİYLE GERÇEK MANADA ÜST SOYU OLAN ANA VE BABASI ARASINDA BU NAFAKA İLİŞKİSİ SAĞLANABİLİR Mİ? 

Bu durumda gerçek ana babayla hısımlık ilişkisi sona ermediğinden, bunlar arasındaki nafaka ilişkisi de sona ermez. Ancak ikinci dereceye iner[3]. 

PEKİ, EVLAT EDİNEN İLE EVLAT EDİNİLENİN ALT SOYU ARASINDA MK 364 ANLAMINDA NAFAKA İŞİKİSİ KURULABİLİR Mİ? 

Evlat edinen ile evlat edinilenin alt soyu arasında nafaka ilişkisinin olup olmayacağı tartışmalıdır. Bir görüş, evlatlık ilişkisi sadece evlat edinen ile edinilen arasında hısımlık bağı kurduğu görüşünden hareketle, evlat edinen ile evlat edinenin alt soyu arasında nafaka ilişkisinin kurulmayacağı yönündedir[4]. Diğer bir görüş ise evlatlık ilişkisinin sadece evlat edinen ile evlat edinilen arasında hısımlık bağı kurmadığı, evlat edinilenin alt soyu ile evlat edinen arasında da hısımlık ilişkisi kuracağı düşüncesinden hareketle MK 364 anlamında nafaka ilişkisinin kurulacağını kabul etmektedir[5]. Kanaatimce, mahkeme kararıyla kurulmuş olan evlat edinen ile evlatlığın hısımlığı, nasıl evlat edinilen ile evlat edinenin üst soyu arasında hısımlık bağı yaratmıyorsa, evlat edinilenin alt soyuyla evlat edinen arasında da hısımlığın kurulmaması ve MK 364 anlamında nafaka ilişkisinin olmaması daha yerinde olacaktır. MK 364’te sayılan hısımlar sınırlı sayıdadır( numerus clausus). Bunların dışındaki kişilerle MK 364 anlamında nafaka ilişkisi kurulmaz. Buna rağmen kişi nafaka yükümlülüğü olmayan hısımlarına nafaka ödemek isterse, ahlaki borcunu yerini getirmiş sayılır ve ödenen nafaka BK 62 c.2 ye göre geri istenemez. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; nafaka yükümlüleri aynı zamanda yoksulluk nafakası isteme hakkına da sahiptirler. Yani bir büyük baba oğluna, torununa nafaka ödeyeceği gibi şartlar gerçekleşirse büyük baba da torunun ya da oğlundan da nafaka alacaklısı olabilir[6]. 

YARDIM NAFAKASININ ŞARTLARI: 

Yardım nafakasını kendi içinde ikiye ayırarak inceleyelim.Nafakayı talep edecek kişi yönünden: MK 364’te de açıkça belirtildiği üzere “ …yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan…” alt ve üst soyu ile kardeşlerine nafaka verir. Yargıtay bir kararına göre[7]; nafaka talep eden kişinin bizzat kendisini yoksulluğa düşmüş olmalıdır. Örneğin; bir babanın oğluna yoksulluk nafakası verebilmesi için oğlunun yoksulluğa düşmüş olması gerekir. Yoksa gelinin yoksulluğa düşmüş olması halinde eşinin babasından nafaka talep edemez. Kısacası yoksulluğa düşecek plan kişiler, bizzat kendileri yükümlü olan hısımlarından MK 364 anlamında yardım nafakası istemelidirler.Yardım nafakası isteyebilmek için, talep anında yoksulluğa düşmüş olmak şart değildir. Yardım edilmemesi halinde yoksulluğa düşülme tehlikesinin bulunması şart değildir[8]. Kanaatimce de bu görüş yerindedir. Çünkü MK 364’te “…yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan…” şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Yani sadece yoksulluğa düşen alt-üst soy değil, yoksulluğa düşecek olan alt-üst soya nafaka ödenmesini belirtiyor. Kişi yoksulluğa düşmemiş ama öyle bir durumdaki(örneğin çalışamaz duruma gelmesi) yardım edilmediğinde yoksulluğa düşme tehlikesi olduğu durumlarda da MK 364 anlamında yardım nafakasına hükmedilmelidir. Yargıtay’ın bir kararına göre; yaşamı ve geçimi için zorunlu vasıtaları kendi olanaklarıyla temin edemeyen kimse yoksulluğa düşmüş sayılır[9]. Yani nafaka talebinde bulunan kişide bakılması gereken geçinebilecek vasıtalara sahip olup olmadığıdır. Talep de bulunacak kimse önce tüm imkânlarını(mal varlığını) tüketmiş olmalıdır. Aksi halde mal varlığı olan kişi bu mal varlığıyla geçimin sağlayabilir. 

PEKİ, MAL VARLIĞINI TÜKETMİŞ OLMANIN ÖLÇÜSÜ NEDİR?

Söz konusu mal varlığı paraya çevrilebilir nitelikte olmalıdır. Yani kişinin evi var ama ipotekli ya da evi var ama tarihi eser sayıldığından satılamıyorsa gibi durumlar olabilir. Bu durumlarda nafaka istenmesine engel oluşturmaz. Nafaka alacaklısının mal varlığını tüketmiş olduğunun gerekli olduğunu söyledik ama bu hiçbir zaman adalete, hakkaniyete aykırı olmamalı ve nafaka talep edenden beklenebilir nitelikte olmalıdır. Buna örnek olarak Yargıtay’ın bir kararını[10] örnek verecek olursak; o andaki hayat seviyesine göre, kendisi için fazla olsa bile, tek malı olan evini talepte bulunandan satmasını istemek adalete aykırıdır. Ayrıca nafaka isteyen kişi iyiniyetli olmalıdır. Yani elinden gelen çabayı göstermiş fakat buna rağmen yoksulluğa düşmüş olmalıdır. Çalışma imkanı ve gücü olan bir kişinin çalışmaması dolayısıyla yoksulluğa düşmüşse gerekli çabayı göstermemiş demektir ve bundan dolayı nafaka talebinde bulunamaz[11].

Fakat kişi çalışamaz durumda ama bu hale kendi kusuruyla düşmüşse ne olacak?

Bu durumda kusurlu kusursuz diye bir ayrım yapamayız, önemli olan kişinin çalışamaz duruma gelmesi ve yoksulluk içine düşmüş olmasıdır.Yargıtay’ın bir kararına göre[12]; çalışma imkanı olan fakat öğrenimine devam ettiği için çalışamayan bir çocuğunda öğrenim süreci boyunca MK 364 anlamında nafaka talebinde bulunabilecektir. Kızlar, sırf kız olduğu için çalışamayacağı iddiasıyla nafaka talebinde bulunamazlar. Çünkü çalışma yönünden kız erkek ayrımı yapılmamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin Kararına göre[13]; “gerek anayasa gerekse Medeni Kanun kadın erkek eşitliğini öngörmüş ve bunun sonucu olarak çalışma alan ve imkanları kadın erkek ayrımı yapılmadan herkese açık tutulmuştur. Bunun için …. Vücut sakatlığı bulunmayan kızın çalışamayacağının kabulünde isabet yoktur.Yine Yargıtay’a göre[14] malını ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle başkasına devreden kimse, bakım borçlusu bakım borcunu yerine getirdiği sürece, yoksulluk içinde bulunduğu iddiasını ileri süremez. Ancak bakım borçlusunun borcunu yerine getiremeyecek kadar ödeme gücünden yoksun hale gelmesiyledir ki bakım alacaklısı yönünden yoksulluk nafakası şartı gerçekleşir ve nafaka isteme hakkı doğar.Ayrıca MK 364/3’e göre; “Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.” Yani bu metninden de anlaşıldığı üzere karı veya koca eşinden ya da ergin olmayan çocuklar ana veya babasından bakım nafakası alarak ihtiyaçlarını karşıladığı sürece yardım nafakası talebinde bulunamazlar. Çünkü karı koca birbirlerine, ana baba ise çocuklarına bakmak zorunda olduklarından bu imkanları varken yardım nafakası talebinde bulunamazlar. Bir Yargıtay kararını[15] örnek olarak verecek olursak; karı hacze düşüp borçlarını yerine getiremeyecek duruma geldiğinde çocuklarından ya da diğer hısımlarından nafaka talebinde bulunabilirler. Çocuk ise ergin olduktan sonra yoksulluk nafakası talebinde bulunabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararına göre[16]; bakım nafakası ödeyecek birisi bulunduğu ve ödeme gücü olduğu sürece yardım nafakasına başvurulmaz. MK 365 e göre; “Dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilir.” Bu madde metninden de anlaşılacağı üzere, kural olarak nafaka talebinde bulunan kişinin bizzat başvurması gerekirken, eğer kişiye resmi ya da kamuya yararlı bir kurum bakıyorsa nafakayı bu kurumların da talep edebileceği belirtilmiştir.  Nafaka yükümlüsü yönünden: MK 364 nafaka ödeme yükümlüsünün altsoy üstsoy hısım olması ile kardeş olması arasında bir ayrım yapmaktadır.Nafaka yükümlüsünün altsoy üstsoy hısımı olması: MK 364/1’de de belirtildiği üzere yardım nafakası yükümlüsü altsoy üstsoy hısımlardan biriyse nafaka istenebilmesi için sadece kişinin ödeme gücüne sahip olması yeterlidir. Ödeme gücü tespit edilirken, nafaka yükümlüsünün bakmakla yükümlü olduğu başka kişilerin varlığı da göz önünde bulundurulur. Yani kişi nafaka ödemekle, bakım giderlerini karşıladığı eşi ve çocuklarının ihtiyacını karşılamada zora düşecekse, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün yokluğu anlaşılır.Yargıtay, bakım nafakasıyla ilgili 13.03.1967 tarih ve 5/11 sayılı içtihadı birleştirme kararında; askerlik görevin yapan ve hiçbir geliri olmayan kocadan, üstelik kocanın yükümlülüğü bulunmasına rağmen, karının bakım nafakası isteyemeyeceği sonucuna varmıştır. Bu konuda Tekinay geliri olmayan nafaka borçlusunun, yeteneğine uygun bir işte çalışsaydı elde edeceği kazancın nafakanın belirlenmesinde ele alınması gerektiği görüşündedir. Ancak kendisinin de belirttiği gibi çalışaydı ama kişi çalışmıyorsa nafakaya hükmedilse dahi kişinin bunu nasıl ödeyeceği sorusu karşımıza çıkmaktadır.Nafaka yükümlüsünün kardeş olması: MK 364’e göre “Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.” Yani kardeşlerin nafaka yükümlüsü olabilmesi için kendinsin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını karşılamada zorluk çekmemesinin yanı sıra refah içinde olma şartının gerekli olduğu kanun koyucu tarafından belirtilmiştir. 

PEKİ, KARDEŞLER NE ZAMAN REFAH İÇİNDE SAYILIRLAR? 

