|
Neslihan TÜRKAN Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi Mayıs-2009 GİRİŞ
Gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde olduğu gibi, ülkemizde de yolsuzlukların çok yaygın olduğu görüşü genel bir kanı niteliğindedir. Türkiye’de kamusal boyutta en çok yolsuzluk yapılan alanlar kamusal istihkak ve sözleşmeler, ihracat ve ithalat izni veren lisanslar, arazilerin parsellenmesi, devlet gelirlerinin toplanması (gümrük veya vergiler), hükümet atamaları ve belediyeler olarak tespit edilmiştir. Ülkemizde giderek kronikleşen yolsuzluk olgusunun daha fazla derinleşmesine ve toplumsal, ekonomik ve mali yapıyı daha fazla sarsmasına fırsat tanımamak amacıyla bu soruna köklü ve acil çözümler üretilmesi zorunluluğu gün geçtikçe artan bir önem kazanmaktadır.
1.TARİHİMİZDE YOLSUZLUK OLGUSUNA GENEL BİR BAKIŞ
Bir ülkede yolsuzluk olgusunu iyi analiz edebilmek için ve gerçeklere ulaşabilmek için o ülkenin temelini oluşturan toplumsal dokunun motiflerini, inançlarını, değer yargılarını, kamu yönetimi ve yapısını ve üzerine bina edilen önceki sistemi araştırmak gerekir.
Hemen söylemeliyiz ki, yolsuzluk günümüze ait bir olgu değildir; tarihten beri az çok yolsuzluk türü görülmektedir. [1]
16. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nde güçlü bir otoritenin kurulduğu, devletin güçlü ve düzenli memur kadrosu ve idare örgütü ile ülkenin her köşesine egemen olduğu söylenebilir. Merkezi otoritenin gücü ve ülkedeki denetimi 16. yüzyıla kadar her alanda kendini göstermekteydi. Mali konularda en küçük bir aksaklığa hoşgörü ile bakılmamaktaydı. Osmanlı’ da rüşvet daha çok kamu görevlilerinin bireysel suiistimaliydi. 16. yüzyıldan sonra mali sistemle birlikte idari sistem de çökmüş, devlet otoritesinin yavaş yavaş kaybı başlamış, bu durum yolsuzluk ve rüşvet için uygun bir zemin oluşturmuştur. [2]
Sistemin yozlaşması ve mali sıkıntıların kamu yöneticileri üzerinde baskılar oluşturması sebebiyle kamu yöneticileri ile halk arasındaki ilişkilerde rüşvet yaygınlaşmış ve yerleşmiştir. Yönetimde rüşvetin yaygınlaşması tımar sisteminin kendisinden kaynaklanıyordu. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde maaşlı eleman kullanılması oldukça sınırlıydı. Kanunen suçlu kişiler tımarlara sığınıyordu. İşlenen suçlar karşılığında alınacak para cezası serbest tımar sahibine gelir olarak kaydedildiği için gelirlerinden mahrum kalmak istemeyen tımar sahipleri suçluyu adli makamlara teslim etmek yerine onların, topraklarında barınmalarına izin veriyordu. Daha sonra suçlu, alınan para veya mal karşılığında serbest bırakılıyordu. [3]
Osmanlı kamu yönetiminde halkın ilahi hukuka, şeriata ve emir verme durumundakilere itaati, onları yasal otoriteye ve belli düzeylerdeki temsilcilere olan kamu yöneticilerinin bilge davranışını tartışmasız kabule yöneltmiştir. Bu çerçeve içinde rüşvet ve yolsuzluğa yaygın biçimde başvurulması söz konusu değildir.
Yine de Osmanlı Devleti’nde de yolsuzluk dedikoduları eksik değildi. Tarih kitapları Osmanlı Devleti’nde rüşveti ilk bulaştıran kişinin Şemsi Paşa olduğunu söyler. [4]
Osmanlı Devlet yönetiminde devşirmelerin önemli yerlerde olmalarının yolsuzluğa neden olduğu ve yönetimi yozlaştırdığı tezi de savunulmaktadır. Bunu savunanları “Türk milletine karşı bu kadar gaddar olan ve Türk devleti adına da hiçbir endişeleri bulunmayan devşirmeler iktidarı, aynı zamanda servet elde etmenin vasıtası olarak kullanmışlardır. Devlet kadrolarını rüşvet karşılığı satmak, devletin sırlarını rüşvet mukabili düşman temsilcilerine bildirmek, seferleri geciktirmek, açılan seferleri yarıda kesmek, özellikle Türk ırkına sahip olan iktidar sahiplerinden vergi adında haraç almak suretiyle siyasi bakımdan olduğu kadar mali bakımdan da güçlenen bu kapıkulları, Osmanlı düzeninin egemen sınıfını oluşturmuşlardır. [5]
Ayrıca ekonomik gücü elinde bulunduranlar Hristiyan ve Musevi azınlıklar, ekonomik çıkarlarını gözetmek amacıyla yolsuzluk yollarına başvurmuşlardır. Bunun sebebi de hem sosyal hem de siyasi anlamda hak ettikleri değeri alamadıklarını düşünmeleridir. Çünkü Hristiyan ve Musevi azınlıkların oluşturduğu banker sınıfı Osmanlı İmparatorluğu içinde büyük ekonomik güce sahip olmalarına rağmen sosyal ve siyasal açıdan ise genelde ikinci sınıf vatandaş sayılmışlardır. [6]
Her yükseliş periyodunu bir düşüş trendinin izlediği tarihi bir gerçektir. Bu bağlamda, Osmanlı Devletinin düşüş yılları oldukça sıkıntılı geçmiştir. Siyasal ve sosyal alandaki boşluklar, hem devletin hem de fertlerin bilinçli davranmalarına imkan tanımamıştır. Yönetim boşluğunun olduğu devlet idaresinde yolsuzluğa karşı eğilim ve meyiller artmıştır. Bunun için padişahlar rüşvet ve yolsuzlukları önlemek için çareler aramışlar, yolsuzluk ve rüşveti yasaklatıp, aksine hareket edenlerin şiddetle cezalandırılacağını bildirmişlerdir.
Tazminat döneminde yöneticilerin çözmek istedikleri en acil problemin başında rüşvetin engellenmesi gelmekteydi. Yöneticilere göre, kamu personeline doğrudan hazineden maaş verilmemesi rüşvetin önemli nedenlerinden biriydi. Hazineden memurlara maaş kesilmesi halinde memurların tahsildarlık görevi ortadan kalkacak, ayrıca zimmete para geçirme engellenecekti. Memurlarla halk arasındaki para ilişkisini kesmek için vergi toplama işi kadı ve valilerden alınarak özel görevlilere verildi. Ancak yıllardan beri rüşvet alan memurların zihniyetlerini kısa sürede değiştirmek oldukça zordu.
1839’ da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile halkın temel hakları, can ve mal dokunmazlıkları tanınmış, fermanda rüşvet ile mücadelede yetersiz kalındığında atıfta bulunulmuştur.1849 yılında bütün memurlara rüşvet almayacaklarına ilişkin yemin etme usulü getirilmiştir. 1858 yılında Fransa Ceza Kanunundan yararlanılmış ve bu kanunda rüşvet ile ilgili kurallara yer verilmiştir. [7]
Osmanlı İmparatorluğu’ nun gerileme devrinde 16. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlaşmaya başlayan ve yıkılışa kadar devam eden rüşvet geleneğinin, çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kurumsallaşan Türk kamu yönetimine devrolunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bunun nedenleri ise şunlardır:
Toplumun tüm inançları, alışkanlıkları ve değer yargıları ile birlikte devralınmıştır. Ekonomik gücü elinde tutan ve konumuz açısından eğilimleri daha önce belirtilen azınlık grupları da aynı toplum içinde Türkiye Cumhuriyeti’ ne geçmiştir. İmparatorluğun kamu yöneticilerinin bir kesimi de tüm alışkanlıkları, davranış kalıpları ve değer yargıları ile cumhuriyetin kamu yöneticileri olarak görev almışlardır. Osmanlı kamu yönetimine ait bazı örgütlenme biçimleri, yasal çerçeve, yöntem ve uygulamalarda oldukları gibi yeni kamu yönetimi içine sokulmuşlardır. [8]
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE YOLSUZLUK
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında devlet, parasız ve kadrosuzdu. Aynı zamanda asgari bir tarım ve ilkel sanayi yapısına sahipti. Devletin gelişmesi ve kalkınmasının önündeki engellerden birisi iç ve dış borçlardı. Türkiye, Osmanlı’dan kalan 86 milyon liralık Düyun – u Umumiye borçlarını ve I. Dünya Savaşı tazminatlarını ödemek zorundaydı. 1924 bütçesinin 7,5 katı değerindeki borç, iki savaşın henüz yaralarını sarmaya başlayan halkın sırtına bindirilmişti. Yeni Cumhuriyeti kuranların önündeki tek hedef, iflas etmiş ekonomiyi düzeltmek ve yeni bir sanayi inşa etmekti. Lozan Antlaşması’na göre de Türkiye gümrüklerine 5 yıl sonra egemen olabilecekti. Dahası, yabancı şirketlerin hakları 7 yıl süreyle garanti altına alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde otorite yasal ve ulusal bir özellik kazanmıştır. Halk çıkarlarını kamu yönetimini doğrudan etkileyerek değil, siyasal otoriteyi etkileyerek yasal sınırları içine aldırmak ve bu şekilde kamu yönetimini belli davranış biçimine sokma imkanına sahipti. Ancak teoride mümkün olan bu kazanımlar, tam olarak hayata geçirilememiştir. Bunun birinci nedeni, teorideki etkileşim için mekanizmaların oluşturulmamış olmasıydı. İkinci nedenine gelince, Cumhuriyet kuruluşundan itibaren uzun bir süre tek partili bir dönem yaşamıştır. Yeni düzende de halkın çoğunluğunun siyasal otoriteyi etkileyerek çıkarlarına yasallık kazandırması kısıtlı kalmıştır. Aynı zamanda hak yaratma ve arama yerine siyasal baskı ile kamu yönetiminden belli kazanımların sağlanması yolunun açılmış olduğu yeni düzende göze çarpmaktadır.
