M.Kemal Atatürk

Adalet, mülkün temelidir.

 

Misyonumuz

Siz değerli ziyaretçilerimizi hukuk alanında en iyi şekilde bilgilendirmek ve yardımcı olmaktır.

Anasayfa arrow Hukuk Arşivi
Hukuk Arşivi
TCK 142/1-b Maddesinde Düzenlenen Hırsızlık Suçu - Serdar YILMAZ Yazdır

                                                                                   TCK 142/1-b Maddesinde Düzenlenen Hırsızlık Suçu


Suçun maddi unsuru icrai ya da ihmali bir hareket, hareketten doğan netice ve hareket ile netice arasındaki nedensellik bağıdır.

Suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için ilk olarak dışa yansıyan bir eylemin bulunması gerekmektedir. Yapılan eylemin hazırlık hareketlerini aşarak icrai hale gelmesi suçun oluşması için zorunludur. Eylem, hazırlık hareketlerini aşmıyorsa bu durumda suçun oluşması mümkün değildir.

Suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için ikinci aşama fiil neticesinde dış dünyada bir değişikliğin meydana gelmesidir. Yani kişinin olumlu veya olumsuz hareketi neticesinde ortaya bir netice çıkmalıdır.

Netice, genellikle zarar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu zarar maddi zarar olabileceği gibi manevi zarar şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

Suçun maddi unsurunun diğer bir öğesi de hareket ile netice arasında bir nedensellik bağının bulunmasıdır. Failin sorumluluğu için yapmış olduğu hareket ile netice arasında sebep- sonuç ilişkisinin bulunması gerekmektedir.1

Bu açıklamalardan hareketle; TCK 142/1- b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun hareket unsuru taşınırı bulunduğu yerden yani herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan yerden almaktır. Ceza Kanununa göre suçun oluşumu için, alındığı sırada o mal üzerinde egemenlik yetkisi kullanan kişinin, rızası dışında söz konusu malın alınmış olması yeterli sayılmaktadır.2

Ancak almak unsurunun ne zaman gerçekleştiği konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Bu farklı görüşleri dört ana başlık altında toplamak mümkündür.

Bir görüşe göre, failin çalınacak olan malın üzerine elini koymasıyla suç tamamlanmış olacaktır. Fail el koymakla hakimiyetini tesis etmiş bulunmaktadır. Bu duruma göre suçun tamamlanması hususu çok genişletilmiş olmaktadır. Adeta suça teşebbüs imkansız hale getirilmektedir.

İkinci görüşe göre, hırsızlık suçunun tamamlanması için failin malı bulunduğu yerdin kaldırması durumunda suç oluşacaktır. Yani malın bir yere götürmesi gerekli olmayıp bulunduğu yerle irtibatın kesilmesi durumu suçun oluşumu için yeterli sayılacaktır.

Üçüncü ana görüşe göre, hırsızlık suçunun tamamlanması için failin malı bulunduğu yerden alarak götürmek istediği yere kadar götürmesi yeterli olacaktır. Mağdurun zilyetliğinin sona ermiş olmasına gerek yoktur.

Nihayet son görüşe göre de hırsızlık suçunun oluşabilmesi için hırsızlığa konu olan malın zilyedin egemenliğinden çıkıp failin veya üçüncü bir kişinin egemenliğine sokulması gerekmektedir.3

Kanaatimize göre de; hırsızlık suçunun tamamlanması için suça konu olan malın bulunduğu yerden alınarak  failin veya üçüncü kişinin hakimiyet alanına tam olarak alınabilmesi gerekir. Nitekim bu durum TCK 141/1 m. gerekçesinde de durum açıkça bildirilmiştir. Madde gerekçesinde de bu durum belirtilmiştir.

