Haber
Hukuk Haberleri
Kefilin Ödediği Kısmın Tahsili | Kefilin Ödediği Kısmın Tahsili |
|
|
T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 2004/13-761 Karar: 2004/708 Karar Tarihi: 15.12.2004 Karar Konusu: Kefilin Ödediği Kısmın Tahsili ÖZET : Davacı, davalıya kefil olması nedeniyle alacaklıya ödediği meblağın ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiştir. Davacı kefil, dava dışı kredi alacaklısı banka tarafından yapılan İcra takibi sonucunda, davalıya ait borcun bir kısmını, muhtelif kurumlardaki ilaç bedeli alacaklarından yapılan kesintilerle ödediğine göre, Borçlar Kanunu'nun 496. maddesi hükmü uyarınca, ödeme miktarıyla sınırlı olarak, alacaklı bankanın davalıya karşı sahip olduğu haklar bakımından, onun halefi durumuna gelmiştir. Yargıtay uygulamasında, somut olay bakımından bu kurala getirilen tek istısna, alacaklının sıfatından ( tacir olmasından ) kaynaklanan hakların kefile tanınmamasıdır. Davalının kredi borcunu sözleşmede öngörülen sürede ödemediği çekişmesiz olduğuna göre, sözleşme hükümleri uyarınca temerrüdün gerçekleştiği tarih bir yana, bu borç yönünden en geç İcra takip tarihinde temerrüde düşmüş olacağı açıktır. Bu durumda, alacaklı banka, davalıdan en azından icra takip tarihinden itibaren faiz isteme hakkına sahip olacağına göre, ödeme nedeniyle onun halefi durumuna gelen davacının da, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, doğal olarak takipten daha sonraki tarihlerde gerçekleşen her bir kesinti tutarı için, kesintinin yapıldığı günden itibaren davalıdan faiz isteme hakkına sahip bulunacağında kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Kefil durumundaki davacı, alacaklı bankanın sadece sıfatından kaynaklanan haklar bakımından onun halefi sayılamaz. Somut olay bakımından, alacaklının tacir sıfatından kaynaklanabilecek tek hak, alacağa yasal faizin üzerindeki bir oranda faiz istemektir; ki, somut olayda davacı yasal faiz istemiş olmakla, bu istisnanın da uygulama yeri yoktur. Hal böyle olunca, davacı kefilin, her bir ödeme tutarı için ödeme tarihinden itibaren yasal faiz istemesi haklı; yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı da yerindedir. (818 S.K m.101,483,484,496) Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.04.2003 gün ve 2001/381-2003/172 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 20.2.2004 gün ve 2003/9437-2004/1903 sayılı ilamı ile, ( ...Davacı, davalıya kefaleten Trabzon 2. İcra Müdürlüğü'nün 1999/2268 sayılı dosyasına toplam 1.608.700.000.-TL ödediğini belirterek bu miktarın ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiştir. Davalı, kredinin kendisi tarafından kullanılmadığını, faizin başlangıç tarihinin doğru olmadığını, zamanaşımının gerçekleştiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece 1.296.607.000.-TL asıl alacağın ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile tahsiline, davacının banka hesabına 11.01.2000 tarihinde yatırılan 334.314.000.- TL'nin ise işlemiş faizden mahsubuna karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2- Davacı, davalıya kefil olması nedeniyle alacaklıya ödediği meblağın ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiştir. Mahkemece yapılan inceleme sonucu davacının alacaklarından kesinti yapılarak icra dosyasına toplam 1.296.607.000.- TL ödeme yapıldığı, ancak yapılan bu ödemenin 334.314.000.- TL'lik kısmının davacının bankada açılan hesabına virman yapılarak iade edildiği, böylelikle davacının kefil olması nedeniyle yaptığı ödemelerinin neticede 962.293.000.