Yargıtay bu konuda birden farklı karar vermiştir. Yargıtay’ın bir kararına göre; “geliri, çevresi ve sosyal durumuna göre lüks şeyleri sağlamaya elverişli bulunan ve ihtiyacı dışında her şeyi elde edebilecek bolluk ve zenginlik içinde olan kimse, refah halinde sayılır.” Yine Yargıtay’ın başka bir kararına göre[17]; “bir kimse geleceği için kaygı duymadan, toplumun lüks saydığı ihtiyaçları karşılayabilecek durumdaysa” refah içinde yaşıyor demektir.  Yine Yargıtay’a göre refah içinde bulunma kardeşin içinde bulunduğu topuma göre tespit edilir. 2. Hukuk dairesinin 5.11.1985 tarih ve 9089/8985 sayılı kararına göre[18]; yabancı ülkede çalışan ve oranın insanca yaşama şartlarından, para biriktirerek fedakârlık eden bir işçinin, parasının Türk parasına çevrildiği zaman Türkiye için önemli sayılacak miktara ulaşması, o kişinin zengin olduğunun kabulü için yeterli değildir.   Doktrinde[19] ise; bir kimse geliri ile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin(yani ailesinin) ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde gönlünce harcayabileceği bir şey kalıyorsa ve bunu nafaka ödediğinde de harcama imkanına sahip ise[20] refah içinde sayılır. Şunlara da değinmek gerekir ki; kişi lüks yaşıyorsa ve bu yüzden tasarrufta bulunamıyorsa bu ondan nafaka talep edilmesine engel değildir. Ayrıca, lüks yaşayan fakat bunu borç altına girerek sağlıyorsa, yani sırf lüks yaşıyor diye refah içinde olduğunu söyleyemeyiz[21]. 

PEKİ, NAFAKA YÜKÜMLÜSÜ BİRDEN FAZLAYSA KİŞİ BUNLARDAN HANGİSİNE BAŞVURACAK, YOKSA KAYFİ OLARAK İSTEDİĞİ BİRİNE BAŞVURABİLİR Mİ?  

MADDE 365.- Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.Dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilir.Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.Yetkili mahkeme, taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir. 365. maddemizde de belirtildiği gibi kişi birden fazla nafaka yükümlüsünün olduğu bir ortamda bu yükümlülerden istediği birine gidip nafaka talebinde bulunamaz. Bu maddemizle keyfilik önlenmiş ve adillik sağlanmaya çalışılmıştır. Bu maddemizde nafaka talebinin mirasçılıktaki sıraya göre olacağı belirtilmiştir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; buradaki mirasçılardan kastedilen sadece nafaka yükümlülüğü olan mirasçılardır. Yani hala, dayı nafaka talebinde bulunamaz. Şunu da belirtmek gerekir ki; kanaatice altsoy denirken kişi çocuğuna da torununa da nafaka verebilir. Fakat torununun yani altsoyunun aynı zamanda bir üstsoy olarak nafaka vermekle yükümlü olan bir babasının olduğunu da unutmamak gerekir. MK 365’e göre nafaka borçlularının sıralaması; talepte bulunanın;AltsoyuAna babasıRefah içinde olmak şartıyla kardeşBüyük anne büyük baba Burada altsoy kavramına göre örneğin; kişi çocuğundan nafaka talebinde bulunur. Çocuğu ölmüşse ve torunu varsa torunundan nafaka talebinde bulunabilir. Kısacası her çocuğun yerini kendi çocukları alır. Ayrıca şunu da önemle belirtmek gerekir ki; yukarıdaki sıralamada bir ön sıradaki dururken, arkadaki bir nafaka yükümlüsüne başvuramaz. Ancak öndeki yükümlü ödeme gücünden yoksun ise arkadaki nafaka yükümlüsüne başvurulabilir. 

PEKİ, AYNI ANDA MK 365’TEKİ SIRALAMADA BULUNAN FARKLI DERECEDEKİ İKİ NAFAKA YÜKÜMLÜSÜNE DE NAFAKA TALEBİNDE BULUNULABİLİR Mİ? 

Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir. Aynı sırada birden fazla nafaka yükümlüsü varsa, ödenecek olan nafaka miktarı bu nafaka yükümlüleri arasında paylaştırılır. Burada önemli olan nokta nafaka yükümlüleri mali gücü oranında paylaştırılmasıdır. Yani nafaka alacaklısının iki kardeşi varsa biri çok zengin, diğeri refah içinde(zaten kardeşler madde metninde de belirtildiği üzere refah içinde olmalılar) ama diğeri kadar zengin değilse bu kardeşleri arasında ödeme güçleri oranında nafaka tutarı paylaştırılır. Ayrıca, bu kardeşlerden biri refah içinde diğeri refah içinde olmasaydı, o zaman da sadece refah içinde olan nafaka yükümlüsü olacaktı. Yargıtay’ın bir kararına göre[22]; nafaka tutarının tamamını nafaka yükümlülerinden biri ödeyecek güce sahip olsa dahi(diğerinin ödeme gücü olduğu sürece) tamamı bu nafaka yükümlüsünden istenemez.  

PEKİ, AYNI SIRADAKİ NAFAKA YÜKÜMLÜLERİNDEN BİRİ ÖLÜRSE DURUM NE OLUR? 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; bir sıradan diğer sıraya ya ödeme gücünden yoksun olunması( kardeşler için refah içinde olmama) ya da ölmesi durumuna geçilir. Ancak diğer sıraya geçilmeden önce bakılması gereken bir durum vardır. O da ölme halinde o sıradaki kişinin yerine geçebilecek birinin bulunup bulunmadığıdır. Örneğin altsoy kavramı içine çocuklar, torun,… girer. Kişinin birden fazla çocuğu varsa ve nafakanın bunlar arasında paylaştırılabileceğini yukarıda belirtmiştik. O zaman kişinin bu nafaka ödeyen oğullarından biri öldüğünde direk ikici sıraya geçilmez ve ölenin oğlu(nafaka alacaklısının torunu) var mı buna bakılır. Eğer varsa o nafaka yükümlüsü olur ve ödeme gücü oranında nafaka öder. Eğer torun yoksa ya da var ama ödeme gücünden yoksun ise yine hemen ikinci sıraya geçilmez. Bu durumda da aynı sıradaki diğer nafaka yükümlüsü(ya da yükümlülerinin) nafakanın tamamını ödeyebilecek güce sahip olup olmadığına bakılır. Eğer aynı sıradaki diğer nafaka yükümlüleri de ölmüş ya da nafaka tutarının tamamını ödeme gücünden yoksun iseler diğer sıraya geçilir.  Yani ana babadan nafaka talebinde bulunulur. Eğer ana baba yoksa ya da var ama ödeme gücünden yoksun ise diğer sıradaki refah içinde olan kardeşlere geçilir. Eğer kardeşler yoksa ya da var ama refah içinde değilse o zaman da diğer sıradaki büyük anne babaya geçilir. Eğer bunlar da yoksa ya da var ama ödeme gücünden yoksun ise MK 364 anlamında nafaka talep edebilecekleri nafaka yükümlüsü olan hısımları yoktur demektir. 

PEKİ, NAFAKA YÜKÜMLÜLERİNİN AYNI SIRADA OLMASI ZORUNLU MU; YOKSA FARKLI SIRADAK KİŞİLER BİRLİKTE NAFAKA ÖDEYEBİLİRLER Mİ? 

Eğer bir sıradaki nafaka yükümlüsü ödeme gücünden yoksun ise diğer sıradaki nafaka yükümlüsüyle birlikte nafaka ödeyebilirler.  Yani kişiye çocukları nafaka ödediğini varsayalım. Bunlardan biri öldüyse ve yerine geçecek kimse yoksa ve ayrıca diğer nafaka yükümlüleri nafaka tutarının tamamını ödeme gücünden yoksun ise diğer sıradaki ana babaya geçilir ve nafaka yükümlerli olan çocuklarla kişinin ana babası birlikte nafaka tutarını ödeyebilirler. Eğer altsoydaki kişiler yoksa ya da var ama ödeme gücünden yoksun iseler o zaman tamamen üst soya geçer ve ana babadan nafaka talebinde bulunulur. Eğer ana baba yoksa ya da var ama ödeme gücünden yoksun ise bu durumda da refah içinde olan kardeşlere geçiyordu. Fakat ana baba nafaka ödeyebilecek durumda ama tamamını ödeyecek durumda değilse o zaman da ana baba(ya da birisiyle) ile refah içinde olan kardeş birlikte nafaka ödeyebilirler. Eğer ana babadan ikisi de nafaka ödeme gücünden yoksun ise o zaman tamamen diğer sıradaki refah içinde olan kardeşe geçer. Eğer kardeş(ya da kardeşler) refah içinde değilse ya da yoksa diğer sıradaki büyük anne büyük babaya geçer. Fakat kardeş refah içinde ama tamamını ödeyemeyecek durumdaysa o zaman da büyük anne büyük babayla refah içinde fakat nafaka tutarının tamamını ödeyemeyen kardeş birlikte nafaka ödeyebilirler. Eğer kardeş yoksa ya da var ama refah içinde değilse tamamen bir diğer sıradaki büyük anne büyük babaya geçer. Eğer büyük anne büyü baba nafakanın tamamını ödeyebilecek ödeme gücüne sahipse öderler ama ödeme gücüne sahip değillerse ya da ödeme gücünden yoksun ise ödemezler. Eğer büyük anne büyük baban biri varsa ve nafaka tutarının tamamını ödeme gücüne sahipse tek başına nafaka miktarını ödeyebilir. Doktrindeki bazı yazarlar bir sıradaki nafaka yükümlüsü ödeme gücünden yoksun ise bir sonraki sırada yer alan nafaka yükümlüsüyle birlikte nafaka bedelini ödeyebileceklerini belirtiyorlar. Kanaatimce bu eksiktir. Çünkü bir sıradaki kişi nafaka bedelinin tamamını ödeme gücünden yoksun ise bir sonraki sıraya geçilir fakat bu geçilen sıradaki nafaka yükümlüleri yoksa ya da ödeme gücünden yoksun iseler bu durumda kanaatimce bir diğer sonraki sıraya geçilir. Bu durumda da bir sıradaki kişiyle bir sonraki değil daha sonraki sıradaki( 1 ile 3 gibi) nafaka yükümlüsüyle birlikte nafaka bedeli ödenmiş olacaktır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; farlı iki sıradaki kişiler arasında nafaka paylaştırılıyorsa önceki sıradaki kişiden ödeme gücü oranında miktar belirlenir. Kanaatimce, her ne kadar bir sıradaki kişiyle bir sonraki sıradaki kişi birlikte nafaka ödeyeceği doktrinde kabul edilmişse de üç farlı sıradaki nafaka yükümlüsü birlikte nafaka ödeyebilir. Örnekleyecek olursak; nafaka bedeli 5.000 TL. Birinci sıradaki nafaka yükümlüsü olan A’nın ödeme gücü 3.000 TL ise ve bu sırada başka nafaka yükümlüsü( veya yükümlünün yerine geçecek biri) yoksa diğer sıraya geçilir. Bu durumda da ikinci sıradaki nafaka yükümlüsüyle birinci sıradaki nafaka yükümlüsü hısımlar birlikte ödeyecektir. Fakat ikinci sıradaki nafaka yükümlüsünün de ödeme gücü 1.500 TL ise yine nafaka miktarına ulaşılamadığından üçüncü sıradaki nafaka yükümlüsüne bakılır(yani kardeşler). Eğer üçünü sıradaki nafaka yükümlüsü hısımlar birden fazlaysa( refah içinde oldukları unutulmamak şatıyla) ödeme güçleri oranında kalan 500 TL bu nafaka yükümlülerine paylaştırılarak, eğer tek nafaka yükümlüsü varsa ve refah içindeyse kalan 500 TL’lik kısım ona yükletilerek nafaka bedeli tamamlanmış olur. Eğer bu sırada da tamamlanamamış olsaydı aynı işlem dördüncü sıradakine de uygulanırdı. Her ne kadar doktrindeki yazarlar nafaka sıralamasını 4 derece yapmışlarsa da yukarıda belirttiğim örneği devam ettirecek olursam; eğer dördüncü sırada da nafaka bedeli tamamlanamamış olsaydı kanaatimce madde metninin açık ifadesini uygulayarak bedeli tamamlarız. Madde metnine göre; “Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.”(MK 365). Buradan da anlaşıldığı üzere nafaka talebi mirasçılıktaki sıraya göre yapılır. Devam edecek olursak dördünce sırada da nafaka bedeli tamamlanamamış olduğu durumda mirasçılıktaki sıraya göre nafaka bedeli tamamlatılır ve MK 497/2,3,4,5,6 uygulanır. Ön sıradakinin ödeme gücünün olmadığını( kardeşler için refah içinde olmadığı) ispat nafaka talebinde bulunana aittir. Çünkü davayı diğer sıradaki nafaka yükümlüsüne karşı açacak o dur. Diğer sıradaki nafaka yükümlüsüne açabilmesi için ise öndeki sıradakinin ödeme gücünde yoksun olması gerekir. Bundan dolayı ispat nafaka talebinde bulunana aittir. Bir sonraki sıradaki nafaka yükümlüsüne karşı açılan davada bunu ispat etmek nafaka talebinde bulunmak için yeterlidir. 