2. TANIM
Yolsuzluk, sosyal bilimciler tarafından incelenen zor ve karmaşık bir olgudur. Zira, konu ahlakla sıkı bir ilişki içinde olduğundan yapılabilecek tanımlar, bu değer yargısını paylaşmayan toplum kesimlerini rencide edebilecektir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’ne göre yolsuzluk, “yolsuz olma durumu, bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma, suiistimal, nizamsızlık” olarak tanımlanmaktadır. [9] Yolsuzluk tanımlarında iki kavrama dikkat etmek gerekir. “İyi vatandaş”, devletin politikalarına ve yasalarına itaat eden; “iyi memur”,devletin yasa ve politikalarını kendi kişisel çıkarlarının üzerinde tutan ve halka hizmet eden kişidir. Bu bağlamda yolsuzluk olaylarını iki kategoriye ayırmak mümkündür: Özel şahıslar yani “devletin dışındakiler” ve devlet memurları yani ”devletin içindekiler”.Yolsuzluk kavramı ile ilgili olarak yapılacak tanımlamalar bu iki tarafı mutlaka göz önüne almak durumundadır. [10]
Oxford Dictionary’ da yolsuzluğun karşılığı olan corruption kelimesi [11] “Kamu hizmetlerinin menfaat sağlamak suretiyle dürüstlüğün yitirilmesi veya dürüstlükten sapma; özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında rüşvetin mevcut olması” olarak tarif edilmektedir. Bu tanımda yolsuzluk rüşvet, zimmet ve adam kayırma olarak algılanmaktadır. Oysa yolsuzluk fiili ile çok yakından ilişkisi olmakla birlikte şahsi menfaat sağlama çabasının sonucu olarak yetkinin kötüye kullanımıdır. Bu şahsi menfaatin mutlaka para olması gerekmez.(Bayley,1989)
Yolsuzluk, genel anlamda devlet memurunun görevini, kişisel çıkar elde etmek için kötüye kullanmasını ifade etmektedir.(Klitgaard 1991:120)
Yolsuzluk, kamu kaynaklarının bir art niyete dayanılarak ve kasıtlı olarak yerinde ve verimli olarak kullanılmaması; bir başka ifadeyle toplumun bütününe ait olan kaynakların toplumsal düzenin temelini oluşturan hukuksal ve sosyal norm ve standartlara aykırı olarak özel çıkarlar için kullanılmasıdır.(Bozkurt ve Ergün, 1998)
Dünya Bankası’na göre yolsuzluk,” Kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır.”(World Bank, 1997) [12]
Maddi veya maddi olmayan amaçlara yönelik olarak kamusal yetkinin çıkar amacıyla yasa dışı kullanımını içeren davranış ve eylemler yolsuzluk olarak tanımlanabilir. [13]
Gibbon’ a göre yolsuzluk,” kamuoyu tarafından öğrenildiğinde skandala yol açan davranıştır.”(Reed 1996, 396)
Kong tarafından yolsuzluk, “ Aslında kamuya ait olması gereken fonların, bürokratlar tarafından (gönüllü veya zorla) elde edilerek çıkarları için kullanılmasıdır.” olarak tanımlanmıştır. [14]
Bir başka yolsuzluk tanımı ise, “ Burada kamu görevlileri, yapılmaması gereken işlemleri yapabilmekte ya da zaten yapmakla yükümlü oldukları işlemleri çabuklaştırmak için çıkar sağlayabilmektedirler. Yolsuzluk yapan devlet memuru, kişisel çıkarları için görevinin gereği olan davranıştan sapmaktadır. [15] Ülkemizde ve uluslar arası ilgili birimlerde yapılan araştırma ve çalışmalar sonucunda özel sektörü de içine almak suretiyle yolsuzluğun tarifi şöyle yapılmıştır: “Emanet edilmiş yetkinin, kamusal ve özel çıkarları zedeleyecek şekilde her türlü kötüye kullanımı” dır.
Görüldüğü üzere, yolsuzluğa yüklene genel anlamlar çerçevesinde yolsuzluk kavramı, tek bir alanı kapsamaktan öte, disiplinler arası bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Konunun ekonomik boyutlarının yanında sosyolojik, hukuki, siyasi ve ahlaki boyutları da söz konusudur.
Yukarıda bir kısmına da yer verildiği üzere, yolsuzluğun birçok tanımı vardır. Ancak bütün tanımlarda ortak vurgu; kamu hizmeti gören kişi veya grupların özel maddi çıkar veya statü sağlamak için, normal görev davranışlarını bu özel amaçlar doğrultusunda saptırmaktır. Yolsuzluğun ortak bileşenleri ise; yetki, yetkinin kural dışı kullanımı ve çıkar öğeleri olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu unsurlara “gizlilik” öğesi de eklenebilir.
3. YOLSUZLUĞUN TEMEL NİTELİKLERİ
3.1 “Yetki” Öğesi
Yolsuzluk iki taraf arasında bir değiş - tokuş içerir. Taraflardan birinin yetkili olması zorunludur. den kasıt genellikle devlet otoritesinin temsilcisi yani kamu görevlisidir. Ancak bazı düşünürler yetki açısından “özel, kamu” ayrımı yapmamaktadırlar.
Brasz’ a göre, “Kendisine güvenilerek yetki ve güç verilen kişi bunu veriliş nedenlerinin dışında bir amaç için kullanırsa güven kötüye kullanılmış, yetki keyfi biçime dönüşmüş ve yolsuzluk için kapı açılmıştır. Yetkinin kişisel çıkar elde etmek için bir devlet dairesinde ya da özel bir kuruluşta kullanılmış olması farklı durumlar değildir, ikisi de yolsuzluktur.” Fakat, yolsuzlukla ilgili makalelerde yetkili kavramı genellikle kamu görevlilerinin dışındakileri kapsamayan bir biçimde kullanılmaktadır. Nitekim, yolsuzluk tanımlarının çoğunda “ kamu görevlisi” deyimine açıkça yer verilmektedir. Ayrıca, yolsuzluk pek çok ülkenin ceza yasalarında kamu görevlilerinin işledikleri suçlar kısmında yer almaktadır. [16]
Rüşvet alanın özel iş yerlerinde olması halinde bu eylem olarak veya gibi başka suç türlerine sokulmaktadır. Ahmet Mumcu da bu konuda, ” Hukukçular, rüşveti genellikle kamu hizmetlileri tarafından işlenen bir suç olarak kabul etmek eğilimindedirler. Rüşveti geniş anlamda kabul etmek suçun unsurlarının dengesini bozacak, rüşvetin kamu hizmetlileri veya özel kişilerce işlenmesi halinde vahimlik durumu geniş ölçüde değişikliklere uğrayacaktır.” demektedir. Aynı zamanda Türk Ceza Kanunun’ da Zimmet ve İrtikâp gibi yolsuzluk türlerinde de kamu görevlileri söz konusudur. [17]
3.2 “Yetkinin Kuraldışı Kullanımı” Öğesi
Yolsuzluk, özünde bir kuraldan sapmayı içermektedir. [18]
Yolsuzluk olgusundaki ya da devletin yasal düzenlemelerinden, daha doğrusu kamu görevi ve hizmetine ilişkin kurallardan kamu görevlisinin maddesel kazanç ya da özel amaçlar için sapmasıdır.
Bu açıdan yolsuzluğun varlığı devletin varlığını gerektirmektedir. Gerçekten, yönetim mevkilerinin, yöneticilerin kişisel mülkü olarak görülüp kabul edildiği ve hatta kiralandığı ya da satıldığı, görevlilerin devletin değil iktidar sahibinin hizmetlisi sayıldığı, ortaçağ feodal ve 17. Ve 18. Yüzyıl merkezi krallık türü devlet yapılarında yolsuzluk olgusundan söz etmek anlamlı olmamaktadır. Memurlar, görevlerini yerine getirirken aslında doğrudan doğruya şefe hizmet etmektedirler. Geleneklere aykırı davranışlarda bulunmadıkları ve şefin çıkarlarına dokunmadıkları sürece tebaa ile ilişkilerinde memurlar, patrimonyal şef kadar keyfi olabilirler. [19]
Bu nedenlerle araştırmalarımızda yönetim örgütünün kamusal bir nitelik kazandığı, yani yönetim örgütünün kişilerin değil toplumun ve devletin bir aracı olduğu, iş görenlerin kişilerin değil devletin hizmetlisi sayıldığı ulus-devlet bağlamında yolsuzluk olgusu incelenecektir. Bu bağlamda yolsuzluktaki kurallara ya da yasalara aykırılık, kamu görevlisinin kamu görevi ve hizmetini düzenleyen yasal düzenlemelerden bilinçli olarak sapmasıdır. Örneğin, düşük vergi tahakkuk ettirmek, belgelerin ruhsatların verilişinde ihalelerde ya da iş yeri denetimlerinde öngörülen kuralları uygulamamak vb. yasal düzenlemelerden sapmalardır. Ancak bu sapmada çıkar ya da kazanç öğesi bulunmalıdır. Başka bir deyişle, kamu görevlisinin kural dışı eylemi bilinçli ve bir çıkar teminine yönelik olmalıdır. [20]
3.3 “Çıkar” Öğesi
Yolsuzluk iki taraf arasında bir değiş-tokuşu içerir. Bir taraf yasal düzenlemelerde öngörülmeyen bir etki aracı kullanarak diğer tarafın yani kamu görevlisinin konumundan kaynaklanan yetkisini isteği doğrultusunda saptırmaya çalışmaktadır. Bu etki ya da güç ile kamusal yetki takas edilmektedir. Bu etkinin aracı genellikle para, mal, hediye gibi maddesel niteliktedir. Ancak menfaati de sadece maddi şeylerle sınırlandırmak doğru değildir. Bu bakımdan cinsi temas, hatta bir öpücük dahi rüşvet vasıtasını meydana getirebilir. Bu kazanç doğrultusunda kamu görevlisi de çıkarı sağlayanın isteği doğrultusunda işlem yapmaktadır. Diğer bir deyişle, kamu görevlisi yetkisini kişisel çıkarı için kullanmaktadır.