Hırsızlık suçunun oluşması için fail, mal üzerinde yeni bir egemenlik kurmuş olmalıdır. Egemen görüşe göre bunun için failin mala dokunmuş olması yeterli olmadığı gibi, malın götürülmüş veya bir yere gizlenmiş olmasına da gerek yoktur. Failin hareket halindeki bir araçtan çaldığı cüzdanı, daha sonra almak üzere, araçtan aşağı atması örneğinde olduğu gibi, önceki zilyetliğin ortadan kaldırılması ile yeni zilyetlik kurulması aynı anda olmayabilir. Yeni zilyetliğin mutlaka malı alan kişi tarafından kurulmuş olmasına da gerek yoktur. Mal üzerinde yeni bir zilyetlik kurulup kurulmadığı, somut olayın koşullarına göre yanıtlanması gereken bir sorundur.4

Hırsızlık suçu maddi bir suç değil şekli bir suçtur.5 Yani hırsızlık suçunun tamamlanması için malı bulunduğu yerden alan kişinin bu maldan yararlanmış olması zorunlu değildir. Failin, zilyetliğin devir olgusu bulunmamasına rağmen malı rızası dışında alması hırsızlık suçunu teşkil eder.6

Burada belirtilmesi gereken başka bir durum da hırsızlık suçunun hareket unsurlarından diğeri yani malın zilyedinin rızasının bulunmamış olmasıdır. Burada rızası aranan kişi malik değil zilyettir. Ancak malın alınmasına rıza gösterme durumu en geç alma anında bulunmalıdır.7 Malın diğer kişinin hakimiyet alanına geçmesinden sonra gösterilen rızanın bir önemi bulunmamaktadır.Artık suç tamamlanmış sayılacaktır.
TCK 142/ 1-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun maddi unsurlarını iki ana başlık altında inceleyebiliriz.
Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.8
Kanun koyucu tarafından oluşturulan bu maddeden anlaşılacağı üzere, bu suç tipi için ikili bir ayrıma gitmiştir. Dolayısıyla bu durumun ayrı olarak incelenmesi konunun anlaşılabilir olması bakımından daha faydalı olacaktır.
Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde hırsızlık suçunun ilk maddi unsuru, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olan eşya hakkında işlenmiş olmasıdır.

1.1 Herkesin Girebileceği Bir Yerde Bırakılmış Olmakla Birlikte      Kilitlenmek9 Suretiyle Koruma Altına Alınmış Olan Eşya Hakkında İşlenmesi

Madde içerisindeki ilk nitelikli halin oluşumu için bu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Yani, herkesin girebileceği bir yerde bırakılan eşyanın aynı zamanda da kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olması gerekmektedir.

Herkesin girebileceği yer kavramı geniş bir kavram olmakla beraber kastedilen, herkesin gelip geçmesine, girmesine veya orada bulunmasına izin verilen ya da bu hallerin toplum yaşam ve adetleri gereği olağan olduğu yerlerdir.10

Cadde, sokak ortası, pazar yeri, meydanlar, açık otoparklar11 genele açık olan yerler12 bu yerlere örnek verilebilirler.

Hayatın günlük akışında en çok karşılaşılan olaylardan biri olan araba (oto) hırsızlığında cadde üzerinde park halinde fakat kilitli bir halde bulunan aracın kilidinin açılmak suretiyle  çalınması halinde eylem bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bir kararında bu şekilde gerçekleştirilen bir eylemin TCK 142/1-b maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğini vurgulamıştır.13

Yine aracın kilitli olan yakıt deposundan hortum yardımı ile yakıt çalmak, aracın kilitli olan kapısının açılarak içerisindeki teybin çalınması olaylarında da bu maddede belirtilen nitelikli hal oluşacaktır, yoksa kapısı veya camı açık otomobilden yapılan hırsızlık bu bent kapsamına girmemektedir; açıktan, basit hırsızlık olarak nitelendirilmektedir.14 Yine pazar yerlerinde pazarcının sandığını kilitledikten sonra bu sandığın kilidi açılmak sureti ile içerisindeki meyve veya sebzelerin alınması olayında da herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçu oluşacaktır. Kanun koyucu, belirtilen durumlarda  açıkta olan, herkes kavramını içerebilen yerde kilitli olan eşya üzerinde gerçekleştirilen fiilleri bu madde kapsamına göre cezalandırmaktadır.