PEKİ, YARDIM NAFAKASININ MİKTARI NASIL BELİRLENİR? 

MK 365/2 ye göre; “Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.” Bu fıkradan da anlaşılacağı üzere; nafaka miktarı en az nafaka yükümlüsünün ödeme gücü kadardır. Yani nafaka yükümlüsünün ödeme gücünden fazlasını veremeyeceği göz önünde bulundurularak nafaka miktarının alt sınırını nafaka yükümlüsünün ödeme gücü oranı olduğunu söyleyebiliriz. Üst sınırını ise nafaka talebinde bulunanın geçinmesi için zorunlu olan miktardır. Nafaka talebinde bulunan içinde bulunduğu sosyal duruma veya daha önce lük bir hayat yaşıyorsa buna uygun nafaka talep edemez. Ayrıca şunu da önemle belirtmek gerekir ki; nafaka yükümlüsü zengin ise nafaka miktarı geçimi için zorunlu olan miktardan daha fazla olarak belirlenemez. Ancak nafaka yükümlüsü bu miktarı aşan bir miktarı nafaka olarak verebilir. Ancak bu durum MK 364 anlamında bir borcun ifası sayılmaz. Bağışlama ya da ahlaki bir borcun ifası sayılır[23].Nafaka borçlusunun ödeyeceği miktarın alt sınırının ödene gücü olduğunu belirtmiştik. Bu durumda nafaka alacaklısının geçimi için zorunlu olan miktar nafaka borçlusunun ödeme gücüyle sağlanamıyorsa diğer nafaka yükümlülerine başvurulur.Yargıtay’ın bir kararına göre[24]; “hâkim nafaka miktarını tespit ederken ülkenin ekonomik gerçeklerini, geçim şartlarını, tarafların ihtiyaçlarını ve mali durumları ile medeni hallerini de göz önünde bulunduracak.”Nafaka bedeli olarak genellikle belli bir miktar paraya hükmedilir. Fakat bazı yazarlarımıza göre[25]; tarafların durumlarına göre başka bir türde yardım nafakasına karar verebilir. Kanaatimce bu görüş yerindedir. Örneğin; köy gibi kırsal yerlerde nafaka ödeyecek gücü olmayabilir ama bunun yerine kendi ineğinden süt, kendi tavuğundan yumurta, kendi mahsulünden ürün verebilir, üstelik bu da nafaka alacaklısına uygun olur. Çünkü köy gibi kırsal yerlerde onun da paradan daha çok bu ürünlere ihtiyacı vardır. MK 365/4 e göre; “Dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilir.” Bundan dolayı nafaka alacaklısının sürekli sağlık kurumunda kaldığı durumlarda nafaka olarak da bu kurumun masraflarının ödenmesine karar verilebilir. 

PEKİ, NAFAKA MİKTARI DEĞİŞEBİLİR Mİ; DEĞİŞİRSE HANGİ DURUMLARDA DEĞİŞİR? 

Yardım nafakası ihtiyaçlar devam ettiği sürece ve ödeme gücü oranında verilir. Yani ihtiyaçların değişmesi ya da nafaka borçlusunun ödeme gücünde değişiklik olması durumunda nafaka miktarı da değişir. Buna borçlar hukukundan gelen tabirle clausula rebus sic stantibus( yani koşullar değişirse sözleşme hükümlerinde de değişiklik yapılması)[26]. Tarafların durumlarında değişiklik olması halinde ilgili olan taraf hâkime başvurarak nafakanın artırılmasını, azaltılmasını ya da kaldırılmasını isteyebilirler( enflasyon olduğu durumlarda nafaka alacaklısı miktarın artırılması için başvuruda bulunabilir. Ancak bununla beraber nafaka borçlusunun da ödeme gücü artmış olmalıdır. Ayrıca bu artma her iki taraf için de enflasyona uygun bir artma olmalıdır.)[27]. Yargıtay’a göre[28] nafaka miktarında değişiklik yapılabilmesi için dava açılması şarttır. Ancak MK 365/5 e göre; “Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” Buradan da anlaşılacağı üzere hâkim irat biçiminde ödenmesine karar verdiği durumlarda dava sırasında miktarın ileride nasıl ödeneceğine karar verebilir. Yani değişiklik olduğunda miktardaki değişmenin de ne olacağına daha değişme olmadan hâkim karar verebilir. 

USUL
YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEMEİSPAT YÜKÜTARAFLAR
Taraflardan birinin yerleşim yerinde aile mahkemesinde açılır.Davacı;Yoksulluk içinde olduğunuNafaka yükümlüsüyle arasında nafaka ödeme yükümlülüğünü doğuracak bir hısımlığın olduğunu ispat edecektir.Davalının ödeme gücünden yoksun olduğunu ya da kendinden önceki sırada başka nafaka yükümlüsünün olduğunu belirttiği durumda, bunun aksini ispatlayacak[29]Davalı;Ödeme gücünün bulunmadığınıKendisinden önce ya da aynı sırada başka yükümlülerin olduğunuAyrıca şartların değişmesi halinde bunları iddia eden ispatlayacakDAVACIDAVALI
Yoksulluğa düşmüş olan;AltsoyÜstsoyKardeşlerEğer nafaka yükümlüsüne resmi ya da kamuya yararlı bir kurum bakıyorsa bunlar da dava açabilirler.Nafaka yükümlüsü olan kişi ya da kişiler

 

PEKİ, YARDIM NAFAKASI NE ZAMAN BAŞLAR, NE ZAMAN SONA ERER? 

Yargıtay 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre[30]; karar kesinleşince hüküm ifade eder ama geçmişe etkilidir. Başka bir deyişle mahkeme kararıyla birlikte geçmişe etkili olarak dava açıldığı tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğurur. Çünkü bu İçtihadı Birleştirme Kararına göre; “…her davada açıldığı tarihte tespit edilen durum hükme esas alınmak icap eder” bu karara göre yardım nafakası için dava açıldığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde nafakaya hükmedilir.Taraflardan birinin ya da her ikisinin de ölmesiyle kendiliğinden sona erer. Fakat nafaka borçlusu ödeme gücünden yoksun hale gelmişse ya da yoksulluk durumu ortadan kalkmışsa mahkeme kararıyla sona erer. Kanaatimce birden çok nafaka ödeyen olduğu durumlarda bunların biri ölürse mahkeme kararıyla; ölenin yerine birinin geçip geçmediğine bakılır. Geçen birisi varsa ve ödeme gücüne sahipse ondan alınır. Fakat yerine geçen biri yoksa veya var ama ödeme gücünden yoksunsa bu durumda da diğer ödeyenler ölen nafaka borçlusunun ödediği bedeli ödeyecek durumdaysalar onlara ödetilir. Ödeyecek durumda değillerse bu durumda da diğer sıradaki nafaka yükümlüsü olan hısımlara geçilir. 

PEKİ, YARDIM NAFAKASI MİRASÇILARA GEÇEBİLİR Mİ? 

Yardım nafakası talep hakkı sahibinin ölmesiyle mirasçılara geçmez. Çünkü kişiye bağlılık söz konusudur. Yani nafaka alacaklısı yoksulluğa düştüğü için bu nafakaya hükmedilmiştir, mirasçıları için değil. Ancak şunu da önemle belirtmek gerekir ki; Yargıtay’ın bir kararına göre, ölüm anına kadar muaccel olmuş ve tahsil edilememiş nafaka alacakları ölenin mal varlığına girmiş birer alacak hakkı olarak terekeye dahildirler ve bunları mirasçılar diğer alacak hakları gibi talep edebilirler[31]. Nafaka borçlusunun muaccel olmuş ve tahsil edilmemiş borçları kendisi ölse dahi mirasçılarından talep edilebilir.(ölünceye kadarki kısımdan)Ayrıca nafaka borcu bizzat borçlu tarafından yerine getirilebilir bir borç olmadığı için üçüncü kişiye devredilebilir; fakat nafaka alacağında kişiye bağlılık söz konusu olduğundan 3. Kişiye devredilemez. 

PEKİ, YARDIM NAFAKASI HACZEDİLEBİLİR Mİ? 

Yardım nafakası ilama dayanıyorsa hiçbir şekilde haciz edilemez. Fakat sözleşmeye dayanıyorsa belli bir kısmının haczedilebileceği İİK 83’te belirtilmiştir. Bu maddeye göre ilama dayalı olmayan nafakalar, borçlunun ailesinin geçimi için icra memuru tarafından takdir edilen miktar dışında kalan kısmı, nafaka miktarının 4’ünden aşağı olmamak şartıyla haczedilebilir. 

PEKİ, NAFAKA BORÇLUSU NAFAKA BORCUNU NAFAKA ALACAKLISINDAN OLAN BİR ALACAĞI YERİNE TAKAS EDEBİLİR Mİ? 

BK 123 E göre; nafaka alacağı alacaklının geçimi için zorunlu olan ve fiilen alacaklının eline ödenmesi gereken alacaklardandır. Bundan dolayı nafaka alacaklısının rızası dışında nafaka borçlusunun muaccel olmuş bir borcu ile nafaka alacaklısından olan bir alacağı takas edilemez. Fakat nafaka alacaklısı kendisinin nafaka borçlusuna olan borcunu muaccel olmuş kendi alacağı ile takas edebilir[32]. Ayrıca nafaka isteme hakkından ya da muaccel olmamış bir nafaka alacağından feragat edilemez. Buna karşılık işlenmiş olan nafaka alacağı ibra edilebilir[33]. Ayrıca Yargıtay’a göre, nafaka isteme hakkı kamu düzeni ile ilgilidir[34]. Bu sebeple aile hukukuna ilişkin olmasına rağmen, her iki taraf da yabancı uyruklu olsa dahi, Türk mahkemeleri davalının muvafakati aranmaksızın yetkilidir.  Yardım(yoksulluk) nafakasından bahsettikten sonra, diğer nafaka türlerine geçelim: 

İŞTİRAK NAFAKASI: 

ve ayrılık durumlarında velayet kendisine bırakılmayan tarafın çocuğun yetiştirilmesi, bakım ve giderleri için ödediği nafakaya verilen addır. Her ne kadar velayet kendisine bırakılan çocuğun bakım giderlerini karşılamak durumunda olsa da MK 182’ ye göre;  “Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.” Bu maddeden de anlaşılacağı üzere diğer eş de gücü oranında bakım ve eğitim giderlerine katılmak zorundadır. İştirak nafakasının miktarı belirlenirken ödeyecek kişinin ödeme gücü ve çocuğun ihtiyaç giderlerine bakılır.  Yargıtay’a göre velayeti kendisine bırakılmayan taraf çalışma gücünden yoksun ise ya da başka bir geliri yoksa iştirak nafakası ödemez[35].