Kamu görevlisini etkilemek üzere para ya da mal gibi ekonomik bir güç yerine, aile-akraba-arkadaşlık bağları gibi maddesel olmayan etkileme araçları da kullanılabilmektedir. Bu durumda, kamu görevlisi maddesel çıkardan çok tinsel – duygusal nitelikteki geleneksel bağlılıkları ve yükümlülükleri nedeni ile bazı kişilere kamu işleminde ayrıcalık sağlamakta yani onları kayırmaktadır. [21]
Aynı şekilde, toplumsal ya da siyasal sözü geçerliliğe sahip kişiler de bu güçlerini bir etki aracı olarak kullanarak kamu görevlisinden ayrıcalıklı bir işlem yapmaya yönelebilir.
4.YOLSUZLUĞUN ÇEŞİTLERİ
Yolsuzluk konusunda çalışmalarda bulunanlar yolsuzluğu ve olmak üzere kısaca iki gruba ayırmışlardır. Ben de çalışmamda yolsuzluk çeşitlerine bu iki başlık altında yer vereceğim.
4.1 İdari Yolsuzluk ( Administrative Corruption):
Kamu görevlilerine yapılan ödemelerle, kanun kural ve diğer hukuksal düzenlemelerin ihlal edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Ruhsat ve izin işlemleri, gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, ihalelerde kayırmacılık kamu hizmetlerinin sunumunda ayrıcalık ve terfi işlemlerinde ayrımcılığı idari yolsuzluk çeşitlerine örnek olarak sayabiliriz.
4.2 Siyasal Yolsuzluk
Siyasal işlevlere ilişkin kamu yetkisinin siyasal yönetim sürecinde çıkar gözetilerek, yasal düzenlemelere aykırı biçimde kullanılması siyasal yolsuzluk olarak nitelendirilebilir. Bir çıkar kümesinin kendisine sağladığı menfaat karşılığında bir parlamenter bir yasa taslağı üzerinde etkide bulunmaya yönelirse ya da iktidardaki bir siyasal parti siyasal gücü ve yetkisini partisinin ve yandaşlarının çıkarlarını gözetecek biçimde kullanırsa ortaya siyasal yolsuzluk çıkmaktadır. [22]
Her iki yolsuzluk çeşidini göz önünde bulundurduğumuzda siyasal yolsuzlukta siyasal yöneticilerin, idari yolsuzlukta ise kamu bürokrasisinde çalışanların baş aktörler olduğu söylenebilir.
Genel olarak yolsuzlukları isimlendirecek olursak: Kaçakçılık ve illegal yurtdışı işlemleri, kamusal malların çalınması, sahtekârlık, zimmetine para geçirme, hesap şişirilmesi, kamu kaynağının kötüye kullanılması, yetkiyi kötüye kullanma, suiistimal, sindirme, korkutma, şantaj, dolandırıcılık, hilebazlık, adaleti yanıltma, suç içeren davranışlar, delillerin karartılması, kanunsuz gecikme suçun başkasının üzerine yıkılması, görevlerin ihlal edilmesi veya görevden kaçma, başkalarının üzerinden geçinme, rüşvet, haraç, kanunsuz yükümlülük meydana getirme, komisyon alma, seçimlerde hile yapma, oyların ve seçim bölgelerinin manipülasyonu, içeriden öğrenilen ve gizli bilginin kötüye kullanılması, kayıtların yanlışlanması, kamu işletmelerinin, mülklerinin ve lisanslarının yetkisiz satışı, borçlanmaların, anlaşmaların, satışların, tedariklerin ve düzenlemelerin manipülasyonu, vergi kaçırma, kandırma, kayırma, nüfus ve iltimas tüccarlığı, uygunsuz hediyelerin, ücretlerin, eğlencelerin, ayni ve nakdi fayda sağlayıcı imkanların kabul edilmesi, organize suçlar ile ilişki kurulması, eş-dost kayırmacılığı, suçların örtbas edilmesi, vurgunculuk, karaborsa işlemleri, kanunsuz olarak kişilerin ve kurumların izlenmesi, haberleşmelerin ve özel bilgilerin kötüye kullanılması, çalışılan kuruma ait malların, kırtasiyelerin, iletişim araçlarının, ikametgahların kötüye kullanılmasıdır.
Siyasal yolsuzluğun önemli bir yolsuzluk türü olmasına karşın, bu çalışmanın amacı, konunun sınırlandırılması gereği ve yazarın uzmanlığının sınırlılıkları açısından bundan sonraki bölümlerde daha çok idari yolsuzluk ele alınacaktır. 4.YOLSUZLUK ÇEŞİTLERİ A. DOLAYLI OLARAK CEZA YAPTIRMINA BAŞLANAN VEYA SUÇ SAYILMAYAN YOLSUZLUK ÇEŞİTLERİ
A.1 Rant Kollama
Devlet tarafından yapay olarak yaratılmış bir ekonomik transferi elde etmek için çıkar veya baskı gruplarının giriştikleri lobicilik faaliyetleri ve bu amaçla yapmış oldukları harcamalardır. Yapay rant bizzat devlet tarafından bazı ekonomik faaliyetlerin bizzat devlet tarafından düzenlemesi ile ortaya çıkmaktadır.
Rant kollamanın aşamaları; rant oluşturma, rant dağıtma ve rant kollama faaliyetleridir. Başlıca rant kollama türleri ise; monopol, tarife, lisans, kota, teşvik, insider trading ve sosyal yardım kollamadır. [23]
A.1.a Monopol Kollama Devlet tarafından imtiyaz hakkı verilen bir monopolün elde edilmesi için çıkar ve baskı gruplarının girişmiş oldukları lobicilik faaliyetleri ve bu amaçla kıt kaynaklara yaptıkları harcamalara "Monopol Kollama" adı verilmektedir. [24]
Devletin Piyasaya girişi engellenmesi ve tekel durumuna yardımcı olması halinde monopolcü bir koruma olmaktadır. Diğer üreticilerin piyasalara girerek arzı artırması sayesinde fiyatın rekabet düzeyine düşmesine izin verilmediği için rantlar ortaya çıkmaktadır ve bu durumda tüketici fiyatının piyasayı dengeye getirmesi için ayarlanmasına izin verilir. Artık değerli olan bu rant, monopolcü lehine artar. [25] Monopol hakkını elde etmeye çalışan kişi ve kurumlar, kamu görevlilerine rüşvet vererek de bu hak ve imtiyazları elde etmeye çalışırlar.
A.1.b Tarife Kollama Yurt içi piyasasında karlarını maksimum düzeye çıkarmak için belirli mal ve hizmetlerin ithalinde tarife (ithalat vergisi) uygulanması veya ithalatın yasaklanması için baskı ve çıkar gruplarının lobicilik faaliyetlerine girişmeleri ve bu amaçla yaptıkları harcamaların bütününe "Tarife Kollama" adı verilir.
A.1.c Lisans Kollama
İthalatta tahsisli kotalardan lisans belgesi almak için yapılan lobicilik faaliyetlerine "Lisans Kollama" adı verilmektedir. Burada ithalatta izin belgesi (lisans) almak suretiyle elde edilecek rantlar söz konusudur. Örneğin, imtiyaz hakkı korunması ile ithal lisansları üzerinde bir prim yolu ile parasal bir gelir elde edilir.
A.1.d Kota Kollama
İthalatın kota ve kontenjan sistemine tabi olması durumunda bazı çıkar ve baskı guruplarının global kota ve tahsisli kotaların arttırılması girişimlerine ve bu amaçla yaptıkları harcamalara "Kota Kollama" veya "Kontenjan Kollama" adı verilmektedir.
A.1.e Teşvik Kollama (Sübvansiyon Kollama)
Devletten faizsiz veya düşük faizli krediler, tarımsal ürünler için destekleme alımları, vergi istisna ve muafiyetleri vb. gibi ekonomik amaçlı mali yardımlar elde etmek amacıyla çıkar ve baskı gruplarının, giriştikleri lobicilik faaliyetlerin bütününe "Teşvik Kollama" adı verilir. Söz konusu bu eylemler rant kollama faaliyetleri içine girmekte ve bu da devletlin soyulmasına neden olmaktadır.