Burada gerçekleşmesi gereken diğer koşul ise; eşyanın muhafaza altına kilitlenerek alınmasıdır. Kilit; taşınır veya taşınmaz bir şeyin iç veya dış açılabilir kısmını kapalı tutmaya yarayan anahtar veya ona benzer başka şeylerle açabilen aletlerdir.15

Anahtar, düğme gibi takılıp çıkarılabilen bir parça yardımıyla çalışan kapatma aletidir.16 Kilitlemekteki amaç eşyanın güvenli bir şekilde muhafazasına yöneliktir. Bu şekilde insanlar tarafından koruma altına alınmış olan eşyalar üzerinde gerçekleştirilen eylemi, kanun nitelikli bir hal kabul etmektedir.
Kanun burada kilidin niteliğinden bahsetmemiştir. Kilidin çalışır olması yeterlidir, ayrıca muhkem17 olmasına gerek yoktur.18 765 sayılı TCK da kilidin muhkem olması aranmakta idi. Kilidin suça konu eşyayı muhafaza etmeye elverişli olması yeterlidir.19 Kilidin bozuk yani işlevsiz olması, anahtarın kilit üzerinde bulunması, gibi durumlarda kanunun aradığı şart gerçekleşmiş olmadığından bu suç oluşmayacaktır.  Eşya, üzerindeki nesneler kilitlenerek açılması, ele alınması veya kullanılması engellenmek amacıyla kilitlenmiştir. Bu kilit açılmadan, aşılmadan malı almak çok zordur. Eşyanın mutlaka bir muhafaza içine alınarak muhafazanın kilitlenmesi de gerekmez. Örneğin; hava alanlarında bulunan ve belli bir ücretle alınıp kullanılabilen ve bir kilitle bir yere tutturulmuş arabaların alınması bu hali oluşturur. Kilidin niteliği bakımından yapılacak değerlendirmede ise elbette ki kilidin niteliği itibariyle belli oranda zorlayıcı nitelikte olması gerekir. Hiç çaba harcanmadan kolayca saf dışı bırakılabilen bir kilidin koruyuculuğundan söz edilemez. Fakat kilidin çok sağlam olmasına da gerek duyulmamalıdır. Belirtilen kilidin elle saf dışı bırakılması yeterli sayılmalıdır.20

Gerçekten de suçu nitelikli hale getirme nedeni, kilit engelinin aşılmasıdır. Kilit bir engel niteliğinde değilse daha fazla korumanın başka deyişle daha fazla yaptırımın anlamı olmaz.
Kilidin mutlaka anahtarı ya da anahtar fonksiyonu olan bir aletle açılması değil bu kilide rağmen eşyanın alınması halinde de nitelikli sebep gerçekleşecektir. Bu bentte kilide rağmen almak, kilidi parçalayarak, kırarak almak aynı sonuca götürür. Kilidin anahtar veya aynı fonksiyonu gören aletle açılarak suçun işlenmesi (kilidin açılması hali) ise aynı maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenmiştir.

Ayrıca şu husus da düşünülmelidir ki; malı almak için mutlaka kilidi bertaraf etmek gerekli değildir. Yukarıda örneği verilen arabalar için mesela, kilidi ile beraber yerinden sökme veya kilide dokunmadan başka bir parçayı almak halinde durum böyledir. Sonuç olarak, kilide dokunulsun dokunulmasın, kilit altındaki eşyanın veya parçalarının alınmasında TCK 142/1-b bendi uygulanacaktır.
Konuya ilişkin olarak vermiş olduğu bir kararında Yargıtay Anahtar uydurmadan ya da başka bir cismi anahtar gibi kullanmaksızın, yakınana ait işyerinin kapısının kilidini zorlayıp açarak suça konu para ve eşyayı çalan sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCY.nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 142/2-d maddesiyle uygulama yapılması nı bozma nedeni olarak belirtmiştir.21

Başka bir Yargıtay kararında Katılana ait otomobilin kapısının belirlenemeyen bir şekilde açıp, direksiyon muhafazasını kırıp düz kontak yaparak aracı çalan sanıkların eyleminin, 5237 sayılı TCK nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 142/1-e maddesi ile uygulama yapılmasını bozma nedeni saymıştır.22

Belirtmek gerekir ki burada, kapı kilitlendikten sonra anahtarın kapı üzerinde unutulmasında artık kapı her ne kadar kilitli olsa da kanun koyucunun korumuş olduğu kilitli olma durumu önemini kaybetmiş olacaktır, çünkü kilitlenme durumu, başka bir tabirle anahtar kapı üzerinde bırakılarak bertaraf edilmiştir. Artık TCK 142/2-d fıkrasındaki kanuni tipin bu durumda uygulanma alanı kalmamaktadır. Ancak bu durumda bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suç tipi uygulama alanı bulacaktır.