İştirak nafakası çocukların korunması, dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili olduğundan, taraflar talep etmese dahi hakim re’sen dikkate alır. Ayrıca birden fazla çocuk varsa hakim her birinin durumunu ayrı ayrı değerlendirir ve ona göre karar verir. Örneğin; çocuklardan biri üniversitede okuyorsa onun giderleri, çocuğun mal varlığı, varsa burs miktarı göz önüne alınarak, diğer çocuk ilkokula gidiyorsa onun eğitim giderleri, mal varlığı gibi unsurları dikkate alınarak karar verilir.İştirak nafakasının başlangıç tarihi kararın kesinleştiği tarihtir. Bitiş tarihi ise kural olarak ergin olmaktır. Fakat MADDE 328.- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.Yukarıdaki madde uyarınca çocuk ergin olduktan sonra da eğitimine devam ediyorsa bu eğitim sürecinde koşullara göre kendilerinden beklenen ölçüde nafaka ödemeye devam ederler. Ancak buradan şu anlaşılmasın; örneğin; çocuk ergin olduktan sonra 10-15 yıl üniversite okumaya devam ediyorsa, eğitim süreci diye bu kadar süre boyunca nafaka ödenmez. Burada ortalama bir eğitim süreci dikkate alınır. Yani 4 yıllık üniversite okuyorsa bu süre, tıp gibi daha uzun süreli üniversite okuyorsa bu eğitim süresine göre ölçülü bir süre belirlenir ve bu süre zarfında ödenir.Ayrıca boşanma kararıyla iştirak nafakasına hükmedilmemişse bu durum ileride iştirak nafakası talebinde bulunulamayacağı anlamına gelmez. Yani boşanmadan sonra da iştirak nafakası talebinde de bulunulabilir.Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; çocuk varlıklı ise yine de ana babası nafaka talebi ödemekten kurtulamaz. Sadece nafaka miktarından indirim sebebi sayılır.  

YOKSULLUK NAFAKASI: 

Boşanmadan dolayı yoksulluğa düşmüş olan taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak talep edebileceği nafaka türüdür. 

MADDE 175.- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 

ŞARTLARI: 

1.      Boşanmadan dolayı yoksulluğa düşülmüş olmalı: nafaka talebinde bulunan eş çalışma gücünden yoksunveya başka bir geliri yoksa yoksulluk nafakasına hak kazanır. Ancak Yargıtay’ın verdiği bir karara göre[36]; nafaka talebinde bulunan eşin emekli maaşı ya da malları varsa bunların onu yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığına bakılması gerekir. Yoksul duruma düşmenin ölçüsü ise Akıntürk’ün de deyimiyle normal ve vasat düzeydeki yoksulluk yeterlidir[37]. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; eşin MK 364 anlamında yardım nafakası talebinde bulunma imkanının olması, yoksulluk nafakası istemesine engel değildir[38].

2.      Nafaka talebinde bulunan eşin kusuru daha ağır olmamalı: yani yoksulluk nafakası talebinde bulunan eşya daha az kusurlu ya da kusursuz olacak. Yargıtay’a göre[39]; nafaka talebinde bulunan eşin hiç kusurunun olmaması değil az kusuru olması aranır. Kanaatimce Yargıtay bunu arasa da zaten hiç kusuru olmasa da daha az kusurlu olmuş olduğundan bu karar eksik kalmıştır. Daha az kusurlu olma şartı arandığından nafaka talebinde bulunan eşin daha fazla kusurlu olması yoksulluğa düşse dahi nafaka almasına engeldir. Madde metninde kusuru daha ağır olmamak şatıyla deniyor. Buradan da anlaşılacağı üzere her ikisinin de aynı derecede kusurlu olması halinde de nafakaya hükmedilebilir.

Bu maddeyle MK 175/2’yi yani “Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” birleştirecek olursak; hem nafaka yükümlüsünün kusurunun olmaması aranıyor hem de nafaka talep edenin daha ağır kusurlu olmaması aranıyor. Buradan çıkan sonuç her iki eşin de kusursuz olması durumunda da nafakaya hükmedilebileceğidir.

3.      Yoksulluğa düşecek olan taraf talepte bulunmalı: yani hakim taraflardan yoksulluğa düşecek olan taleptebulunmazsa re’sen(kendiliğinden) karar veremez. Bu talepte bulunma bakımından kadın erkek şeklinde bir ayrım yoktur.MADDE 177.- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.      Yukarıdaki madde metninde de belirtildiği üzere boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarından söz etmektedir. Dolayısıyla nafaka talebi boşanma davası sırasında olduğu gibi boşanmadan sonra da yapılabilir. Boşanma davasında istenmişse boşanma kararında yer alır. Boşanmadan sonra veya ayrı olarak istenmişse usulüne uygun olarak açılacak bir davada karar verilir[40].

4.      Nafaka miktarı ödeyecek nafaka yükümlüsünün mali gücüne uygun olmalı: nafaka yükümlüsünün maligücü nafaka alacaklısının yoksulluk içinden kurtulmasına yetecek durumda değilse sadece ona hükmedilir (örneğin nafaka alacaklısının yoksulluktan kurtulmak için zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli nafaka tutarı aylık 2.000 TL ve nafaka yükümlüsünün mali gücü 1.000 TL ise nafaka yükümlüsünün mali gücü olan 1.000 TL’ye hükmedilir.). Eğer nafaka yükümlüsünün mali gücü fazlasıyla yerinde olması onun nafaka alacaklısını yoksulluktan kurtaracak miktarın üzerinde nafaka miktarı ödemesini gerektirmez. Eğer böyle olmazsa yoksulluk nafakasının amacına aykırı davranılmış olur. Çünkü yoksulluk nafakasıyla ulaşılmak istenen nafaka alacaklısını yoksulluk içinden kurtarmaktır. Yoksulluktan kurtarmanın üstünde bir hayat tarzı sağlamak değildir. Ayrıca mali güç tespit edilirken her iki tarafından ihtiyaçları da göz önünde bulundurulur. Bunun yanında boşanmayla maddi manevi tazminata hükmedilmişse bunlar da nafaka miktarının belirlenmesinde dikkate alınmalıdır[41]. Yargıtay’a göre[42]; kamu düzenine, ahlaka ve emredici kurallara aykırı olmamak şartıyla eşler nafaka miktarını istedikleri gibi, hatta yabancı para olarak bile kararlaştırabilirler. Ancak bunun geçerli olması hakimin onamasına bağlıdır.      

USUL
YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEMENAFAKANIN SÜRESİNAFAKANIN ÖDENİŞ BİÇİMİ
Eğer nafaka talebi boşanma davasıyla birlikte ileri sürülmüşse boşanma davasına bakan yetkili ve görevli aile mahkemesidir. Eğer boşanma davasından sonra ise ayrı bir dava açılır ve bu davaya bakmakla yetkili ve görevli olan mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri aile mahkemesidir(MK 177, Aile Mahkemeleri Kanunu 4)MK 175’te de belirtildiği üzere yoksulluk nafakası süresizdir. Tabloda NAFAKANIN SONA ERMESİ kısmında  belirtilen hallerin gerçekleşmesiyle  nafaka sona erer. Defaten ya da irat şeklinde ödenebilir(MK 176/2). Buna karar vermek hakimin takdir alanı içine girer. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; taraflar kendi aralarında anlaşabilirler fakat bunun da hakim tarafından onanması gerekir(MK 184). Uygulamada mahkemelerin genelde nafaka ödenme biçimine irat şeklinde(düzenli aralıklarla) hükmettikleri görülmektedir.
ZAMANAŞIMI
MADDE 178.-Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” Madde metninde anlaşılacağı üzere zamanaşımı süresi 1 yıldır. Bu zamanaşımı süresiyle amaçlanan eşlerin yıllar sonra nafaka istemiyle karşı karşıya kalmalarını önlemektir. Bütün alacak istemlerinde olduğu gibi nafaka alacağında da bir sürenin olması gerekir. Bu süre boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren başlayarak 1 yıllık zamanaşımına tabidir.
NAFAKANIN SONA ERMESİ
MK 176/3: “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.” Bu madde metninden de anlaşılacağı üzere nafakanın sona ermesi irat biçiminde ödenen nafakalarda söz konusudur. Nafaka alacaklısının ölmesi ya da yeniden evlenmesi durumlarında kendiliğinden(ipso iure), diğer hallerde ise mahkeme kararıyla sona erer. Her ne kadar borçlunun ölümüyle sona erer denilse de ölüm anına kadarki muaccel olmuş yani ödenmesi gereken bir hale gelmişse ölse dahi bu borç terekesinde yer alacağından mirasçıları tarafından ödenmelidir. Aynı durum nafaka alacaklısı açısından da söz konusudur. Yani nafaka alacaklısı ölse dahi mirasçıları muaccel olmuş nafaka alacağını diğer taraftan talep edebilir. Nafaka borcun irat ya da defaten ödenmiş olup olmadığı fark etmez. Yeniden evlenme nafaka alacaklısı yönünden sona erdirirken nafaka borçlusu yönünden sona erdirmez. Ama borçlunun evlenmeyle ödeme gücü azalacağından indirim sebebi sayılabilir. Mahkeme kararıyla sona erme hallerinden alacaklı tarafın evli olmamakla birlikte fiile evli gibi yaşaması hali günümüzde kadınların bazı gelirlerinin kalkmasını önlemek için yaygınlaşmıştır. Resmi nikah yerine imam nikahı yapılarak asıl durum saklanmaya çalışılmıştır. Bu durum açıkça hakkın kötüye kullanılması durumunu teşkil eder. Yukarıdaki maddede sayılan mahkeme kararıyla sona erme nedenleri varsa hakim takdir hakkı olmadan nafakanın kaldırılmasına karar verecektir. Çünkü madde metninde mahkeme kararıyla kaldırılır ibaresi kullanılmış, kaldırılabilir gibi bir ifade kullanılmamıştır.
NAFAKANIN DEĞİŞTİRİLMESİ DURUMU
MK 176/4: “Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Madde metninden de anlaşılacağı üzere irat biçimindeki nafaka ödemelerinde artırma ya da azaltılma söz konusu olabilir. Defaten yapılan ödemelerde söz konusu değildir. Nafaka miktarının artırılmasına yönelik talep nafaka alacaklısından, azaltılmasına yönelik talep nafaka borçlusundan gelir. Burada önemli olan nafaka miktarının artırılması ya da azaltılmasında durumların değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği bir hal olmuş olmasıdır. Ayrıca MK 176/5’e göre; “Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” Madde metninden de anlaşılacağı üzere hakim irat şeklinde nafaka ödenmesine karar verirken ileride miktarın ne olacağına da karar verebilir. Eğer hakim böyle bir karar verdiyse değişen koşullarda da nafaka miktarı değişir ve bunun içinde talepte bulunmaya gerek yoktur.