A.1.f Tüyo Kollama (Insider Trading)
Herhangi bir şirkette şirket sahiplerinin, yöneticilerin, denetçilerin, danışmanların, çalışanların, hissedarların ve sair şirketle ilgili üçüncü şahısların şirkete ait önceden halka açıklanmamış bilgilerden yararlanarak ve/veya bu bilgileri başka kimselere "tüyo" (tippee) sızdırarak menkul kıymet piyasalarında haksız bir kazanç elde etmeleri veya karşılaşacakları muhtemel bir zarardan kurtulmalarına denir. Başka bir ifadeyle halkın ulaşamayacağı fakat şirket çalışanlarının bir şekilde şirket içerisinde elde edebildikleri bilgileri kullanarak hisse senedi, bono gibi menkulleri kar elde etme amacıyla alıp satma olayıdır.
A.1.g Sosyal Yardım Kollama (Alturizm)
Ekonomik yaşamda kişi ve kurumların lobicilik yaparak devletten sosyal yardım, işsizlik yardımı, fakirlik yardımı gibi sosyal amaçlı mali bir yardım elde etmek için yapılan faaliyetlerdir. Ülkemiz uygulamalarında Fakir Fukara Fonu ile kimsesiz ve muhtaç durumda olan yaşlılara yapılan kayırmacılıkların yanı sıra son yıllarda görülen sağlık sistemindeki yeşil kart uygulamaları sosyal yardım kollamaya en iyi örnektir.
A.2 Lobicilik
Lobicilik, siyasal karar alma sürecinde çıkar ve baskı gruplarının hükümetler tarafından verilen kararları etkileyerek kendi menfaatleri doğrultusunda karar alınmasını sağlamalarıdır. Devlet çalışmalarını ve yasaları özel bir çıkar ya da bir lobi faydasına etkilemeye çalışan kişilere lobici denir. Hükümetler çoğunlukla organize grup lobiciliğini tanımlar ve regule ederler. [26]
Şirket, holding, işçi ve işveren sendikaları, ticaret ve sanayi odaları, meslek birlikleri gibi çıkar gruplarının lobicilik faaliyetleri, seçim öncesinde iktidara geleceğini tahmin ettikleri siyasal bir partiye parasal veya başka şekillerde yardımda bulunma, seçimden sonra çeşitli yollarla milletvekillerini etkileme, parlamentoda kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelerini sağlama şeklinde ortaya çıkmaktadır.
A.3 Oy Ticareti
Yasama faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında ortaya çıkan siyasal bir yozlaşma türüdür. Yasama Faaliyetlerinin yürütülmesi aşamasında, siyasi partilerin çıkarları doğrultusunda meclise sundukları kanun tasarısı ve teklifleri karşılıklı olarak desteklemeleridir. Menfaat sağlama amacıyla yapılan bu anlaşma karşılıklı oy alışverişini ifade eder.
A.4 Kayırmacılık
Bir kamu işlemini yerine getiren kamu görevlisinin maddesel çıkar gözetilmekten çok bazı yükümlülükler ve bağımlılıklar nedeni ile yakınlarına yasalara aykırı şekilde ayrıcalık sağlanmasıdır. Dayanışma içerikli bu yolsuzluk türünün temeli kayırmaya ya da iltimasa dayanmaktadır.
A.4.a Yakınlarını Kayırma
Kayırmanın en yaygın biçimlerinden biri yakınları, eş- dostu kayırmadır. Akrabalar, dostlar, tanıdıklar kamu görevlisinin karşına sadece bir vatandaş sıfatıyla çıkmayabilirler. Bunlar memurlar ile ailevi ya da duygusal nitelikteki toplumsal ilişkilerinden yararlanarak kamu işlerinde kendilerine ayrıcalıklı işlem yapılmasını isteyebilirler. Diğer bir deyişle burada akrabalık ya da dostluk bağı bir etkileme aracı olarak kullanılmakta, görevli de bu bağlılıklara ve niteliklere sadakati ölçüsünde yakınlarına farklı bir işlem yani iltimas yapmaktadır. Burada maddesel olmamakla beraber yine de bir kazanç vardır. Memur, yakınlarına yardım etmekle manevi bir kazanç elde etmektedir. Böyle bir davranışta bulunan memur saygınlık kazanmakta ve çevresi tarafından beğenilmektedir. Ayrıca iltimas ettiği bu kişilerden memurun ileride yardım istemesi olanağı muhtemel bir kazanç olarak görülebilir[28]
A.4.b Sözügeçer Kişileri Kayırma
Siyasal ya da toplumsal nüfuz sahibi kişiler de bu güçlerini bir etki aracı olarak kullanarak kamu görevlisinden ayrıcalıklı bir kamu işlemi isteyebilmektedirler. Diğer bir deyişle, memuru ve dolayısıyla kamu işlemini etkilemek üzere para ya da mal gibi ekonomik bir güç yerine, maddesel olmayan bir etki aracı kullanılmaktadır. Kamu görevlisi, kayırmasının karşılığında ileride kullanabileceği bir iltimas elde etmektedir. [29]
A.4.c Siyasal Kayırmacılık ( Partizanlık)
Siyasi partilerin iktidara geldikten sonra kendilerini destekleyen seçmenlere değişik şekillerde ayrıcalık ve iltimas göstererek haksız menfaat sağlamalarıdır. Partizanlık, merkezi yönetim birimlerinin yansıra, kamu hizmeti yürüten mahalli kurum ve kuruluşlarda da yaygındır. Bu bağlamda, kamu kaynakları dağıtılırken yerleşim bölgeleri ve ihtiyaçlar göz önüne alınmamakta ve hizmetler, siyasi iktidarın kendi seçim bölgelerine götürülmektedir.
A.4.d Patronaj
Siyasal Süreç içerisinde siyasal partilerin iktidara geldikten sonra kamu kuruluşlarında çalışan üst düzey bürokratları görevden almaları ve bu görevlere kendi parti görüşü, ideolojisi, nepotizm ve kronizm faktörler göz önüne alınarak yeni bireyleri atamalarıdır.
A. DOĞRUDAN CEZAİ YAPTIRIMA BAĞLANAN YOLSUZLUK ÇEŞİTLERİ
B.1 Rüşvet
Rüşvet, en yaygın ve en çok bilinen yolsuzluk şeklidir. Bu suç, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun 252/3 madde hükmünde tanımlanmıştır. Buna göre; “Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.”
Rüşvet vasıtasıyla, görev ve yetkinin kötüye kullanılması, iki şekilde gerçekleşebilmektedir. Bunlardan birincisi, kanuna uygun olan bir işlemin kişisel çıkar sağlamak amacıyla daha yavaş yerine getirilmesidir. İkincisi ise, kanunca yasaklanmış bir işlemin menfaat karşılığı yapılmasıdır. [30]
Rüşvet olayında iki taraf arasında değiş tokuş vardır. Bir çıkar ile yetki, bir bakıma takas edilmektedir. Bu takasa konu olan yolsuz bir işlemdir. Rüşveti veren yolsuz işlemi almakta, rüşveti alan da yolsuz bir işlem yapmaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere, kamu görevlisinden yapması istenilen yolsuz işlemi ana hatları ile <<çabuklaştırıcı işlem>> ve <<çarpıtıcı işlem>> olarak görmek olanaklıdır. Birinde memurun yasal düzenlemelere uygun bir kamu işlemini çabuklaştırması, diğerinde ise yasal düzenlemelere uygun olmayan bir kamu işlemini yapması ya da yapması gereken bir kamu işlemini yapmaması için karşılığında maddi çıkar elde etmesidir.[31]
Yolsuzluk ile rüşvet arasında yakın ilişki vardır. Her rüşvet olayında yolsuzluk vardır; fakat her yolsuzlukta rüşvet olmayabilir.
Rüşvetin ortaya çıkmasına neden olan faktörlerin başında sosyo – ekonomik ve gelişmişlik düzeyi, bürokrasinin yapısı ve işleyiş şekli bürokratik yapıda karar süreci ve işleyişi gelmektedir. [32]
Acaba bürokrasi ve karmaşa mı yolsuzluğu çağırmaktadır yoksa yolsuzluk kendine nüfuz alanı bulabilmek için yapay bir bürokrasi ve karmaşa ortamı mı yaratmaktadır? Bu aşamada yolsuzluğu bir gelir kapısı olarak sahiplenmiş olan görevlilerin kanunların boşluklarından da faydalanarak bir bürokrasi yumağını kasıtlı olarak ortaya çıkardıklarını söylemek mümkündür. Aslında bugün Türkiye’de yaşanan yolsuzluğun büyüklüğü göz önüne alındığında kamusal alanda yaratılan bürokratik kaosun bir başka nedeninin de bu kaostan nemalanan bazı insanlar olduğu görülecektir. [33]
Ekonomik kaynakları kullanma fırsatlarının kıtlığı rüşveti teşvik etmektedir. Fırsatların kıtlığı ve ekonomik gelişmelerin yetersiz oluşu ise, kıt fırsatlardan yararlanmak için kişileri rüşvet vermeye teşvik ederken, kamu görevlilerini de daha iyi imkanlar içinde yaşama isteği ile rüşvet almaya itmektedir. [34]
Ekonomik sorunların rüşvetin sebebi olduğu bir yere kadar iler sürülebilir. Ancak rüşveti bir davranış bozukluğu olarak düşünürsek bu kötü alışkanlığın ekonomik sorunlar çözülse bile devam edeceği söylenebilir.
Rüşvetin yaygınlığı veya yaygın olduğu düşüncesi, yabacı sermayenin o ülkeye akışını da engellemektedir.
B. Llyod’ un rüşveti bürokratik kırtasiyeciliğin “bypass” edilmesini sağlayan, iktisadi kalkınmayı hızlandırıcı görev yerine getirdiğini ileri sürmesi işin bir başka boyutudur. Belki de bu düşünürün görüşlerini paylaştığı için bir devlet adamımız “ benim memurum işini bilir” ve “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” diyebilmiştir.[35]
TCK m.252/1’ e göre, “Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.”