Bu açıdan değerlendirilmesi gereken başka bir hususta anahtarın evin kapısına yakın olan saksı içerisine veya paspas altına bırakılması durumudur. Bu durumda eve (bina) hırsızlık için gelen failin, saksıda veya paspas altında bulunan anahtarı kolay bir şekilde bulup alarak kapıyı açtıktan sonra hırsızlık eylemini gerçekleştirmesi halinde yine kapının kilitli olma durumunun bertaraf edilmiş olup olmadığıdır, yani kapının kilitli olmasının bir önemi kalmakta mıdır?

Bu konuda değişik görüşler öne sürülmüş ise de, her eylemin somut olay içerisinde değerlendirilmesi gerekmekle birlikte anayasal haklar bağlamında da nitelikli halin oluştuğunu kabul etmek gerekecektir. Failin anahtarı bu şekilde ele geçirmesini kanun koyucu kayırarak koruyacak değildir. Yani bu durumda da haksız yere elde bulundurulan anahtar ile kilit açmak suretiyle hırsızlık suçu vücut bulacaktır.

Burada belirtilen nitelikli hale örnek olarak, dükkânın önündeki yola konulmuş kilitli dolap içinden dondurma çalma, yolun kenarında kilitli halde bulunan bisikleti çalma, yol kenarında demirliklere bağlı bulunan köpeği çalma gösterilebilir.23 Fakat bir seyyar satıcının tablası üzerinde bulunan sebzeleri açıkta olduğu halde, satıştan kazandığı paraların bulunduğu kilitli kısımdan çalınması bu suçun oluşumuna sebep verirken, muhafaza altına alınmamış sebzelerin çalınması nitelikli hırsızlık suçunu oluşturmayacaktır.

Bu suç bakımından kilit noktasında değinilmesi gerekli bir konu da kilide ne şekilde müdahale edildiğidir. Yani hırsızlık eylemi gerçekleştiği sırada kilidin kırılarak veya anahtar veya benzeri bir aletle açılması mümkündür. Bu madde açısından kilidin; zarar görmesi, nitelikli şekilde yıpratılması, kırılması, sert bir cisimle zorlanması suretiyle açılmış olması gereklidir, yoksa bir maymuncuk vasıtası ile kapıya zarar vermeden açılan kilit için artık kanunun 142/2-d maddesinde öngörülen suç oluşacaktır.24

Burada değinilmesi gereken bir diğer husus ise 765 sayılı TCK da ki düzenlemede yer alan hırsızlığın işlenmesi esnasında oluşan zarar maddenin nitelikli hali içerisinde yer almakta iken; 5237 sayılı yeni TCK da bu durumun nasıl gerçekleşeceğidir? Yani, örneğin hırsızlık esnasında kilidin kırılması sonucu mala zarar verme suçu da oluşacak mıdır?

Kanun yürürlüğe girdiğinde bu konu ile ilgili bir belirsizlik bulunmaktaydı ve uygulayıcılar genel olarak eski düzenlemede olduğu gibi tek bir suçtan değerlendirme yoluna gitmekteydiler. Fakat yeni Ceza Kanunu sistematiği de göz önüne alındığında artık bu eylemin de ayrıca cezalandırılması şeklinde bir uygulamaya gidilmiştir.

Doktrinde; hırsızlık suçu ile işlenen mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarının ayrıca cezalandırılmasını düşünenlerle birlikte25 bunu benimsemeyenlerde bulunmaktadır.26 (İlgili konuya içtima kısmında değinilecektir.) Ancak belirtmek gerekir ki konuya ilişkin Yargıtay uygulaması da gerçek içtimadan yönedir, yani bu suç gerçekleştirilirken ihlal edilen diğer suçlar ayrıca değerlendirilerek her bir suç için farklı ceza tesis edilecektir.

Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde hırsızlık suçunun diğer maddi unsuru ise bina veya eklentileri içinde koruma altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi durumudur.

1.2. Bina veya Eklentileri İçinde Koruma Altına Alınmış Olan Eşya  Hakkında İşlenmesi

Kanun maddesi içerisinde tanımı bulunmayan bina ve eklenti kavramlarına açıklık getirdikten sonra, kanun koyucunun öngördüğü yoruma ulaşmak daha işlerlikli olacaktır.

Bina, Arapça kökenli bir kelime olup; Türk Dil Kurumu sözlüğünde; yapı, çatı olarak adlandırılmaktadır.27 Kent bilim terimleri sözlüğünde ise, duvarlar ya da sütunlar üstüne oturtulmuş bir çatısı bulunan, insanların, hayvanların ve malların barınması ya da başka gereksinmeleri karşılamaları amacıyla yapılmış; bir yapı tasarcılık ürünü olarak tanımlanmıştır.28

Yine bina başka bir tanımla; kendi başına kullanılabilen, bir veya daha fazla odayı ya da dış ve iç duvarlar tarafından çevrilmiş diğer alanları kapsayan, çatı ile örtülmüş, temelden çatıya kadar uzanan konut, tarımsal, endüstriyel, ticari, kültürel, v.b. amaçlar için tasarlanmış yapılar olarak ta açıklanmıştır.29

En geniş ve ceza hukuku bakımından ise bina; başkasının girme hakkı olmadığı, başkalarının girmesine izin verilmediğini gösterecek biçimde dış dünyadan ayrılmış, yanları muhkem surette yapı malzemesiyle örtülmüş üstü kapalı, sabit ya da taşınabilir yapıdır. YCGK 02/05/1994 tarih ve 96/128 sayılı 30 kararında da belirtildiği üzere bu bent içerisinde yer alan muhafaza altına alma ifadesinin özel bir anlamı yoktur. Malın bulunduğu yer itibari ile bir nitelikli hal söz konusudur.

Eşya evde veya eklentilerinde bulunmakta olduğundan esasen bu konumu itibariyle korumaya alınmış, saklanmış olmaktadır. Bina kavramı meskenden, süknadan, oturulan yer kavramından daha dar anlaşılmalı ve konuta göre daha farklı değerlendirilmelidir. Bu bakımdan mesken (konut) kavramı ile bina kavramları arasındaki ilişki üzerinde biraz daha durmak gerekir.

Konut ile ikamet arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Medeni Kanunumuz ikamet kavramını açıklamamış olmakla birlikte yoğun kabul edilen görüşe göre kişinin yaşam faaliyetlerinin cereyan ettiği yere, ya da kişinin ve ticari ilişkilerinin merkezi olan yer  olarak kabul edilmektedir.31 Kişinin ancak bir tane ikametgahı bulunabilir. (MK madde 19). Konut ikametgah ile aynı değildir fakat ikametgah konutun bir türüdür. Ceza kanunu konut kavramını Medeni Kanundaki ikametgah kavramına karşı daha geniş anlamda almıştır. Ceza Kanununda konutun ne tanımı yapılmış ne de öğeleri açıklanmıştır. Ancak konut dokunulmazlığı suçu ile kanunun koruduğu şey kişi hürriyeti olduğu madde gerekçesinde belirtilmiştir. Ceza hukuku bakımından konut, bir kişinin geçici de olsa oturmak için sığındığı yerdir denilebilir.32 Konut dokunulmazlığı kişinin temel haklarındandır. Kişi özgürlüğünün devamı niteliğindedir. Bu nedenle konut dokunulmazlığı, kişi dokunulmazlığının da doğal sonucudur.33 Konut dokunulmazlığı ile korunan hakkın mülkiyet hakkı ile ilgisi yoktur. Konut içinde oturan kimsenin konutun mülkiyetine sahip olup olmamasının önemi yoktur. Konut yalnızca bu konut dokunulmazlığıyla korunan hakkın sınırını belirlemektedir. Konut dokunulmazlığıyla konutta oturanların kişi hürriyeti korunmaktadır, bu açıdan konut dokunulmazlığı ile korunan, oturma hakkı değildir.