  

TEDBİR NAFAKASI: 

Boşanma davası devam ettiği sürece eşlerden birinin diğer eşe ödemesi gereken nafakadır.MK. md. 166’ya göre;  Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.”Boşanma davası açılınca, eşler ve çocuklar muhtemelen bu durumdan zarar görür. Bundan dolayı kanun koyucu hakime özellikle eşlerin barınması, geçimine, eşlerin malların yönetimine ve çocukların bakımı ile korunmasına dair geçici önlemleri alma konusunda yetki vermiştir. Ayrıca hakim bunların dışında gerekli gördüğü tedbirleri alır. Boşanma ve ayrılık davasının açılması her ne kadar eşlere ayrı yaşama hakkı verse de evlilik birliği devam eder. Buna bağlı olarak karı ve kocanın da birbirlerine karşı olan yükümlülükleri de devam eder. Bu bakımın nasıl olacağı eşler arasında kararlaştırılırsa bu anlaşma uygulanır. Eşlerin anlaşamamaları halinde, hakim, dava açıldığı zaman eşlerden birinin geçimini teminde güçlük çektiği durumlarda, diğerinin onun geçimine ne kadar katkıda bulunacağına da karar verir. Bu bağlamda eşin diğer eşe dava devam ettiği sürece yapacağı bu yardıma tedbir nafakası adı verilir. Bu nafakanın miktarını hakim tarafların mali durumlarını göz önünde bulundurarak belirler. Yargıtay’a göre, düzenli geliri olan eş lehine tedbir nafakasına karar verilemez[43] Tedbir nafakasına hükmedilirken boşanma davasını kimin açtığı, kimin kusurlu olduğu göz önünde tutulmaz[44]. Zira önemli olan tarafların mali durumudur. Tedbir nafakasının ödenmesi, kararın alındığı tarihten değil de boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren başlar. Bir diğer ifadeyle mahkemenin vereceği karar davanın açılması anına kadar geçmişe etkilidir. Tedbir nafakası boşanma ya da ayrılık kararının kesinleşmesi ile sona erer. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.  Hükmedilecek nafaka tarafların sosyal ve ekonomik durumlarıma uygun olmalıdır. Tedbir nafakasından sonra boşanma davası açılırsa dosyalar birleştirilir. Ayrıca kocanın bakım borcu mutlak olduğu için işsiz olması istisnalar dışında( çalışamayacak kadar hasta olma, askerlik görevini yapma) nafaka ödemesine engel değildir. nafaka yükümlüsü olan kimse yurt dışında çalışıyorsa ve maaşı da belli de değilse Çalışma Bakanlığı Yurt Dışı İşçi Çalıştırma Sorunları Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak ortalama maaş miktarı belirlenir. Tedbir nafakası boşanma davasıyla birlikte ya da yargılamanın her aşamasında eş kendisi ve çocukları için isteyebilir. Bunun için ayrı yaşamada haklı olduğunu ispata gerek yoktur. Çünkü boşanma davasının varlığı ayrı yaşamada haklı bir neden olduğunu gösterir.     



[1] Ejder yılmaz hukuk sözlüğü

[2] Yargıtay 2.hukuk dairesi 21.04.1951, 2788/3105 sayılı kararı

[3] Dural/öğüz aile hukuku cilt III filiz kitabevi sayfa 342 dipnot yazarlar

[4] Tekinay 468, feyzioğlu 491, akıntürk 387

[5] Oğuzman/dural 260.

[6] Dural/öğüz aile hukuku cilt III

[7] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 27.10.1994 tarih ve 10276/11158 sayılı kararı

[8] Feyzioğlu 580, Ergenekon 62, oğuzman/dural 380

[9] Yargıtay 2.hukuk dairesi 3.3.1976 tarih ve 1781/2009 sayılı kararı

[10] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 22.10.1954 tarih ve 5190/4923 sayılı kararı

[11] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 24.12.1985 tarih ve 10787/11100 sayılı kararı

[12] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 17.01.1978 tarih ve 9023/221 sayılı kararı

[13] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 32.06.1975 tarih ve 5386/5641 sayılı kararı

[14] Yargıtay 2.Hukuk dairesi …02.1974 tarih ve 1011/1050 sayılı kararı

[15] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 21.02.1976 tarih ve 421/740 sayılı kararı

[16] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 05.12.1962 tarih ve 124/62 sayılı kararı, Yargıtay 2.Hukuk dairesi 16.06.1975 tarih ve 5183/5453 sayılı kararı, Yargıtay 2.Hukuk dairesi 06.10.1976 tarih ve 6783/6794 sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.02.1962 tarih ve 54/14 sayılı kararı

[17] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 23.03.1974 tarih ve 191/1961 sayılı kararı

[18] YKD 1986, c. XII, 346

[19] Feyzioplu 584, tekinay 592, köprülü/kaneti 293

[20] BGE 82 II 197

[21] Egger, art. 328 N 38.

[22] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 24.01.1997 tarih ve 13947/1936 sayılı kararı

[23] Oğuzman/dural 286, dn. 1193

[24] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 16.05.1975 tarih ve 5185/5453 sayılı kararı

[25] Oğuzman/dural 387

[26] Oğuzman/dural 387

[27] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 10.05.1952 tarih ve 3111/2848 sayılı kararı

[28] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 03.05.1975 tarih ve 3311/3753 sayılı kararı

[29] Feyzioğlu 583

[30] Ayrıca Yargıtay 2.Hukuk dairesi 28.11.1970 tarih ve 2668/3226 sayılı kararı

[31] Yargıtay 2.Hukuk dairesi 06.05.1974 tarih ve 2936/2795 sayılı kararı

[32] Tekinay 598

[33] Oğuzman/dural 390

[34] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22.11.1967 tarih ve 8041/553 sayılı kararı

[35] Ayrıca akıntürk 316

[36] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 31.03.1992 tarih ve 19261/3800 sayılı kararı

[37] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 01.04.1993 tarih ve 2422/3152 sayılı kararı

[38] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 19.02.1990 tarih ve 10680/1999 sayılı kararı

[39] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 20.11.2000 tarih ve 1421/2560 sayılı kararı

[40] Yargıtay 2. Hukuk dairesi 04.03.1998 tarih ve 1421/2560 sayılı kararı

[41] Tekinay 265

[42] Yargıtay 3. Hukuk dairesi 04.03.2003 tarih ve 1941/2097 sayılı kararı

[43] Yarg. 2. HD. 12.11.2005, 13308/16082

[44] Öztan, s. 477

 

Devamı...
 
Soybağının Kurulması- Samet Can OLGAÇ Yazdır

SAMET CAN OLGAÇ

ANKARA ÜNİV. HUKUK FAK. ÖĞRENCİSİ

SOYBAĞININ KURULMASI

Soybağı medeni kanunumuzun aile hukuku kitabının 2. kısmında düzenlenmiştir. Çocuk ile soy bağının kurulması aile hukukunda 2 farlı şekilde karşımıza çıkar. Bunlardan birincisi kan bağına dayanarak soy bağının kurulması, diğeri ise evlat edinme yoluyla soy bağının kurulmasıdır. Soy bağının kan bağına dayanarak kurulmasında 2’li bir ayrım yapacak olursak;çocuk ile ana arasında soy bağının kurulması: medeni kanunumuzun 282. mad. 1.f göre çocuk ile ana arasında soy bağı doğumla kurulur. Ayrıca şunu da önemle belirtmek gerekir ki;  ana ile çocuk arasında soybağının kurulması için çocuğun evlilik dışı ve evlilik içi doğmuş olması gibi bir ayrım yapılmaz. Başka bir ifadeyle; çocuğun doğmasıyla evlilik içinde doğup doğmadığı dikkate alınmaksızın anayla soybağı kurulur. çocuk ile baba arasında soy bağının kurulması:  MK mad. 282/2 de belirtildiği üzere çocuk ile baba arasında soybağının kurulması 3 şekilde olur. Bu soybağı;ana ile evlilik halinde soybağının kurulması:  evlilik birliği içinde doğan çocuklarda ya da evlilik dışı doğan çocuğun ana babasının sonradan evlenmesi durumlarında karşımıza çıkar.Tanıma yoluyla soybağının kurulmasıBabalık davası yoluyla soybağının kurulmasıYukarıda 2. ayrımda belirtilen soybağının kurulması yolları çocuğun evlilik içinde doğup doğmamasına göre farklı şekillerde gerçekleştirilir.     ÇOCUĞUN EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE DOĞMASI

MK 285/2’ ye göre; evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Şunu da belirtmek gerekir ki; babalık karinesi adi bir karinedir, çürütülebilir; yani aksi ispat edilebilir. Bu karine soybağının reddi davasıyla çürütülebilir. 

SOYBAĞININ REDDİ DAVASI(BABALIK KARİNESİNİN ÇÜRÜTÜLMESİ)
NİTELİĞİDAVAYI AÇABİLECEKLER3. KİŞİLERDEN DAVAYI AÇABİLECEKLER3.KİŞİLERİN DAVAYI AÇMASI HALLERİ
Yenilik doğuran dava niteliğindedir[1].Çocuk ve baba Kocanın alt soyu, anası, babası, baba olduğunu iddia eden kişiKocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hallerinde
3.KİŞİLERİN DAVAYI AÇMA SÜRELERİ DAVALI OLABİLECEKLERSÜRE
DAVAYI BABANIN AÇMASI HALİNDEDAVAYI ÇOCUĞUN AÇMASI HALİNDE
Doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararının verildiğini öğrenmelerinden itibaren itibaren 1 yıl içindeDavayı baba açarsa ana ve çocuk; çocuk açarsa ana ve kocaDoğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içindeErgin olmayan çocuğa kayyım atanır. Kayyım, atama kararının kendisine tebliğinden itibaren, her halde doğumdan başlayarak; çocuk ergin ise ergin olmasından başlayarak 1 yıl içinde
 Şunları da belirtmek gerekir ki; bu davayı açma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olmasından dolayı kişi sınırlı ehliyetsiz olsa da yasal temsilcinin iznine gerek olmaksızın davayı açabilir. Kocanın tam ehliyetsiz olması halinde ise yasal temsilcilerin koca adına soybağının reddi davası açma hakka yoktur[2]. Ergin olmayan çocuğa atanan kayyımın soybağının reddi davası açmamış olması çocuğun ergin olmasından sonra soybağının reddi davası açma hakkına engel değildir.  Bu dava taraflardan birinin doğum veya dava sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Görevli mahkeme ise aile mahkemesidir.( olmadığı yerde asliye hukuk mahkemesidir.)MK. Md. 284’e göre;Soybağına ilişkin davalarda, hakim maddi olguları re’sen araştırır, kanıtları serbestçe takdir eder.Taraflar ve 3. Kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdür. Davalı hakimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hakim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.  
İSPAT YÜKÜ 
Madde nu: MK. 287Madde nu: MK. 288
Çocuk evlilik birliği içinde ana rahmine düşmüşse; soybağının reddi davasını ileri süren davacı, kocanın                             Baba olmadığını ispatla yükümlüdür.                  çocuk evlenmeden önce ya da ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse; sobağının reddini ileri süren davacı, sadece bu olguyu ispatlaması yeterlidir.                            
Evlenmeden başlayarak 180 gün geçtikten sonra ve evlenmenin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğmuş çocuk evlilik birliği içinde ana rahmine düşmüş sayılır.
Gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.

 EVLİLİK DIŞINDA DOĞAN ÇOCUĞUN ANA VE BABASININ SONRADAN EVLENMESİ 

Evlilik dışında doğan çocuk, anne ve babasının birbiriyle evlenmesi halinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur.( MK. Md. 292)Anne baba isterlerse evlenme sırasında, isterlerse de evlenmeden sonra nüfus memuruna giderek durumu ibraz edebilirler. Eşlerin evlenme sırasındaki yerleşim yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek zorundadırlar. Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilşkin hükümlere tabi olmasını engelleyemez (MK. Md. 293/2) şunu da belirtmek gerekir ki; daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince nüfus memuru re’sen gerekli işlemleri yapar.(MK. Md. 293/3)Evlenme yoluyla kurulan soybağına itiraz edilebileceği MK. Md. 294’te belirtilmiştir: Evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilecekler  
Çocuk, ölümü, ayırt etme gücünü Cumhuriyet savcısı ana ve babanın yasal mirasçıları kaybetmesi halinde alt soyu İtiraz edenler kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür(MK. Md.294). tanımanın iptaline ilişkin hükümler kıyas yoluyla burada da uygulanır. Bu bağlamda itiraza ilişkin süreler MK. Md.300’deki hükümlere tabidir. Yukarıdaki tabloda belirtilen kişiler soybağının kurulmasını sağlayan evlenmenin gerçekleştiğini ve kocanın baba olmadığını öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde evlenmenin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçmeden açılır. Yetkili mahkeme ise; taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Görevli mahkeme aile mahkemesidir.