TCK m.252/2’ ye göre, “Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.”
TCK m. 252/4’ e göre; “Birinci fıkra hükmü, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukukî ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukukî ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması hâlinde de uygulanır. “
TCK.m.252/5’e göre, “Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticarî işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüşvet sayılır.”
B.1 İrtikap
Yolsuzluk türlerinden bir diğerini oluşturan irtikap, memurun memuriyet sıfatını veya memuriyete ait görevini kötüye kullanmak suretiyle bireyi zorlaması sonucu, uğrayabileceği haksız işlemi önleyebilmek durumunda kalan bireyin çıkar sağlaması veya vaat etmesiyle oluşur. Diğer bir deyişle, İrtikap suçunun oluşabilmesi için failin, memuriyet sıfat veya görevini kötüye kullanarak maddi kazanç elde etmesi veya buna yönelik bir vaatte bulunulmasını sağlaması gerekmektedir. İrtikap, TCK m. 250’ de düzenlenmektedir. Buna göre;
(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
İrtikap ve rüşvet arasındaki fark ise; rüşvette genellikle rüşvet alan ile rüşvet veren arasında bir tür gizli anlaşma vardır. İrtikap olayında, kamu görevlisi yaptığı işin yasadışı olduğunu bilerek ve karşı tarafın güç durumda olmasından yararlanarak zorla ya da ikna yoluyla bir menfaat talebinde bulunmasıdır.[36]
B.3 Kara Paranın Aklanması
Yasadışı yollarla elde edilen gelire kara para, bu gelirin normal ve temiz bir kazanç gibi yasal ekonomiye sokulmasına da kara para aklama denir. Kara para aklamanın asıl amacı, kovuşturma ve soruşturma makamlarından yasa dışı faaliyetlerin gizlenmesidir. Yaratılan gelir, işlenen suçun kanıtlarından biri olarak kalmaktadır. Soruşturma ve kovuşturma makamları yasa dışı gelirin izini sürmek suretiyle suçun faillerine ulaşabilmektedir.
Kara parayı aklamak için Viyana Sözleşmesi’nde üç safhadan oluşan bir işlem gerekmektedir:
• Malvarlığının yasa dışı kaynağını gizlemek veya farklı şekillerde göstermek,
• Fiile iştirak eden kişinin eyleminin yasal sonuçlarından kaçınması için mal varlığını başka bir mal varlığına dönüştürmek veya devretmek,
• Malvarlığının gerçek niteliğini, kaynağını, bulunduğu yeri, hareketlerini, üzerindeki yararlanma hakkını ve kime ait olduğunu gizlemek veya farklı şekilde göstermektir.
B.4 Zimmet
Kamu görevlilerinin para ve / veya mal niteliği taşıyan kamusal bir kaynağı yasalara aykırı olarak kişisel kullanımı veya üçüncü kişiler için harcaması, kullanması ya da mülk edinmesidir. Maddi çıkar içeren yolsuzluk türlerinden rüşvette, rüşvet alan – veren olmak üzere iki taraf olmasına rağmen zimmette, ikinci bir taraf bulunmamakta ve memura tek taraflı olarak bu suç isnad edilmektedir.
Zimmet suçu ancak bir memur tarafından işlenebilir. Zimmet suçunun işlendiği anda failin memur olması yeterlidir. Failin daha sonra bu sıfatı kaybetmiş olması veya zimmet suçunun görevini yerine getirmediği sırada işlemiş bulunması önem taşımamaktadır Memur olmayan kişilerin zimmet suçunu işlemeleri halinde bu, zimmet suçunu değil “Hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal ” suçunu teşkil edecektir. Zimmet fiili hileli olarak gerçekleştirilirse buna da “ihtilas” adı verilir.
Türkiye’de görevli yabancı devlet memurları zimmet suçunun faili olamazlar. Çünkü, zimmet suçunda failin sıfatı bu suçun oluşumunda asli unsurlardan biridir ve 657 Sayılı yasaya göre bir yabancı devlet memurunun Türk memuru olarak kabulüne imkan yoktur.[37] TCK m. 247/1’ e göre “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
B.5 Dolandırıcılık
Dolandırıcılık TCK’ da düzenlenen malvarlığına karşı suçların en tipik örneğini oluşturmaktadır. Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlayan kişinin işlemiş olduğu bir suçtur. Söz konusu suçla ilgili olarak TCK m.157’ de, “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir. “ denilmektedir.
Dolandırıcılığı irtikaptan ayırmak da oldukça güçtür. İrtikap suçu bir memurun memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak süratiyle kendisine veya başkasına yarar sağlaması için bir kimseyi zorlaması durumunda söz konusudur. “Bu suçlar arasında her şeyden önce hukuki konu yönünden fark vardır.” İrtikabın millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler bölümünde yer almasına karşın dolandırıcılık daha önce de belirttiğimiz üzere malvarlığına karşı suçlar bölümünde karşımıza çıkar. Bir başka fark fail yönünden ortaya çıkmaktadır. Dolandırıcılık herhangi bir kimse tarafından işlenebildiği halde, irtikap ancak kamu görevlisi (YTCK 250/2) tarafından işlenebilmektedir. Bir başka fark da, maddi unsur yönünden ortaya çıkmaktadır. Nitekim dolandırıcılık hileli davranışlarla işlenebilirken, irtikap’ ta failin memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanarak mağduru icbar veya ikna etmesi şeklinde işlenebilmektedir. [38]
B.6 Görevi Kötüye Kullanma
Bu suç devlet idaresi aleyhine işlenen suçlardandır. TCK m. 257’ de düzenlenmiştir. Buna göre,
“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. “
Kamu görevlilerinin makam ve mevkiden kaynaklanan güç ve yetkilerini kötüye kullanarak kamudan hizmet alan kişi ve kuruluşlara keyfi davranmaları söz konusudur. Bu yolsuzluk çeşidi tüm kamu kurumlarında yaygın olarak görülebilir.
TÜRK KAMU YÖNETİMİNDE YOLSUZLUK NEDENLERİ
Yolsuzluğun nedenlerine bakıldığında özellikle Türk kamu yönetimindeki yolsuzlukların nedeni ile ilgili olarak birçok fikir ileri sürülmektedir. İşsizlik, yüksek enflasyon, hızlı nüfus artışı, vatandaşın sosyal güvencesinin olmaması yolsuzluk ve rüşvete neden olarak gösterilmektedir. Diğer taraftan toplumsal gelişmiş düzeyi ile yolsuzluk arasında ilişki kurulmaktadır Gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluğun, sosyo - politik gelişme ve modernleşmeye paralel olarak, geleneksel değerler ile ithal edilen değerlerin çatışmasından doğduğu ileri sürülmektedir. Buna göre bürokratik yolsuzluk, modernleşmenin ve gelişmenin kaçınılmaz sonucudur.
Genel olarak bakıldığında, siyasal sistemin yapısı, siyasal kültür ile toplumsal kültür arasındaki ilişki, yönetim yapısı, bürokratik yapı, hızlı değişim, modernleşme, az gelişmişlik, kötü yönetim, kapalı yönetim yapısı ve kültürü, hesap verebilirlik yaklaşımının eksikliği, kamunun kontrol ettiği kaynakların büyüklüğü, yargı bağımsızlığının eksikliği, güçler ayrılığının tam olmayışı ve aksak rekabet, yolsuzlukları artıran temel faktörler olarak sıralanabilir. [39]
A. TOPLUMSAL YOLSUZLUK NEDENLERİ
1)MODERNLEŞME
Toplumsal öğelerin değişim hızı ile yolsuzluklar arasındaki ilişki toplumların bu öğelerin değişimine ayak uydurmasına bağlıdır. Gelişmiş ülkelere oranla azgelişmiş ülkelerde yolsuzluk ve rüşvetin daha yaygın olması toplumsal öğelerin değişim hızına bağlanmaktadır.
Değişimin, çağcıl bir nitelik kazanma sürecinin, önce toplumsal yapının sosyo – ekonomik düzeninde başlayacağı ve giderek bu değişmeye uygun yeni siyasal ve yönetsel yapıların ortaya çıkacağı ileri sürülebilir. Buna bağlı olarak da kuşkusuz, değişen siyasal, yönetsel yapılar içinde bir takım yeni yolsuzluk ve bozulma türleri görülecektir.
Modernleşme ile siyasal ya da yönetsel yolsuzlukların yoğunlaşması ilk bakışta üç temel nedenle açıklanabilir.
1) Modernleşme bir anlamda, sürekli olarak toplumda yeni kaynakların ve fırsatların yaratılması demektir.
2) Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere, birçok devletin ekonomik yaşama müdahalesi, çok sayıda yasal düzenleme ve kurallar çerçevesinde yürütülmektedir. Bu mevzuat ve kuralların vatandaş açısından karmaşıklığı bürokratlara büyük bir güç vermekte ve yolsuzluğa fırsat yaratmaktadır[40] Diğer bir deyişle, norm sistemleri değişmekte, eski ve yeni norm sistemleri birbirleri ile zıtlaşma göstermektedir. Bu zıtlaşma ya da norm sisteminin çözülmesi [41]
2) Siyasi ve yönetsel kurumlar, kanunlar, yönetmelikler sürekli olarak değişmekte ve sistemin biçimsel kontrol yapılarında boşluklar meydana gelmektedir. Modernleşen ülkelerde norm sisteminin çözülmeye başlamasının yanı sıra paylaşılacak pasta da büyümekte, devletin yeni gelişmede yeri daha da artmakta ve doğal olarak devleti idare eden siyasi ve bürokrat kesim de bu pastadan pay alarak daha üst kesimlere atlamaya çalışmaktadır. Siyasi ve bürokratik kesimin fırsatlardan yararlanması için tek yol ellerindeki kamusal yetkinin çıkarları doğrultusunda kullanılmasıdır. Bu da yozlaşmanın toplumsal değişim hızına bağlı olarak ortaya çıkmasını gösterir. [42] Netice olarak modernleşme, toplumsal – sosyal-ekonomik yapının çözülmesine, norm sisteminin değişmesine, politikacıların ve bürokratların eline yeni imkanların geçmesine ve devletin işlevinin artmasına neden olmaktadır. Yolsuzluğun temel niteliklerinde belirtildiği şekilde, yetki, yetkinin kural dışı kullanımı için uygun zemin ve elde edilmeyi bekleyen yeni çıkarlar birleşmektedir. Siyasilerin ve bürokratların yapması gereken tek şey ise, kafalarını çalıştırmaktır[43]
TOPLUMSAL ÖRGÜTLENME YETERSİZLİĞİ
Toplumsal örgütlenme ile toplumdaki bireylerin seslerini duyurmaları için bir araya gelerek kendilerini etkileyen kararların alınması sürecinde etkili bir faaliyet ile toplum zararına olacak eylemlere engel olmaları ve kamu yetkisini kullananların er geç toplumun karşısında, toplum vicdanında yargılanacağını bilmeleri, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanılamayacağının kabul edilmesi sağlanmalıdır.
Bürokrasi dış güç merkezlerinin zayıflığı sonucu, örgütlenmemiş çıkar kümeleri, isteklerini siyasi yapım sürecinde etkili iletememekte, siyasi uygulama sürecinde karar uygulayıcılarını yani bürokratları etkileme yoluna gitmektedirler. [44]
1) TOPLUMSAL EĞİTİM VE KÜLTÜR YETERSİZLİĞİ
Toplumsal suç ve kirliliklerinin ortadan kaldırılmasında eğitim ve öğretimin önemi şüphesiz ki büyüktür. Ülkemizdeki toplumsal kültür gelişimi ve eğitim seviyesinin istenilen seviyede olmadığı kabul edilebilir bir gerçektir. Öncelikle insanlarımızın kültür seviyesi, toplumsal eğitim anlayışı düşündürücüdür. Okullaşma oranının eğitim ve öğretim kalitesinin düşük olduğu toplumlarda, toplumsal suç ve kirliliklerin daha fazla olduğu söylenebilir. [45] Birincil ilişki olarak tanımlanan bu ilişkiler yumağının etkinliğini yitirdiği, kültür seviyesinin yükseldiği, eğitim il her yurttaşın kanunlar önünde, görevliler önünde eşit konumda oldukları bilinci verildiği müddetçe, az gelişmiş toplum yapısından kaynaklanan “kayırma türü” yolsuzluklar azalacaktır.[46] Sonuçta ne kadar kanuni kısıtlama olursa olsun, muhataplar bireylerdir ve devletin, en az kanunlar kadar bireyleri de düzene sokması ve onları eğiterek bilinçlendirmesi gerekir. Gerekli eğitimden yoksun olarak, ahlaki ve milli bütün melekelerini kaybetmiş bir toplum karşısında hiçbir kanuni düzenlemenin etkisi umulduğu gibi olamaz. Bu, yalnızca yolsuzluk değil, tüm suçlar için aynıdır. Ancak bilinçli toplumlar yetiştirildikten sonra, kurumlarda, ekonomik politikalarda, kamu yönetiminde ve kanunlarda yapılacak düzenlemelerin bir anlamı olabilir. [47]
C. KİŞİSEL YÖNDEN YOZLAŞMA NEDENLERİ
1) ÇEVRESEL DEĞİŞME
Toplum koşulları bireylerin hayat çizgilerini belirler. Toplumumuzda artan nüfus oranı ve bu artışta ş arayan gençlerin ağırlıklı olarak yer alması, doğup büyüdükleri mekanlarda iş bulamamaları sonucu sanayileşmiş kentlerimize göç etmelerine sebep olmaktadır. Göçler sonucu oluşan hızlı kentleşme olayı, çeşitli sosyo – ekonomik, kültürel ve ahlaki sorunlara kaynak teşkil etmektedir. [48]
<Çevresel değişme sonucu, meydana gelen çarpık kentleşmenin en iyi örneği gecekondulaşmadır. Vatandaşların devlet arazisini, mafyaya bedelini ödeyerek talan etmesi ve belli periyotlarda siyasilerin oy amacıyla af yasası çıkarmaları da, çevresel değişme sonucu yaşanan yozlaşmanın en açık örneği olmuştur. Siyasilerin, artan nüfus ve oluşan işsiz yığınlarına iş bulmaya çalışmaları sonucu kamu kuruluşlarının arpalığa çevrilmesi de yozlaşmanın çevresel değişmeye bağlı olarak görünen diğer şekilleri olmuştur.[49]
2) GELİR DAĞILIMI BOZUKLUĞU
Yolsuzlukların bir başka nedeni ise, gelir dağılımdaki bozukluklardır.
Gelir dağılımı bozuklu genellikle az gelişmiş ülkelerde görülmekle birlikte, maddi eşitsizlik duygusu gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm toplumları etkilemektedir.
Yıllık gelirin tabanı ile tavanı arasında çok büyük uçurumlar vardır. Bir yandan örnekleri ancak zengin ülkelerde görülen lüks ve israf hayatı yaşanırken, diğer yandan minimum yaşam koşullarını yerine getiremeyen büyük bir kesim T.C sınırları içinde birlikte yaşamaktadır. Gelir dağılımındaki bu bozukluk, toplumda değer yargılarını, örf ve adetleri, norm ve kuralları yıkmaktadır. Toplumdaki saygınlığı artık maddi gücün belirlediği yaygın kanı olmuştur.[50] Bu saygınlığı elde etmek için kamu görevlilerinin, norm sisteminin bozulduğu, denetim mekanizmalarının işlerliğini yitirdiği, kokuşmanın tepeden başladığı bir dönemde başvurdukları yol, yetkilerini amaç dışı kullanmalarıdır. Bu da yozlaşma ve yolsuzluğun en açık ifadesidir.[51]
3)FAKİRLİK VE DÜŞÜK ÜCRET
Kamu çalışanların ücretlerinde iyileştirme yapılmalıdır. Kamu çalışanlarının çözümsüz mali sorunlarla yüz yüze bırakılmaları hem verilen kamu hizmetinin kalitesini düşürmek hem de çalışanların verilen ücretle, kendilerine biçtikleri değer farkını yasal olmayan yollardan telafi etmek istemelerine neden olmaktadır.[52] Kamu görevlilerinin düşük ücret almaları nedeniyle, yolsuzluk içeren davranışlara yönelmesi daha çok alt ve orta kademelerde görülmekte, düşük olan maaşların adaletsiz olduğunu düşünen ve bunu telafi etmek amacıyla yolsuzluk yapmayı ve rüşvet almayı kendilerinin bir hakkı gibi gören görevliler, işi yavaşlatarak veya başka zorluklar çıkartarak iş yaptıranları rüşvet vermeye zorlamaktadırlar. Bir Fransız şöyle söylemiştir: “Ben Fransızım, Fransa’yı elbette severim, hatta ona taparım ama Fransa beni aç bırakırsa onu satarım” Hangi toplumda hangi konumda olursa olsun insanların aç kaldıkları zaman yapacakları işler tahmin dahi edilemez.[53]
İDARİ REFORM ÖNERİLERİ
Yolsuzlaşmayı önlemek için alınacak tedbirlerin doğal olarak kamu, idare yanı ağır basacaktır. Kuşkusuz bunda, yozlaşma olgunsun kamu yönetimi, kamu görevlileri ve devlet teşkilatı ile olan sıkı ilişkisi rol oynamaktadır.[54]
Merkeziyetçilik, kırtasiyecilik, bürokratik bozukluk, kamu işlerinin karmaşıklığı, kamu görevlisi alımının belli bir sisteme oturtulamaması, kamu da görev yapan görevlilerin yetersiz maaşlara mahkum edilerek yolsuzluklara teşvik edilmesi, kamu yönetiminin büyüklüğü kamu yönetiminin dışa kapalılığı gibi sebepler idari yapımızın bozuk olan taraflarıdır.[55]
I. KIRTASİYECİLİKTEN VAZGEÇİLMESİ
Bürokraside işlerin hızlı, verimli ve tarafsız bir şekilde görülebilmesi için önceden belirlenmiş olan kurallara uyulması esastır. Ancak zamanla görev – yetki dağılımındaki dengesizlikler, örgütlerdeki büyüme eğilimi, yönetsel gelenekler ve insan faktörü, çalışma yöntemlerindeki tutuculuk ve mevzuat sorunu gibi nedenlerden kaynaklanan kırtasiyecilik, kamu yönetiminin etkin ve verimli işlemesini engelleyen en önemli faktörlerden biridir.[56] Aynı konuda birden çok kamu kurumunun yetkili kılınması, hem zaman kaybına, hem de eş güdümsüzlüğe neden olmaktadır. Vatandaş açısından duruma baktığımızda, kamu hizmetlerinin karmaşıklığı, işlemleri teknik manada bilmeyen vatandaşları başka birtakım çözüm yollarını aramaya zorlamakta, çok kolay bir surette hakkı olan hizmeti alamayan vatandaş rüşvetle sıkıntısını aşmaya çalışmaktadır. Kırtasiyeciliğin önlenmesi, formalitelerin basitleştirilerek kamu kuruluşlarındaki işlemleri izleyebilmesi amacıyla vatandaşa yol gösterecek pano, kitap, broşür, vb. gibi kolaylıklar sağlayıcı çalışmaların yapılması, bu amaçla Kamu kurumlarında “halka ilişkiler” birimlerinin kurulması ya da etkin çalışmanın sağlanması önerilmektedir.[57]
II. MERKEZİYETÇİLİKTEN VAZGEÇİLMELİ
Türk kamu yönetiminde merkezi idarenin yetkilerinin birçok yetki ve sorumluluğu kendinde toplaması, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini engellemektedir. Bu yönetim anlayışı, büyük oranda kaynak ve zaman israfına sebep teşkil etmekte, örgütsel büyümenin getirdiği örgüt ve personel sorunları artmakta; bu durum devletin hantallaşarak, sağlıksız bir bünyeye doğru gidişini hızlandırmaktadır.