Konut dokunulmazlığını ihlal suçu hürriyete karşı işlenen suçlardan biri olmasına karşın hareketin doğrudan doğruya yönelik olduğu konu bakımından yasamızın korumak istediği yerler mesken (konut) veya müştemilat ( konutun eklentisi) tır.34

Örneğin; bir çadır mesken olarak kullanılabilir ve fakat yapılışı itibari ile bina niteliğinde olmayabilir.
Yargıtay; bina kavramına bina, başkasının girme hakkı bulunmayan yanları yapı malzemeleri ile örülmüş üstü kapalı dış dünyadan ayrılmış geçici veya sabit bir mekândır. Küçüklüğü ve büyüklüğü önemli olmadığı gibi binanın sabit olması da gerekmez. Portatif evler, seyyar dükkânlar bina vasfında sayılır şeklinde açıklık getirmiştir.35 Nitekim kontrplaktan yapılma üstü kapalı seyyar ayakkabı tamirhanesinden yapılan hırsızlıkta, bina dâhilinde yapılan hırsızlık niteliğine kabul edilmiştir. Buna karşılık, Yargıtay 11. Ceza Dairesi pencere camları ve kapıları takılmamış halde olan bir inşaattan yapılan hırsızlığı bina dâhilinde kabul etmemiştir. Yani bir yapının bina olarak kabulü için inşaatın tamamlanması, başkalarının girmesine mani olacak şekilde dış dünyadan soyutlanması gerekecektir.

Belirtilmesi gereken başka bir husus ta hırsızlık eyleminin gerçekleştiği yerin mesken ya da işyeri olması nitelikli halin oluşumu için 765 sayılı kanundaki düzenlemenin aksine önem arz etmeyecektir. 765 sayılı eski TCK 492/1. fıkrasında yer alan süknaya mahsus yer ibaresine yeni ceza kanununun 142/1-b bendinde yer verilmemiştir.36

Suçun kanuni tarifinde yer alan eklenti kavramı ise Türkçe  kökenli bir kelime olup; Türk Dil Kurumu sözlüğünde; Bir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça ve bir yapıya sonradan eklenmek üzere yapılan ve ana yapıya bağlı olması her kez gerekmeyen yardımcı bölüm37 olarak tanımlanmakla birlikte Yargıtay Ceza Genel Kurulu eklentiyi; binaya doğrudan doğruya veya dolayısıyla bağlı olan ve binayı tamamlayan yerlerdir şeklinde açıklamaktadır. Bu bakımdan doğrudan veya dolayısı ile binaya bağlı olup, fiilen kullanma bakımından konutun hizmetine ayrılan veya onu tamamlayan yerler eklenti olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan balkon, teras, sahanlık, garaj, ahır, samanlık, avlu, bahçe gibi yerler eklenti niteliğindedirler.
Bina veya eklentiye giriş şekli bakımından da konuyu irdelemek gerekmektedir. Bina veya eklentiye giriş şekli önemli değildir. Yani, açık olan kapı veya pencereden içeriye girmek hırsızlığın bu nitelikli halinin oluşumu açısından önemli değildir. Bu bakımdan burada ortaya bir başka durum olan el uzatılarak bina veya eklentiye girilmeden eşyanın çalınması halinde bu hırsızlık suçunun oluşup oluşmayacağıdır. Aslında bu sorunun cevabı madde içerisinde38 bulunmaktadır. Burada eşyanın alınma şekli değil, bulunduğu yer önem arz etmektedir. Böylece bina veya eklentileri içindeki malvarlığı değerlerinin korunması amaçlanmaktadır. Zira yasa koyucu bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlığın nitelikli hırsızlık olarak kabul etmesinin nedeni; bina veya eklentileri gibi özel engellerin aşılarak hırsızlığın işlenmesidir. Böylece bina veya eklentileri içindeki malvarlığı değerinin korunması amaçlanmıştır.39 Bu durumda bina ve eklentilerine girilmiş olması gibi bir zorunluluk aranmadığı için, dışarıdan bu gibi yerlere el uzatmak suretiyle işlenen hırsızlık suçlarında da 142/1-b maddesinde düzenlenen nitelikli halin uygulanması gerekecektir.40