TANIMA 

Tanıma, evlilik dışı doğan bir çocuğun baba tarafından, kendisinin olduğunu belirleyen tek taraflı bir hukuki işlemdir[3]. Tanıma beyanı yenilik doğuran işlem niteliğindedir. Şunu da önemle belirtmek gerekir ki; tek taraflı bir beyanla, karşı tarafın kabulüne gerek olmaksızın gerçekleşir[4]. Ayrıca bu beyan geçmişe etkilidir. Yani doğum anından itibaren baba ile çocuk arasında soybağının kurulmasını sağlar.  Tanıma işlemi kişiye sıkı suretle bağlı olması nedeniyle işlemin bizzat, tanıyacak kişi tarafından yapılması gerekir. Ancak tanıma beyanında bulunacak kimse küçük veya kısıtlı ise medeni kanunumuzun 295/2 maddesi gereğince veli ya da vasinin rızası da gereklidir.

ŞARTLARI:TANIYANIN EVLİLİK DIŞI BABA OLMASI: Medeni kanunumuza göre tanıma hakkı yalnızca evlilik dışı doğan çocuğun doğal babasına aittir.

ÇOCUĞUN TANINMASINA YASAL BİR ENGEL BULUNMAMALI: MK. Md.295’e göre; başka bir erkekle soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz. Başka bir deyişle; evlilik dışı çocuğun tanınmasında herhangi bir engel yoktur. Fakat evlilik birliği içindeki çocuğun tanınabilmesi için koca tarafından soybağının reddi hali söz konusu olmalıdır.( evlilik dışında doğan çocuk zina ürünüyse, doğumla koca arasında kurulan soybağı kaldırılmadıkça tanınamaz.

TANIMA ŞEKLE UYGUN OLARAK YAPILMALI:

TANIMANIN YAPILMASININ YOLLARI  

Nüfus memuruna            

mahkemeye yazılı başvuru           

vasiyetname ile                         

resmi senet ile yazılı başvuru 

TANIMANIN İPTALİ: 

TANIMANIN İPTALİNİ İSTEMEYE YETKİLİ KİŞİLERSÜRELERİSPAT YÜKÜ
TanıyanDiğer ilgililerÇocuğun ölümü halinde alt soyuTanımanın iptalini ana veya çocuk da birbirinden bağımsız olarak isteyebilirCumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililerTanıyan; aldatma, yanılma veya korkutma gibi nedenlere dayanarak; yanılma ve aldatmanın öğrenildiği veya korkutmanın ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl, her halde tanımadan itibaren 5 yıl içinde açmalıdır[5]. Çocuğun dava hakkı ergin olmasından itibaren 1 yıl geçmekle düşer. Burada 1 yıllık süre tanımayı ve tanıyanın baba olmayacağını öğrendikleri tarihten, 5 yıllık süre ise tanımadan itibaren başlar.tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla açılan iptal davasında ispat yükü, tanıyanın, gebe kalma döneminde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin inandırıcı kanıtları göstermesinden sonra doğar. ; çocuk hayatta iken tanınmışsa, çocuğun ölümü halinde altsoyunun tanımanın iptalini talep edebilmesi, çocuğun iptal davası açma süresi geçmeden ölmesi ve tanımanın iptalini dava etme hakkını kullanacağının ispatlanması halinde söz konusu olur. Eğer çocuk, hak düşürücü süre içinde dava açmamışsa ya da hak düşürücü süre geçmemekle beraber çocuğun açık veya örtülü davranışları iptal davası açmayacağı iradesini ortaya koymuşsa, çocuğun altsoyu tanımanın iptali davası açamaz. Fakat çocuk ölümünden sonra tanınmış ise, bu durumda iptal davası açma hakkının doğrudan doğruya altsoyuna ait olması sebebiyle çocuğun altsoyu hak düşürücü süre içinde tanımanın iptalini dava edebilir.  

Cumhuriyet savcısına dava hakkı tanınması, çocuğun soybağının belirlenmesinin kamu düzeni ile ilgili olmasında ve bu yolla gerçeğe aykırı tanımaların önlenmesinde görülür. Cumhuriyet savcısı dışında ayrıca Hazineye de dava hakkı tanınması, tanıma yoluyla kurulan soybağının gerçeğe aykırı olması halinde, Hazinenin miras menfaatinin etkilenmesinin engellenmesiyle açıklanabilir[6].  Ayrıca tanımanın iptalinde menfaati olan kişiler “ ilgili” kavramı kapsamında yer alır.  Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir ( MK. md. 300/IV). Davanın ana veya çocuk dışındaki kişiler tarafından açılması halinde davacı, tanıyanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Ana ve çocuk tarafından açılan davalarda ise yukarıda da belirtildiği üzere ispat yükü daha da hafifletilmiştir.       

BABALIK DAVASI YOLUYLA SOYBAĞININ KURULMASI

Evlilik dışında doğan bir çocukla baba arasında, ana ile sonradan evlenme ya da tanıma yoluyla soybağının kurulmasının yanı sıra, hakim kararıyla da soybağının kurulabilir. Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkeme kararıyla sağlanmasını ana veya çocuk ( ya da kayyım ) davacı sıfatıyla isteyebilir. Bu dava ise, davalı sıfatını taşıyan baba ve babanın ölümü halinde mirasçılarına karşı açılır(MK. Md.301). 

Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir.(MK.md.301/3) Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer[7]. Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

MADDE 302.- Davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır.Bu sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur.Davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder. Yukarıdaki maddede belirtilen karinenin önemli bir rolü vardır. Şöyle ki; davacının, davalının babalığını ispat edebilmesi için, yalnızca bu süre içinde cinsel ilişkinin olduğunu kanıtlaması yeterlidir. Davalı ise söz konusu babalık karinesini ancak, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlayarak çürütebilecektir.  Buna karşılık davacı, çocuğun davalı erkekten olduğunu kesin olarak kanıtlayarak kendi lehine olan karineyi canlandırabilir. Günümüzde bu amaçla kan testine sıkça başvurulmaktadır. Yargıtay da bir kararında, kan testinin şart olduğuna, muayene sonucu çocuğun tıbben davalıdan olamayacağı anlaşılırsa başka takdiri delile gerek olmadığına karar vermiştir[8].

MADDE 498.- Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; babalık hükmü inşai(yenilik doğurun) nitelikte olup geçmişe etkilidir. Yani çocuğun doğduğu andan itibaren haküm ve sonuç doğurur.Ana babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından bazı zararlarının karşılanmasını isteyebilir(Doğum giderleri, Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderleri,…). Çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.    

EVLAT EDİNME YOLUYLA SOYBAĞININ KURULMASI

Evlat edinmede; medeni kanunumuzun kabul ettiği soybağının kurulması yollarından birisidir. evlat edinen ile evlatlık arasında mahkeme kararıyla doğan bir soybağı söz konusudur ve kan bağına dayanmaz. Soybağı sadece evlat edinen ile evlatlık arasında geçerlidir. ŞARTLARI 1)        

KÜÇÜKLERİN EVLAT EDİNİLMESİNE İLİŞKİN ŞARTLARa-           

Genel Şartlar aa)         

Küçük evlat edinen 1 yıl süreyle  tarafından bakılmış ve eğitilmiş olmalıdırÖnceki Medeni Kanunumuzda bulunmayan böyle bir şartın öngörülmesi, madde gerekçesinde “ bir kimsenin bakmadığı ve eğitimine hiçbir katkısı olmadığı herhangi bir küçüğü evlat edinmesi engellenmekte ve bir çeşit deneme süresi ile tarafların birbirlerini tanımalarına da olanak sağlanmaktadır” ifadeleriyle açıklanmıştır.   Küçüğün evlat edinen tarafından bakılmış ve eğitilmiş olması şartının gerçekleşmesi, küçük ile evlat edinen arasında sürekli bir ilişkinin kurulmasını gerektirir. Bu nitelikte olmayan boş zamanları birlikte değerlendirme sürekli bir ilişkinin varlığı için yeterli değildir. Ancak, gerek evlat edinen, gerekse evlatlık açısından söz konusu olabilecek hastalık, eğitim veya mesleki sebeplerle birlikte bulunamama, bakma ve eğitme ilişkisinin sürekliliğini etkilemez[9].  Şu hususu da belirtmek gerekir ki; “ küçük” terimi 18 yaşını doldurmamış kişileri ifade eder. Henüz 18 yaşını doldurmamakla beraber, evlenme veya mahkeme kararı ile ergin olan kişilerin evlat edinilmesi, MK. md. 313 ( ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi )  hükmünün şartlarına tabidir.

bb)          Evlat edinmenin küçüğün yararına olması                 MK. md. 305/ II’de öngörülen bu şart, esasen evlat edinme kurumunun temel amacını teşkil eder. Evlat edinmenin küçüğün yararına olup olmadığını, tarafların ilişkilerini, çocuğun fiziki, sosyal ve ekonomik gelişiminin sağlanmasına ilişkin şartları dikkate alarak hakim takdir edecektir.

cc)           Evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı biçimde   zedelenmemesi Medeni Kanunumuz, önceki Medeni Kanunun aksine küçüklerin evlat edinilmesi açısından evlat edinenin altsoyunun bulunmaması şartını öngörmemiştir. Dolayısıyla altsoyu bulunan kişilerin de küçükleri evlat edinmesi mümkündür. Fakat bu durumun altsoyun menfaatini zedelememesi gerekir. Evlat edinme ilişkisinin diğer çocukların miras menfaatlerini de azaltmak ya da evlatlığın ihtiyaçlarının karşılanması söz konusu olmaksızın evlat edinenin diğer çocuklara karşı olan ekonomik veya sosyal yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi amacıyla kurulması hallerinde hakkaniyete aykırı biçimde zedeleme durumu ortaya çıkar. Söz konusu hallerde, evlat edinme ilişkisinin kurulmasının hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirmek mümkündür[10].

b-            Evlat Edinene İlişkin Şartlar Evli Kişilerin Birlikte Evlat Edinmesi Kanunkoyucu evli kişiler açısından kural olarak birlikte evlat edinme sistemini benimsemiştir. Evli kişilerin tek başına evlat edinmesi istisnai durumlarda ancak MK. md. 307/II’deki şartların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Ayrıca şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki; Medeni Kanun evli olmayan kişiler için birlikte evlat edinme imkanını tanımamıştır ( MK. md. 306/I c.2). Eşlerin birlikte evlat edinebilmesi için, en az 5 yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir. Eşlerin evliliğinin 5 yılı doldurmamış olması hali için hükümde öngörülen 30 yaşı doldurma şartı her iki eş için de aranır. MK. md. 306/III hükmünde, eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Şöyle ki; “ Eşlerden biri, en az 2 yıldan beri evli olmaları veya kendisinin 30 yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir. .

Evli Kişilerin Tek Başına Evlat Edinmesi

Kural, evli kişilerin birlikte evlat edinmesi ise de, eşlerin birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığı bazı hallerde, MK. md. 307/III hükmü, evli kişilerin tek başına evlat edinmesine olanak tanımaktadır. Buna göre;Evli eş, 30 yaşını doldurmuş olmalı                        VE Diğer eş ayırt etme gücünden sürekli yoksun olmalı                       VEYA 2 yılı aşkın bir süredir nerede olduğu bilinmiyor olmalı                       VEYA 2 yılı aşkın bir süreden beri mahkeme kararıyla eşinden ayrı yaşıyor olmalı dır.  