-TL olduğu dosya içeriğiyle sabittir. Mahkemece davacının yaptığı ödemelere her ödemenin yapıldığı tarih itibariyle faiz yürütülmüştür. BK. 101. maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur. Temerrüde düşmeyen borçludan temerrüt faizi istenemez. Davacı davadan önce davalıyı temerrüde düşürmediğinden faize dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir. Mahkemece aksine düşüncelerle ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya aylan olup bozma nedenidir ... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK'nun 2494 Sayılı Yasa ile değişik 438. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Karar: Dava, kredi sözleşmesinde davalının kefili durumundaki davacının, kefaleti nedeniyle dava dışı alacaklı bankaya icraen ödediği davalıya ait borçtan dolayı, alacak istemine ilişkindir Davacı İsteminin Özeti:Davacı vekili, kefili olduğu davalıya ait borç nedeniyle davacı hakkında dava dışı alacaklı banka tarafından yapılan icra takibi sonucunda, eczacı olan davacının çeşitli kurumlardaki alacaklarına haciz konulup kesintiler yapıldığını ileri sürerek, davacının bu şekilde ödemek zorunda kaldığı toplam 1.608.700.000.-TL'nin, kesintilerin yapıldığı tarihlerden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, icra takibine konu borcun, davalının yöneticisi, davacının ise üyesi olduğu dava dışı bir kooperatif için alınan ve kooperatif hesabına aktarılan krediden kaynaklandığını, kooperatifin iflası üzerine, kredi veren bankanın bireysel kredi borçluları ve kefiller hakkında icra takibi yaptığını, dolayısıyla borcun davalıya ait 0lmadığını, gerçekte taraflar arasında kefalet ilişkisi de bulunmadığını, davacının kredi sözleşmesini borçlu olarak imzaladığını, davacının kefalet nedeniyle ödediği miktarın dava dilekçesinde ileri sürülenden çok daha az olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Yerel mahkeme, kefil sıfatıyla imzaladığı kredi sözleşmesi nedeniyle alacaklı bankaca taraflar hakkında yapılan icra takibi sonucunda, davacının değişik tarihlerde toplam 1.296.607.000.-TL ödemek zorunda kaldığı, sonradan 11.01.2000 tarihinde hesabına 334.314.000.-TL yatırıldığı; Borçlar Kanunu'nun 496. maddesi uyarınca ödemek zorunda kaldığı miktarlar nedeniyle alacaklının haklarına halef olan davacı kefilin, borçlu davalıyı ayrıca temerrüde düşürmesi gerekmeksizin, ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiz isteyebileceği gerekçesiyle, bilirkişi raporunu esas alıp, sonradan yapılan kısmi ödemeyi de gözeterek, davanın kısmen kabulüne, farklı tarihlerde yapılan ödemeler toplamı 1.296.607.000.- TL'nin, her bir ödeme tutarına, ödeme tarihinden dava tarihine kadar yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline, dava tarihinden sonraki dönem için sadece 962.293.000.- TL tutarındaki asıl alacağa yasal faiz yürütülmesine karar vermiştir. Temyiz Evresi Ve Direnme: Davalı vekilince cevap dilekçesindeki savunma tekrarlanmak suretiyle ve ayrıca mahsup işleminin yanlış yapıldığı öne sürülerek temyiz edilen karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle ve oyçokluğu ile bozulmuş; Yerel mahkeme gerekçesini tekrarlayarak önceki kararında direnmiştir. Bu karar davalı tarafça temyiz edilmiştir Maddi Olay: Dava dışı ... Bankası Trabzon Şubesi ile davalı arasındaki 25.12.1997 tarihli "Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi" ile, davalıya 6.000.000.000.- TL nakdi kredi kullandırılmış, daha sonra 13.9.1998 tarihinde limit 15.000.000.000.