Herkesin izinsiz girip çıkabileceği umuma açık yerler, örneğin kahvehane, iş yeri, lokanta gibi yerlerde yapılan hırsızlık da üzerinde durulması gereken bir durumdur. Söz konusu yerlerde hırsızlık eğer kilitlenerek muhafaza altına alınan eşya hakkında gerçekleştirilmiş ise bu durumda TCK 142/1-b maddesindeki hırsızlık suçu gerçekleşmiş olacaktır. Burada bir sorun olmamakla birlikte eğer; kilit altına alınmadan bu yerlerde bulunan eşyalar üzerinde hırsızlık suçu gerçekleştiğinde durum ne olacaktır? Örneğin kahvehane veya herkese açık olan yerlerde yapılan hırsızlık eylemlerinin bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunulmaktadır41. 142/1-b maddesinde böyle bir ayrıma gidilmesi mümkün değildir. Suça konu eşyanın bina veya eklentilerinde olması yeterli olup ayrıca kilit altına alınması veya başkaca şekilde korunmasına gerek yoktur. Mal satın alınmak amacıyla girilen bir marketten veya misafir olarak girilen bir konuttan hırsızlık suçunun işlenmesi halinde, bentte düzenlenen nitelikli hal gerçekleşmiş olacaktır.42
Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlıkta binaya giriş şekline önem verilmemiş, herkesin girebileceği veya izinle girilebilen bina veya eklentileri bakımından bu nitelikli halin oluşumu için bir ayrım gözetilmemiştir. Bu nedenledir ki; suça konu malın bulunduğu yerin vasfına göre nitelikli halin uygulanması yoluna gidilmesi gerekecektir.

Not: Bu yazının tüm hakları Serdar YILMAZ'a aittir.

 
Kamulaştırma - Av. Ekin ALTUN Yazdır

KAMULAŞTIRMA

 

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”

 

1982 Anayasası’nın bu maddesi göz önüne alındığında

 

-         Kamulaştırılacak taşınmaz özel iyelikte olmalıdır.

-         Kamulaştırma, kamu yararı amacıyla yapılmalıdır.

-         Kamulaştırma için ödenek olmalıdır.

-         Kamulaştırma kararı yetkili organlarca verilmeli ve onaylanmalıdır.

-         Kamulaştırmayı yapan idare yetkili ve görevli olmalıdır.

-         Kamulaştırma bedeli, taksit öngörülmeyen durumlarda peşin ödenmelidir.

-         Kamulaştırma, kamulaştırma tüzesine uygun olmalıdır.

-         Kamulaştırılan taşınmaz, kamulaştırma amacına uygun kullanılmalıdır.

 

Hususları ortaya çıkmaktadır.

 

Yukarıda kabaca özelliklerini sergilediğimiz kamulaştırma kavramı 2942 sayılı kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bu Kanun; kanunun 1.maddesinde de belirtildiği gibi; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.

Anayasa ve 2942 sayılı kanunun Devlet ve Kamu tüzel kişilere verdiği bu hakların bir takım sonuçları da mevcuttur.

Bu sonuçlardan birisi de  Anayasa mahkemesinin  10/4/2003 tarih ve E.2002/112, K.2003/33 sayılı kararı ile iptal ettiği  38.maddedir.

Hak düşürücü süre

 

Madde 38- Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaş-

tırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik

bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik zilyed

veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl

geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala elkoyma tarihinden başlar.

 

Bilindiği üzere Anayasa mahkemesi kararları geriye yürümemektedir.

Yukarıdaki maddeyi yorumlamak gerekirse;

Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar kişilerin dava açma süresi olacaktır. Bu süreyi geçiren kişiler ise artık dava açamayacak hak kaybı yaşayacaklardır. Ancak Anayasa mahkemesi 20 yıllık hak düşürücü süreyi ortadan kaldırdığı için “ her zaman dava açılabilir” şeklinde de bir görüş ortaya çıkmaktadır.