Devlet, yerel yönetimlere vereceği yetki devriyle sorunların yerinde çözümüne çok büyük oranda katkı sağlamakla beraber, kendi yapması gereken asli görevleri olan adalet, güvenlik savunma, dış politika gibi hizmetlerin yanında bölgesel ya da ulusal düzeyde anlaşma ve yatırımları gerçekleştirmeli, devrettiği yetkilerin etkin bir şekilde denetlenmesini sağlamalıdır.[58]
III.KAMU HİZMETLERİNE GÖREVLİ ALIMININ BELLİ ESASLARA BAĞLANMASI
Kamuda personel reformu yapılmalıdır. Liyakat esası getirilmeli ve kayırmalar önlenmelidir.[59]
Kamu personel rejimimiz yasal olarak kariyer ve yeterlilik ilkesini benimsemiş olmasına rağmen bu ilkelere pratikte yer verilmemesi özellikle üst düzey atamalarda çıkar çevrelerinin rollerinin büyük olduğu, bunun sonucu olara da çalışanlar arasında adaletsizlik duygusunun meydana gelmesine, çalışanların heyecan, dürüstlük, göreve bağlılık gibi pozitif duygularının yozlaşmasına sebep teşkil etmektedir.
Bu sebeple, kamu hizmetlerinde başarılı, bilgili, beceri sahibi, doğru karar verebilen ve uygulayabilen yöneticilere ihtiyaç olduğu göz ardı edilmeksizin atamalarda ehliyet ve liyakat ön planda tutulmalıdır.[60]
IV.KAMU PERSONELİNİN MAL BİLDİRMİNDE BULUNMALARI VE ÜCRETLERİN YENİDEN DÜZENLENMESİ
Öncelikle mal bildirimiyle ilgili kamuya alınacak personelin alınırken ilk verdiği beyanların ciddi manada araştırılarak ileride yapılacak takibatta sağlam bir temel oluşturulması amaçlanmalıdır. Aksi takdirde, şahıslar ilerde gayri meşru yollardan elde edinecekleri haksız kazançlar için adeta kılıf hazırlamak suretiyle mevcut olmadığı halde fazla miktarda mal veya para beyanında bulunmaktadırlar. Bu konunun biçimsel bir işlem olmaktan çıkarılarak etkili bir denetim aracı haline getirilmesi önem arz etmektedir.[61]
Ülkemizde yaşanan bir diğer önemli sorun da yüksek enflasyondur. Enflasyon, toplumun birçok kesimini fakirleştirirken az sayıda kimseleri de aşırı zenginleştirmektedir. Toplumsal barışın en büyük düşmanı gelir dağılımındaki adaletsizliğin en büyük sebebi olan enflasyon düşürülmelidir. Zira, Türkiye’deki yıllık kişi başına düşen GSMH yıllara göre belirgin bir artış göstermesine karşın, kamu görevlileri artan reel gelirden yeterince pay alamamaktadırlar. [62]
Aynı zamanda kamu çalışanlarının ücretleri artırılarak dürüst davranış özendirilmeli, etkin kontroller ile kamu çalışanlarının servet artışları sıkı bir şekilde izlenmelidir.
TOPLUMSAL AHLAKİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Büyük düşünür E. Kant, “ Öyle davran ki; davranış ve tutumun kanun haline gelsin” diyerek ahlakın tüm yasakların ruhu olduğunu belirtmek istemektedir.[63]
Tarih boyunca insan topluluğunun her yerde bazen yazılı bazen gelenek halinde uygulama alanı bulan ahlaki normlar geçmişte olduğu gibi bu gün de yozlaşan değerler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Toplumun hemen her kesiminde meselelere geleneksel bir şekilde bakma anlayışını değiştirmektedir.[64]
Toplumu toplum yapan değerler dil, din, gelenekler ve geçmişte yaşanan tarih birliğinin ve diğer özelliklerin yeni nesillere müspet olarak aktarılamaması, toplumu meydana getiren bireylerin özelliklerini nispeten sağlıklı bir şekilde fertlerin ve toplumların devamlılığını ve taşınması gereken ortak özelliklerin yeni nesillere aktarılmamasıyla günümüzde görülen dejenerasyonu ortaya koymaktadır.
Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de akıl almaz boyutlara ulaşan yolsuzluğun altında yatan temel etken, toplumların ahlaki yapılarında ortaya çıkan dejenerasyondur. Araştırmacılar her ne kadar yolsuzluğun nedenlerini, ülkelerin benimsediği ekonomik modellere, piyasa şartlarına, kanunlara, bürokrasiye ve ekonomik gelişmişliğe dayandırsa da ahlaki ve manevi açıdan zaaflara uğramış toplumlarda yolsuzluk fazlasıyla görülmektedir. Elbette diğer etkenler de toplumlarda yolsuzluğun gelişmesi için önemlidir. Ancak yapılan araştırmalar yolsuzluğun nedenlerini ahlaksızlığın dışında kesin olarak bir temele dayandıramamaktadır. Bu bağlamda, ahlaki ve manevi zaafiyet, yolsuzluğu doğuran etken olmakla birlikte, diğer şartlar da toplum içinde yolsuzluğu besleyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır diyebiliriz.[65]
Bir toplumda “iş bilenin kılıç kuşananın, mantığı egemense, köşeyi bir çırpıda dönenleri kınamak yerine bilinç altında hayranlık, imrenme varsa, aldırmazlık, duyarsızlık, popülizm ile ittifak yapıyor, kurnazlık daha çok saygı görüyorsa, toplumsallık düşüncesi gözden düşmüşse bundan iyi yolsuzluk ortamı bulunamaz.
Bu bağlamda öncelikle hükümetlerin ciddi ve inançlı bir şekilde vatandaşların yaşam kalite ve standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmalara önem vermeleri gerekmektedir. Erdemli, dürüst toplumsal kurallara uymanın yükselen değer olarak tüm topluma enjekte edilmesine öncülük etmeleriyle ancak yozlaşmanın önüne geçilebilir. Aksi takdirde, yasalarla, her inanın başına bir polis dikerek kirlenmenin ve yolsuzluğun önüne geçilemez. [66]
YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ
Yasal yaptırımların ağırlaştırılması tek başına yeterli bir önlem değildir. Uygulanabilen yasa en etkili yasadır. Suçun açığa çıkma olasılığını artırmak, suçun yaptırımını arttırmaktan daha etkilidir. Yolsuzluğun açığa çıkma olasılığının yüksek olduğu bir ortamda yasal düzenlemeler ve yaptırımlar caydırıcı niteliğe kavuşur. İşlenen bir suçun yaptırımsız kalma olasılığının az olduğu bir ortamın yaratılması, yolsuzluğa karşı en etkili önlem olacaktır.[67]
1)TCK
Sosyal ekonomik gelişmelere bağlı olarak yeni oluşan yozlaşma tipleri de ceza kapsamına alınmalıdır.
2)Kanuna Mugayir Tahakkuk ve Tediye Muamelelerini ihbar edenlere ikramiye itasına dair kanun
1927 de yürürlüğe sokulan ancak bugün için uygulamada olmayan bu kanuna işlerlik kazandırılmalıdır.
3)2886 Sayılı Devlet İhale Yasası[68]
Yolsuzlukların asgariye indirilmesi için özellikle kamu ihalelerinde saydamlığın sağlanması önemlidir.[69]
Devlet ihale kanunu üzerindeki eleştirilerin ağırlık noktası ihale öncesi süreç ile teklif edilen fiyat sistemi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Türkiye’de ihale konusu işin teslimi ile ilgili kontrol süresinin oldukça zayıf olduğu, devletin bu süreç içerisindeki ihmal ve suistimaller nedeniyle büyük çaplı zararlara uğradığı, ihale komisyonlarının oluşumunda ve karar verilmesinde siyasi ve bürokratik müdahalelerin sıkça söz konusu olduğu ve yasadışı örgütlü yapıların ihale sürecini her aşamada etkilediği hususları kamu ihalelerinin etkinliğini düşüren en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bunlara ilişkin önlemlerin alınması son derece önemlidir. [70]
4)3628 sayılı mal bildiriminde bulunulması rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele kanunu
5)Parti içi demokrasiler getirilmelidir. Bu bağlamda seçim yasası, siyasi partiler yasası değişmelidir. Parti içi siyasi ve ekonomik kontrol mekanizması kurulmalıdır. Siyasi partilerin gelir kaynakları ve muhasebe kayıtları, şeffaf bir yapıya kavuşturulmalıdır. [71]
SONUÇ
Türk kamu yönetiminin içinde bulunduğu sorunların aşılmasında, yolsuzlukların azaltılmasında ve kamu çalışanlarının dürüst, tutarlı, tarafsız, sorumlu, hesap verebilir, güvenilir, yüksek etik değerlerini koruyan kişilerden oluşan bir Türk kamu yönetiminin oluşturulmasında reform çabaları ve Etik Kurulu’nun kurulması oldukça önemlidir. Fakat kamu yönetimi sistemini yeni kamu yönetimi anlayışı doğrultusunda yeniden inşa etmeden böyle bir girişimde bulunmak, bu girişimlerin etkinliğini önemli ölçüde azaltacak ve istenen sonucu tam vermeyecektir. Aynı zamanda yargının, siyaset alanındaki yolsuzlukların üzerine daha sağlıklı gidebilmesi için dokunulmazlık zırhına sığınanların da yargı ve ceza kapsamına alınması zorunluluktur.