-TL'ye çıkartılmış ve sözleşmeyi davacı "Müşterek Borçlu/Müteselsil Kefil" sıfatıyla imzalamıştır. Alacaklı banka vekilince 15.07.1999 tarihli takip talebiyle, kredi borçlusu davalı ile aralarında davacının da bulunduğu kefiller hakkında, kredi sözleşmesine dayalı olarak 20.028.426.845.-TL'nin 12.07.1999 tarihinden itibaren temerrüt faiziyle birlikte tahsili istemiyle yapılan ilamsız icra takibi kesinleşmiş, borçlular hakkında hacizler uygulanmış, davacının muhtelif kurumlardaki alacakları için haciz ihbarnameleri gönderilmiş ve bu şekilde, eczacı olan davacının kurumlardaki alacaklarından değişik tarihlerde farklı miktarlarda kesintiler yapılmak suretiyle toplam 1.296.607.000.- TL tahsil edilmiştir. Gerekçe: Maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının içerikleri itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davaya konu paranın, üçüncü kişilerdeki alacaklarından muhtelif tarihlerde ve muhtelif miktarlar üzerinden kesintiler yapılmak suretiyle tahsil edilmiş olması karşısında; davadan önce davalıya ihtarname de göndermemiş olan davacının, eldeki davada, her bir kesinti tutarına, kesintinin yapıldığı tarihten itibaren faiz istemesinin mümkün bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki, yukarıda "Maddi Olay" başlığı altında belirtildiği üzere, taraflar arasında, davacının davalıya ait kredi borcuna kefil olmasından kaynaklanan, borcun ticari nitelikte olması nedeniyle müteselsil kefalet niteliği taşıyan, esasen bu niteliği sözleşmede de açıkça vurgulanmış olan bir kefalet ilişkisinin varlığı çekişmesizdir. Dolayısıyla, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın, kefalet müessesesi çerçevesinde çözümlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Borçlar Kanunu, kefaleti 483. ve ardından gelen maddelerinde ayrıntılı bir biçimde düzenlemiş; bir çok sözleşme türüne ilişkin düzenlemelerinden farklı olarak, 484. maddede, kefalet sözleşmesinin geçerliliğini yazılı olma koşuluna bağlamış; biçime ilişkin bu koşula içerik yönünden başka bir koşul daha eklemiş; sözleşmenin geçerli olabilmesi için kefilin sorumlu olacağı miktarın sözleşmede açıkça gösterilmesini zorunlu saymıştır. Sözleşme serbestisi ilkesini benimseyen ve kural olarak sözleşmeleri geçerlilik yönünden şekil ( biçim ) koşuluna tabi tutmayan Borçlar Kanunu'nun, bazı sözleşmelerin geçerliliğini şekle bağlamasındaki temel nedenin, tarafları o sözleşme konusunda bir kez daha, etraflıca düşünmeye sevk etmek ve böylece onları sözleşmenin doğurması muhtemel risklerden korumak olduğu, öğretide ve kararlılık kazanan yargısal kararlarda oybirliği ile benimsenmiştir. Kefalet sözleşmesi yönünden, geçerliliğin, şekle ilişkin koşula ek olarak, içerikle ilgili başka bir koşula daha ( kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça gösterilmesi koşuluna ) bağlamasındaki amacın; kendisine ait olmayan bir borç için sorumluluk altına giren, hatta, müteselsil kefaletin söz konusu olduğu durumlarda asıl borçludan bağımsız olarak tek başına doğrudan doğruya takip edilebilmesi bile olanaklı bulunan kefili, mümkün mertebe korumak olduğu da kuşkusuzdur. Kısaca, yasa koyucu kefaleti borçların ifasını sağlamanın zorunlu bir yolu ve Borçlar Hukukunun vazgeçilmez bir kurumu olarak düzenlemekle birlikte; kefili hukukun cevaz vereceği tüm olanakları kullanmak suretiyle koruyup, kollama amacını da hep ön planda tutmuştur. Örneğin, Borçlar Kanunu'nun, az önce sözü edilen 484. maddesindeki kuraldan başka, 486. maddede, adi kefile yönelinebilmesinin koşulları tahdidi olarak gösterilmiş, 490. maddede kefilin dava masrafları ve faiz