Evli Olmayan Kişilerin Evlat Edinmesi Evli olmayan kişinin evlat edinebilmesi için diğer şartların yanında  30 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

c-             Evlat Edinilen Açısından Şartlar

aa)          Yaş                 MK. md. 308/I’e göre; evlat edinilenin evlat edinenden en az 18 yaş küçük olması gerekir. Bir diğer ifadeyle evlat edinen ile evlatlık arasında 18 yaş farkının bulunması gerekir.

bb)          Küçüğün Rızası                     Evlat edinme ilişkisinin evlatlığın kişilik hakkı ile doğrudan ilişkisinin bulunması sebebiyle, bu ilişkinin kurulabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olan küçüğün rızasının alınması gerekir.

Yasal Temsilcinin Rızası Evlat edinilen küçük velayet altındaysa, kendi rızası dışında ayrıca ana ve babasının da rızası aranır. Sadece birinin rızası yeterli değildir, hem ananın hem de babanın rızası gerekir. Ayrıca şu hususu da belirtmek gerekir ki; ana ve/veya velayet hakkına sahip olmasalar dahi küçüğün evlat edinilmesi için rızaları gereklidir[11]. Ana ve babanın rızası, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir. Küçüğün doğumunun üzerinden 6 hafta geçmeden önce rıza verilemez. Rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak 6 hafta içinde aynı usulle geri alınabilir. Geri almadan sonra ikinci kez rıza verilebilirse de ikinci kez verilen rıza kesin olup, bir daha geri alınamaz ( MK. md. 310). Küçük vesayet altında ise, ancak vesayet dairelerinin izni ile evlat edinilebilir. MK. md. 463/b.1 uyarınca hem vesayet makamının hem de denetim makamının izni gereklidir. 2)            ERGİNLERİN ve KISITLILARIN EVLAT EDİNİLMESİ                 Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesine ilişkin şartlar MK. md. 313 hükmünde, küçüklerin evlat edinilmesinden farklı olarak ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre ergin ve kısıtlıların evlat edinilebilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir:

a-            Evlat edinilenin ergin ve kısıtlı olması                

Yaş, evlenme ( MK. md. 11 ) veya mahkeme kararıyla ( MK. md. 12) ergin olmak MK. md 313 hükmünün uygulanması açısından fark yaratmaz. Kısıtlı olmak ise, MK. md. 405 ve devamı hükümlerine göre hakkında kısıtlama kararı verilmiş kişileri ifade eder.                 Şu hususu da belirtmek gerekir ki; evlat edinme başvurusunun yapılmasından sonra küçüğün ergin olması, koşulları daha önce yerine getirilmiş olmak kaydıyla küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümlerin uygulanmasını engellemez ( MK. md. 315/III).

b-            Evlat edinenin altsoyunun açık muvafakatinin bulunması                 Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesinde, evlat edinenin altsoyunun bulunması halinde, altsoyun açık muvafakati gerekir. ( Oysaki küçüklerin evlat edinilmesinde bu durumun altsoyun yararlarının hakkaniyete aykırı biçimde zedelenmemesi yeterlidir, ayrıca onların iznine gerek yoktur ).

c-             Evlat edinilenin evli olması halinde eşinin rızası                

Evlat edinilecek kişi evli ise ayrıca eşinin de rızası gerekir ( MK.md. 313/II).  

d-            Evlat edinen ve evlat edinilen açısından kanunun aradığı diğer şartlardan birinin gerçekleşmiş olması                 Aşağıdaki şartlardan sadece birinin gerçekleşmesi yeterlidir. Evlat edinilecek olanın bedensel veya zihinsel özürlü olması sebebiyle bakıma muhtaç olması ve evlat edinen tarafından en az 5 senedir bakılıp gözetilmiş olması veya Evlat edinen tarafından küçükken en az 5 yıl süreyle bakılıp gözetilmiş olması veya Diğer haklı sebepler mevcut ise ve evlat edinilen evlat edinen ile en az 5 yıldır aile halinde yaşamaları.

e-            Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacak olması MK. md. 313 hükmünün son fıkrası, ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi için, maddede öngörülen şartların yanında, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin şartların da kıyasen uygulanacağını öngörmüştür. Bu bağlamda, küçüklerin evlat edinilmesindeki şartlardan yasal temsilcinin rızası dışındaki hükümler ergin ve kısıtlılar için de kıyasen uygulanır.

B.            MAHKEME KARARI                               

Evlat edinme kararı hususunda yetkili mahkeme, tek başına evlat edinmede vlat edinenin oturma yeri, birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesidir ( MK. md. 315/I). Görevli mahkeme, Aile mahkemeleridir ( Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Yargılama Usullerine Dair Kanun md. 4 ).                                Evlatlık ilişkisi, mahkeme kararıyla birlikte kurulmuş olur. Evlat edinilen ister küçük, ister ergin ve kısıtlı olsun, evlatlık ilişkisi ancak hakim kararıyla kurulur. Mahkeme esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinenin ve evlatlığın dinlenmesinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra evlat edinmeye karar verilir. Araştırmada özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve saplığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir.  

EVLAT EDİNMENİN HÜKÜMLERİEvlat edinme ilişkisi, evlat edinen ile evlatlık arasında Soybağının kurulmasını sağlar ( MK. md. 282/III). Evlat edinme ilişkisinin kurulması ile soybağı sağlanması nedeniyle evlatlık ve evlat edinen arasında hısımlık ilişkisi söz kousu olur. Böylece kural olarak Soybağının kurulmasına bağlı sonuçlar ortaya çıkar.

1-            Evlenme Yasağı                

MADDE 129.- Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,

3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında. 129. maddede de belirtildiği gibi kişi evlat edindiği biriyle veya onun eşiyle ya da onun alt soyuylu(torunu, çocuğu,…) evlenemez. Ama evlat edinenin evlatlığın üst soyuyla evlenmesinde bir engel yoktur. Örneğin; evlat edinen evlatlığın annesiyle evlenebilir.145. maddede de evlenmeye engel derecede hısımlar arasındaki evlenmeyi mutlak butlanla batıl saymıştır. Dolayısıyla evlat edinen ile evlatlık arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlık olduğundan dolayı evlenme yasağı söz konusudur.

2-            Mirasçılık İlişkisi Evlat edinilen, evlat edinenin altsoyu gibi saklı paylı mirasçısı olur, fakat evlat edinilen, evlat edinenin hısımlarının mirasçısı olamaz. Evlat edinen de evlat edinilenin mirasçısı olamaz. Evlat edinilenin kendi ailesi ile olan mirasçılığı devam eder.

3-            Velayet ve Ana Babanın Hakları Velayet hakkı evlat edinene geçer. Burada söz konusu olan, ana babaya ait olan velayet hakkının evlat edinene devredilmesi değil, evlat edinme ilişkisinin kurulmasıyla ana babanın velayet hakkının sona ermesi, evlat edinenin velayet hakkının doğmasıdır[12].

4-            Soyadı Evlat edinilen küçük ise evlat edinenin soyadını alır ( MK. md. 314/III). Ancak evlat edinilen evli ise, kocasının soyadını taşımaya devam eder. Ayrıca evlat edinilen ergin ise kendi soyadını taşıyıp taşımamakta tamamen serbesttir. Dilerse evlat edinenin soyadını alır, dilerse kendi soyadını taşımaya devam eder ( MK. md. 314/III).

5-            Vatandaşlık Evlat edinme, evlatlığın vatandaşlığına etki etmez. Ancak, küçük olan evlatlık vatansız olur veya anası, babası bulunmaz ve yahut nerede olduğu bilinmez ise bir türk tarafından evlatlığa alınmakla Türk vatandaşı olur.                

KAYNAKÇA:BİLGE ÖZTAN- MEDENİ HUKUK TEMEL KAVRAMLARMUSTAFA DURAL- AİLE HUKUKU CİLT III FİLİZ KİTABEVİHÜSEYİN ALTAŞ- ANKARA ÜNİV. HUKUK FAK. DERSLERİYARGITAY DERGİSİ 2010- SOYBAĞININ KURULMASI BÖLÜMÜ



[1] Yenilik doğuran davalardaki süreler hak düşürücü sürelerdir. Yani bu süreler geçtikten sonra hiçbir şekilde kullanılamaz ve hakim de bunu resen dikkate alır.

[2] Dural/Öğüz, aile hukuku cilt III. Filiz Kitabevi  s.255

[3] Hüseyin atlaş, Ankara üniversitesi hukuk fakültesi dersleri

[4] Dural/Öğüz

[5] Yenilik doğuran davalardaki süreler hak düşürücü sürelerdir. Yani bu süreler geçtikten sonra hiçbir şekilde kullanılamaz ve hakim de bunu resen dikkate alır.

[6] Dural/Öğüz, s. 275

[7] “Babalık davası ile ilgili süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan, hakim tarafından resen dikkate alınarak süresinde açılmayan davanın reddi gerekir”. Yarg. 2. HD. 13.05.2002., 5558/6446

[8] “ … Sadece kan gruplarının tespiti ile yetinilmesi ve uzmanlığı gerektiren bir konuda bilirkişiye başvurulmadan sırf takdire dayalı bir hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır”. Yarg. 2. HD. 09.04.1981, 12531/2701

[9] Dural/Öğüz, s. 289

[10] Dural/Öğüz; s. 290

[11] Dural/Öğüz, s. 294

Eski Medeni Kanunda küçüğün evlat edinilmesi için ana babanın muvafakatinin alınmasının sadece velayet hakkına sahip ana baba açısından gerekli olduğu kabul edilmekteydi.

[12] Dural/Öğüz, s. 308

 

Devamı...
 
HUMK 2010 Yılına Ait Görev Sınırları Yazdır
 Yeniden değerlendirme oranı : yüzde 7.2

HUMK.na 5236 sayılı kanunla eklenen ek 4. madde gereği (10 TL) den aşağı miktarlar dikkate alınmamıştır!