KAYNAKÇA
-Bülent Karacan, “Türk Kamu Yönetiminde Yozlaşma” , Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi ( yönetim bilimleri) Anabilim dalı, Ankara 2002 – Yüksek Lisans Tezi,
-Fatih Yılmaz, Türk Kamu Yönetiminde Yozlaşma” , Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi ( yönetim bilimleri) Anabilim dalı, Ankara 2002 – Yüksek Lisans Tezi,
-Doç. Dr. A. Ümit BERKMAN, “Az Gelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, ODTÜ, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara ,1983
-Doç. Dr. A. Ümit BERKMAN, “Gelişmekte olan ülkelerde kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, ODTÜ, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara, 2009
-Yolsuzluk ve etkin devlet, Ato, Aralık 2009, Ankara
—Şafak Altun, “Rüşvetten özelleştirmeye yolsuzluğun 100 yıllık tarihi”, Agora kitaplığı, Ekim 2004
—Hasan Tahsin Gökcan, “Görevi Kötüye Kullanma, Zimmet, İrtikap, Rüşvet Suçları ve Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar”, Seçkin, Ankara 2008
—Yrd. Doç. Dr. Hamza AL, Sakarya Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, TÜRK KAMU YÖNETİMİNDE YOLSUZLUKLA MÜCADELE: GELENEKSEL BÜROKRATİK YAPI VE YENİ ETİK DEĞERLER, http://www.etikturkiye.com/etik/kamu/2HamzaAL.pdf
—Türkiye’de yolsuzluğun sosyo-ekonomik nedenleri, etkileri, ve çözüm önerileri, İTO, yayın no: 2002–35,İstanbul, 2001
—Yolunu yoldan bulanlar, seçkin doğan, ümit yayıncılık, 1994, Ankara,
—Yrd. Doç. Dr. Süleyman AYDIN, “Yolsuzluk ve Mali Suçlar,” Ankara, Adalet Yayınevi, Ekim, 2007
—Sayıştay Başdenetçisi Kemal Özsemerci , “Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzluklar, Nedenleri, Zararları ve Çözüm Önerileri”, 03.10.2010, http://www.sayistay.gov.tr/yayin/elek/elekicerik/35KamuYonYolsuzluk.pdf
—Türk Kamu yönetiminde Yolsuzluk,Türkiye Kamu – Sen Araştırma Geliştirme Merkezi, http://www.turkegitimsensakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
-(http://www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/zimmet_irtikap.htm)
-http://www.canaktan.org/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/anayasal-iktisat/aktan-sirkin-devletin-basarisizligi.pdf)
-Prof.Dr.Coşkun Can Aktan, “Yolsuzluklar Üzerine Bazı gerçekler ve Yolsuzluklarla Mücadele Yolları”, http://www.canaktan.net/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/toplam-ahlak/aktan-yolsuzluklar-uzerine.pdf
-5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu
-Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat Dergisi Sayı:1 Yıl:1 Ocak-Şubat-Mart 2001, KAMU EKONOMİSİNDE KARAR ALMA ve OYLAMA YÖNTEMLERİ, Coşkun Can AktanDilek Dileyici, http://www.canaktan.org/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/anayasal-iktisat/aktan-dileyici-oylama.pdf
-Prof.Dr.Coşkun Can Aktan, “RANT KOLLAMA TEORİSİ,” http://www.canaktan.net/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/toplam-ahlak/aktan-rant-kollama.pdf
-Tr.wikipedia.org
-http://www.turkhukuksitesi.com/makale_189.htm DİPNOTLAR: 1 Yrd. Doç. Dr. Hamza AL, “Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzlukla Mücadele: Geleneksel Büroktarik Yapı ve Yeni Etik Değerler,” Sakarya Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, http://www.etikturkiye.com/etik/kamu/2HamzaAL.pdf
2 Yrd. Doç. Dr. Süleyman AYDIN, “Yolsuzluk ve Mali Suçlar,” Ankara, Adalet Yayınevi, Ekim, 2007, s.3.
3 Yılmazer, s.4.
4 Yılmazer, s.5.
5 Yılmazer, s.6.
6 Yılmazer, s.7.
7 Yılmazer, s.11.
8 Yılmazer, s.12.
9 Prof.Dr. Selçuk CİNGİ, Dr. M. Umur TOSUN, Dr. M. Cahit GÜRAN, “Yolsuzluk ve Etkin Devlet”, Ankara Ticaret Odası, Aralık, 2002, s.2.
10 http://www.canaktan.org/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/anayasal-iktisat/aktan-dileyici-oylama.pdf
11 Doç. Dr. A. Ümit BERKMAN, “ Az Gelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, Türkiye ve Ortadoğu Amme Enstitüsü, 1983, s.20.
12 Prof.Dr. Selçuk CİNGİ, Dr. M. Umur TOSUN, Dr. M. Cahit GÜRAN, “Yolsuzluk ve Etkin Devlet”, Ankara Ticaret Odası, Aralık, 2002, s.21.
13 Berkman, s.9.
14 Prof.Dr. Selçuk CİNGİ, Dr. M. Umur TOSUN, Dr. M. Cahit GÜRAN, “Yolsuzluk ve Etkin Devlet”, Ankara Ticaret Odası, Aralık, 2002, s.21.
15 Berkman, s.10.
16 Berkman, s.11
17 Berkman, s.12.
18 Berkman, “Gelişmekte olan Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara, 2009, s.15.
19 Berkman, “Gelişmekte olan Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara, 2009, s.15.
20 Berkman, s.13.
21 Berkman, “Gelişmekte olan Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet”, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü, Ankara, 2009, s.18 – 19.
22 Berkman, s.18.
23 http://www.canaktan.net/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/toplam-ahlak/aktan-rant-kollama.pdf
24 http://www.canaktan.net/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/toplam-ahlak/aktan-rant-kollama.pdf
25 Yılmazer, s.39.
26 Tr. Wikipedia.org
27 http://www.canaktan.org/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/anayasal-iktisat/aktan-sirkin-devletin-basarisizligi.pdf
28 Berkman, s.26.
29 Berkman, s.27.
30 Prof.Dr. Selçuk CİNGİ, Dr. M. Umur TOSUN, Dr. M. Cahit GÜRAN, “Yolsuzluk ve Etkin Devlet”, Ankara Ticaret Odası, Aralık, 2002,s.30.
31 Berkman, s.29.
32 Yılmazer, s.30.
33 http://www.turkegitimsen-sakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
34 http://www.canaktan.net/canaktan_personal/canaktan-arastirmalari/toplam-ahlak/aktan-yolsuzluklar-uzerine.pdf
35 İstanbul Ticaret Odası, “Türkiye’ de Yolsuzluğun Sosyo – Ekonomik Nedenleri, Etkileri ve Çözüm Önerileri”, Yayın No: 2001 – 35, İstanbul
36 Hasan Tahsin Gökcan, “Görevi Kötüye Kullanma, Zimmet, İrtikap, Rüşvet Suçları ve Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar”, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2008,s.496
37 http://www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/zimmet_irtikap.htm
38 http://www.turkhukuksitesi.com/makale_189.htm
39 http://www.etikturkiye.com/etik/kamu/2HamzaAL.pdf
40 http://www.turkegitimsen-sakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
41 Bülent Karacan, “Türk Kamu Yönetiminde Yozlaşma”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi ( yönetim bilimleri) anabilim dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara , 2002, s.50.
42 Karacan, s.51.
43 Karacan, s.52.
44 Karacan, s.53.
45 Karacan, s. 54.
46 Karacan, s.56.
47 http://www.turkegitimsen-sakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
48 Karacan, s.57.
49 Karacan, s.58.
50 Karacan, s.59.
51 Karacan, s.60.
52 İTO, s.121.
53 Karacan, s. 60.
54 Karacan, s. 76.
55 Karacan, s.77.
56 Fatih Yılmaz , “Türk Kamu Yönetiminde Yozlaşma” Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi ( yönetim bilimleri) anabilim dalı, Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2004, s.63.
57 Yılmaz, s.63.
58 Yılmaz,s.64.
59 İTO, s.121.
60 Yılmaz, s.65.
61 YILMAZ, s.66.
62 Yılmaz, s.67.
63 Yılmaz, s.69.
64 Yılmaz, s.70.
65 http://www.turkegitimsen-sakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
66 Yılmaz, s.71.
67 Karacan, s. 89.
68 Karacan, s.90.
69 http://www.turkegitimsen-sakarya.org.tr/arge/YOLSUZLUK.pdf
70 Karacan, s.91.
71 İTO, s.121. Not: Bu yazı www.hukukibakis.com adresinde yayımlanmıştır.(Mayıs 2009)
|