yönünden sorumluluğunu kısıtlayan hükümler getirilmiş, 491. maddede muacceliyet, 494. maddede sınırsız zamanlı kefalet yönünden kefili koruma amaçlı düzenlemelere yer verilmiş, 496. ve sonraki maddelerde de, kefilin sahip olduğu haklar ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Bunlardan, 496. madde, kefilin ödediği borç miktarı oranında, alacaklının borçluya karşı sahip olduğu haklar yönünden, onun halefi olacağını ve bu halefiyetten önceden feragat edilemeyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla, kefalete ilişkin tüm yasal kuralların, kefilin kefaleti altındaki borçtan alacaklıya karşı sorumluluğunu yerine getirmesine olanak tanıyacak ve ancak, kefili olduğu borçluya karşı mağduriyetini de önleyecek şekilde yorumlanması zorunludur. Bozma ilamındaki karşı oy yazısında da aynı gerekçeye dayanılmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Davacı kefil, dava dışı kredi alacaklısı banka tarafından yapılan İcra takibi sonucunda, davalıya ait borcun bir kısmını, muhtelif kurumlardaki ilaç bedeli alacaklarından yapılan kesintilerle ödediğine göre, Borçlar Kanunu'nun 496. maddesi hükmü uyarınca, ödeme miktarıyla sınırlı olarak, alacaklı bankanın davalıya karşı sahip olduğu haklar bakımından, onun halefi durumuna gelmiş; eş söyleyişle, eğer davacı kefil bu şekilde bir ödeme yapmamış olsaydı, alacaklı banka, borçlusu durumundaki davalıya karşı hangi haklara sahip olacak; ondan neyi, hangi koşullarla isteyecek idiyse, davacı da davalıdan aynısını isteyebilme hakkına sahip olmuştur. Yargıtay uygulamasında, somut olay bakımından bu kurala getirilen tek istısna, alacaklının sıfatından ( tacir olmasından ) kaynaklanan hakların kefile tanınmamasıdır. Davalının kredi borcunu sözleşmede öngörülen sürede ödemediği çekişmesiz olduğuna göre, sözleşme hükümleri uyarınca temerrüdün gerçekleştiği tarih bir yana, bu borç yönünden en geç İcra takip tarihinde temerrüde düşmüş olacağı açıktır. Bu durumda, alacaklı banka, davalıdan en azından icra takip tarihinden itibaren faiz isteme hakkına sahip olacağına göre, ödeme nedeniyle onun halefi durumuna gelen davacının da, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, doğal olarak takipten daha sonraki tarihlerde gerçekleşen her bir kesinti tutarı için, kesintinin yapıldığı günden itibaren davalıdan faiz isteme hakkına sahip bulunacağında kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Yukarıda değinildiği üzere, kefil durumundaki davacı, alacaklı bankanın sadece sıfatından kaynaklanan haklar bakımından onun halefi sayılamaz. Somut olay bakımından, alacaklının tacir sıfatından kaynaklanabilecek tek hak, alacağa yasal faizin üzerindeki bir oranda faiz istemektir; ki, somut olayda davacı yasal faiz istemiş olmakla, bu istisnanın da uygulama yeri yoktur. Hal böyle olunca, davacı kefilin, her bir ödeme tutarı için ödeme tarihinden itibaren yasal faiz istemesi haklı; yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı da yerindedir. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kapsamı itibariyle, faiz başlangıç tarihleri yönünden özel dairece incelenmesi gereken bir husus da bulunmadığından, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır. Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 59.900.000 ) Lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına 15.12.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Haber |
| Hukuk Arşivi |
| Forum |
| Ziyaretçi Defteri |
| İletişim |
İletişim Formunu Kullanarak bizlere yazabilirsiniz !
İletişim Formu için Tıklayınız.