HUMK 8/1 görev sınırı: 7.080,00 TL........................iken ( 7.230,00) TL


HUMK 288/1,2 senetle ispat sınırı: 540,00 TL............. iken ( 550,00) TL

HUMK 427/2,3,4 temyiz (kesinlik) sınırı: 1.400,00 TL......iken ( 1.430,00) TL


HUMK 427/5 Yargıtay duruşma sınırı: 14.200,00 TL......iken (14.510.00) TL

HUMK 427/5 karar düzeltme sınırı: 8.510,00 TL............iken ( 8.690,00) TL

HUMK 566/1 taksim davalarında usul sınırı: 7.??0,00 TL.iken ( 7.220,00) TL


İİK 363 İcra Hukuk temyiz  4.030,00 TL...................iken ( 4.110,00) TL 

 
2010 Yılı Yargı Harçları Yazdır
Yargı Harçları
A- Mahkeme Harçları
Hukuk ve ticaret davalarıyla, idari davalarda ihtilafsız yargı konularında ve icra tetkik mercilerinde
I- Başvurma Harcı
Dilekçe veya tutanakla dava açma veya davaya müdahale veya tevdi mahallinin tayini, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, tesbiti delail ile ilgili taleplerde,
1- Sulh Mahkemelerinde, İcra Tetkik Mercilerinde 8,00 TL
2- Asliye Mahkemelerinde, İdare Mahkemelerinde 17,15 TL
3- Bölge İdare Mahkemeleri, Yargıtay ve Danıştay'da 26,25 TL
(Mahkemenin yetkisizlik veya görevsizlik kararı vermesi sebebiyle yetkili veya görevli mahkemeye yeniden başvurulması halinde bu harç alınmaz.)
II- Celse Harcı
(Taraflar veya vekilleri tarafından ertelenmelerine sebebiyet verilen celselerden.)
1- Sulh Mahkemeleri
a) Konusu belli bir değerle ilgili davalarda dava konusu miktardan (9,90 TL)'den aşağı olmamak üzere Binde 1,98
b) Belli bir değer bulunmayan davalarda 9,90 TL
2. Asliye mahkemelerinde, idari yargı mercilerinde
17,15.- YTL'den az olmamak üzere Binde 1,98
III- Karar ve ilam harcı
1- Nispi harç
a) Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Bakanlar Kurulu, dava çeşitleri itibariyle birlikte veya ayrı ayrı olmak üzere bu bentte yazılı nispeti binde 10'a kadar indirmeye veya Kanunda yazılı nispete kadar çıkarmaya yetkilidir.) Binde 54,9
b) Bir gayrimenkulün hissedarlar arasında satış suretiyle şuyuun izalesine dair olan hükümler (Gayrimenkulün satış bedeli üzerinden) Binde 9,9
c) Gayrimenkulün hissedarlar arasında taksimine dair olan hükümler (Taksim edilen gayrimenkul değeri üzerinden) Binde 3,96
d) Nafaka verilmesine dair hükümler (Bir senelik nafaka bedeli üzerinden) Binde 9,9
e) Yukarıdaki nispetler Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları için de aynen uygulanır.
f) (5582 say ıh Kanunun 32. maddesi ile eklenen hüküm Yürürlük:6/3/2007) Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan konut finansmanından kaynaklanan alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş alacaklarının takibinde, ihalenin feshi talepleri ile ilgili olarak esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Binde 54,9)
Bakanlar Kurulu, dava çeşitleri itibarıyla birlikte veya ayrı ayrı olmak üzere bu alt bentte yazılı nispeti binde 10'a kadar indirmeye veya Kanunda yazılı nispete kadar çıkarmaya yetkilidir.
Nispi harçlar (17,15 TL’den) aşağı olamaz.
2. Maktu harç
a) 1'inci fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik mercilerinin 1'inci fıkra dışında kalan kararlarında 17,15 TL
b) (a) fıkrasında yazılı davalarda esasa taalluk eden veya tashihi karar taleplerinin reddine dair Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararlarında 35,50TL
c) İdare Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin icranın tehiri kararlarında 28,15 TL
d) Tespiti delail, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarında 28,15 TL
B- İcra ve iflas harçları
I. İcra harçları
1- İcraya başvurma harcı 17,15 TL
2- Değeri belli olmayan icra takiplerinde, icranın yerine getirilmesi harcı 17,15 TL
3- Değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcı, değer üzerinden
a) Ödeme veya icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel ödenen paralardan Yüzde 3,96
b) Hacizden sonra ve satıştan önce ödenen paralardan Yüzde 7,92
c) Haczedilen veya rehinli malların satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil olunan paralardan Yüzde 9,9
d) Resmi ve özel müesseseler memur ve hizmetlilerinin maaş, ücret, gündelik ve sair hizmet gelirlerinin haczi suretiyle tahsil olunan paralardan Yüzde 3,96
e) Takip talebi bulunmayan alacaklılara İcra ve İflas Kanununun 125'inci maddesinin 3 üncü fıkrası gereğince ödenen paralardan Yüzde 1,98
f) Gayrimenkullerin ve gemilerin tahliye ve tesliminde:
aa) İcra emrinin tebliği üzerine tahliye olunduğu takdirde Yüzde 19,8
bb) Tahliye ve teslim icra marifetiyle olduğu takdirde Yüzde 3,96
g) Menkul tesliminde;
aa) İcra emrinin tebliği üzerine teslim halinde Yüzde 1,98
bb) İcra marifetiyle teslim halinde Yüzde 3,96
h) (5582 sayılı Kanunun 32. maddesi ile eklenen hüküm Yürürlük:6/3/2007) 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan konut finansmanından kaynaklanan alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş alacaklarının takibinde, bu bentte belirtilen tahsil harçları dörtte biri oranında uygulanır.
4- İdare harçları 10,90 TL
(Haczedilen gayrimenkulların idaresi, kira mukaveleleri düzenlenmesi ve hesap tutulması için)
II. İflas harçları
1- Maktu harç
İflasın açılması veya konkordato isteği ve masaya katılma harcı 25,60 YTL
2- Konunun değeri üzerinden harç
a) İflasta paylaşılan para üzerinden Yüzde 3,6
b) Konkordatoda alacaklılara verilmesi kararlaştırılan para üzerinden Binde 9
C- Ticaret sicili harçları
I. Kayıt ve tescil harçları (Ticari işletme rehni dahil)
1. Ticari işletmenin ve unvanının tescil ve ilanında
a) Gerçek kişilere ve kooperatiflere ait işletmelerde 115,00 TL
b) Şahıs şirketlerine ait işletmelerde 329,60 TL
c) Sermaye şirketlerine ait işletmelerde 742,50 TL
2.Temsile yetkili kılınan kimselerin tescil ve ilanında (Her kişi için)
a) Gerçek kişilere ve kooperatiflere ait işletmelerde 57,10 TL
b) Şahıs şirketlerine ait işletmelerde 81,80 TL
c) Sermaye şirketlerine ait işletmelerde 180,80 TL
3.Ticaret siciline tescil edilmiş olan vakalardaki değişikliklerin tescilinde
(Ticari işletme rehni ile ilgili vakalar dahil) (Muhteva ile ilgili bulunmayan düzeltmelerden harç alınmaz.)
a) Gerçek kişilere ve kooperatiflere ait işletmelerde 57,10 TL
b) Şahıs şirketlerine ait işletmelerde 81,80 TL
c) Sermaye şirketlerine ait işletmelerde 180,80 TL
4.Kayıt silinmesinde (Ticari işletme rehni kaydının silinmesi dahil)
a) Gerçek kişilere ve kooperatiflere ait işletmelerde 22,40 TL
b) Şahıs şirketlerine ait işletmelerde 32,30 TL
c) Sermaye şirketlerine ait işletmelerde 57,10 TL
Şubelerin herbiri (Yabancı müesseselerin Türkiye'deki şubeleri dahil) ayrıca aynı harca tabidir.
II. Kayıt ve belge suretleri ve tasdikname harçları
1- Bir ticari işletmeye ait sicil esas defterindeki kayıtların tamamının veya bir kısmının veya memurlukta saklanan bütün belgelerin örneğinin beher sayfasından (Ticaret Sicili Tüzüğü Madde: 11/1) 5,80 TL
2- Tasdiknamelerden (Ticaret Sicili Tüzüğü Madde: 11/2, 104,105) 19,10 TL
D- Diğer yargı harçları (Müşterek kısım)
I. Suret harçları
a) İlamın her sayfasının suretinden (Tasdikli fotokopiler dahil) 1,10 TL
b) Mahkeme ve merci zabıtnameleri ve diğer evrakın beher sayfasının suretlerinden (Tasdikli fotokopiler dahil) 1,00 TL
c) Avukatların tasdik ettiği vekaletname suretlerinden (Tasdikli fotokopiler dahil) 2,50 TL
d) Sulh hakimi tarafından tasdik edilen vekaletname suretlerinden (Tasdikli fotokopiler dahil) 2,50 TL
Re'sen verilmesi icap eden suretler hariç olmak üzere ceza mahkemelerinden alınacak suretlerden de aynı harçlar alınır.
II. Muhafaza harçları
Adliye veznelerine tevdi olunan kıymetli eşyanın kabul ve muhafazası için, muhafaza olunan değer üzerinden:
a) Bir yıla kadar Binde 9
b) Bir yılı geçen her yıl ve kesirler için Binde 4,5
III. Defter tutma harçları
a) Alelumum, defter tutma ve tahrir işlerinde (9,00 TL’den) az olmamak üzere deftere kaydolunan değer üzerinden Binde 3,6
b) Miras işlerinde defter tutulmasında:
aa) Mevcut ve alacak bakiyesi hasıl olmuş ise bu bakiye üzerinden Binde 3,6
bb) Borç bakiyesi hasıl olmuş veya mevcut ve alacaklar ile borçlar bakiyesi eşit ise 23,40 TL
c) İflas dairesi tarafından tutulacak defterlerden 23,40 TL
IV. Miras işlerine ait harçlar
Terekenin tahrir ve tespiti, mirasın taksimi, tasfiyesi ve idaresinde, bunların konusunu teşkil eden değerler üzerinden Binde 3,6
(Miras idaresinde her sene ve kesirler için harç alınır.)
V. Vasiyetname tanzimine ait harçlar
Medeni Kanunun 479'uncu maddesine göre sulh hakimi tarafından tanzim edilen resmi vasiyet senetleri
a) Belli bir meblağı ihtiva edenler Binde 0,90
b) Belli bir meblağı ihtiva etmeyenler 32,30 TL
 
<< Baslangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuçlar 1 - 8 in 290
www.hukukevi.net on Facebook

Sİtemize hukuk ile ilgili makalelerinizi

gönderin hemen yayınlayalım!

Makalenizi Göndermek İçin Bize Ulasın






Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

Haberler

"İşkenceyle Ölüm" Cezası İçin 7 Polise Müebbet İstemi Bir gasp çetesine yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan Murat Konuş isimli şüphelinin "işkence sonucu ölümüne neden olmak" suçundan 1'i başkomiser, 7 polis hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Abdülaziz Özatlan tarafından hazırlanan 10 sayfalık iddianamede, Gayrettepe Gasp Büro Amirliği'nde görevli başkomiser Oktay Kapsız ve İstanbul Emniyet Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği'nde görevli polis memurları Ramazan Adıgüzel, Murat Ertürk, Abdülcelil Karadağ, Gürbüz Kurnaz, Osman Ölker ve Yalçın Beşikçi şüpheli olarak yer alıyor. Murat Konuş'un annesi Döne Konuş ve eşi Tülay Konuş ise iddianamede şikayetçi sıfatıyla bulunuyor. İddianamede, şüphelilerin savcılıktaki ifadelerinde suçlamaları reddettikleri belirtildi.   Details...

Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliği Yayınlandı Maliye Bakanlığı'ndan: 3218 SAYILI SERBEST BÖLGELER KANUNU GENEL TEBLİĞİ1. Giriş3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin uygulamasına ilişkin açıklamalara 12/3/2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinde yer verilmiş olup, anılan Tebliğ uyarınca mükelleflerin öngörülen şartları sağlayıp sağlamadıklarının tespit edilmesi amacıyla düzenlenmesi gereken Serbest Bölge Faaliyet Tasdik Raporunun ibraz süresine ilişkin açıklamalar bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.  Details...



Muhtara 10 Yıl Hapis İstemi ANTALYA - Kanal Mahallesi'nde oturan ve Çamblıbel Mahallesi'ne taşınan Fatih Üçol, 2008 yılında nakil yaptırmak için gittiği dönemin Çamlıbel Mahallesi Muhtarı Refik Albayrak'ın kendisinden 15 TL istediğini öne sürerek savcılığa şikayet etti. Üçol, “Parayı vermezsem, benim ve ailemi muhtarlığa kaydını yaptırmayacağını söyledi” dedi. Hakkında soruşturma başlatılan Albayrak, geçen yıl 29 Mart'ta muhtarlığa aday olmadı. Savcılığın hazırladığı iddianame ardından Antalya 2'nci Ağır Ceza  Details...


İstatistikler

Üyeler: 1730
Haberler: 791
Bağlantılar: 5
Ziyaretçiler: 1734711

Kimler Sitede

Şu anda 77 ziyaretçi çevrimiçi

Hukukevi Forumları'ndan

Image