Bu görüş sebebiyle kişiler Avrupa İnsan Hakları mahkemesine kadar uzayan bir süreci takip  edebilecek, bu süreç sonunda devleti tazminata hükmedecek, ve devlet mali zarara uğrayacaktır.

KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR

KANUN TASARISI

 

MADDE 1- 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“Kamulaştırmasız elkoyma sebebiyle tazmin

 

GEÇİCİ MADDE 6- Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz mallara veya kaynaklara 4/11/1983 tarihinden önce kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle fiilen elkonulması sebebiyle malikçe tazmin talebinde bulunulması hâlinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi şarttır.

 

Tazmin talebi üzerine, 8 inci maddenin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, fiilen elkonulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının tahmini değeri, taşınmazın elkoyma tarihindeki nitelikleri esas alınarak 11 inci ve 12 nci maddelere göre talep tarihi itibarıyla hesaplanıp elkoyma tarihinden itibaren her yıl için gerçekleşen yıllık enflasyon oranında ilâve yapılıp denkleştirmede bulunmak suretiyle tespit edilir. Bu tespit üzerine, 8 inci maddenin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, tahmini değer talep sahibine bildirilmeksizin, bedel ödenmesi veya idareye ait bir taşınmazın mülkiyetinin devri veya elkonulan ya da idareye ait bulunan taşınmaz üzerinde sınırlı aynî hak tanınması veya imar hakkı transferi suretiyle uzlaşmaya varılmak üzere talep sahibi davet edilir. Davet üzerine yapılan uzlaşma görüşmeleri neticesinde, uzlaşmaya varılıp varılmadığı tutanağa bağlanır. Bu tutanak, uzlaşma görüşmelerine ilişkin bilgi, belge ve beyanlar açılacak davalarda taraflar aleyhine delil teşkil etmez. Uzlaşmaya varılması halinde; üzerinde uzlaşılan hakkın türünü, tanınma şart ve usullerini, bir bedel ödenecek ise bu bedelin miktarını ve ödeme şartlarını da ihtiva eden bir sözleşme akdedilerek bu sözleşme çerçevesinde işlem yapılır.

 

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, malik tarafından dava açılabilir. Malik tarafından dava açılması hâlinde, fiilen elkonulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan esaslara göre mahkemece takdir edilir.

 

Tazmin talebiyle açılan dava neticesinde verilen hükmün kesinleşmesi üzerine, hükmolunan meblâğ, ödemekle yükümlü kurumun yılık bütçesinde yüzde iki oranında pay ayrılmak suretiyle garameten ve eşit taksitler halinde ödenir.

 

Bu madde hükümleri, 4/11/1983 tarihinden önce gerçeklemiş olan kamulaştırmasız elkoymadan dolayı açtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olanlar hakkında da uygulanır.

 

4/11/1983 tarihinden evvel gerçeklemiş olan kamulaştırmasız elkoymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye ve mahkemeye vereceği bir dilekçe ile bildirebilir. Bu süre içinde dava bekletilir. Uzlaşma talebi üzerine de uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.”

 

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

Belirtilen tasarının Genel Gerekçe kısmına bakıldığı zaman;

-         Anayasada dayanağı bulunmayan ve “haksız fiil” olarak da nitelendirilen kamulaştırmasız elkoyma suretiyle, temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına müdahale edilmesi hâlinde, ilgili taşınmazın bedelinin Devletçe malikine ödenmesinin gerektiği,

-          Bu yüzden, kamulaştırmasız elkoyma hâllerinde kıymet takdir edilmesinin kanunî esaslara bağlanması,

-          idarelerin ve mahkemelerin iş ve işlemlerinde belirlilik ve objektif sağlayacağı gibi; uzlaşma yoluna gidilerek tazminat ödenmesi esası getirilmek suretiyle, özellikle muhtemel davalar sebebiyle mahkemelerin iş yükünün ve ayrıca bu konudaki ihtilâflardan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılması muhtemel müracaatların azaltılmasını temin edebilecek düzenlemelerde bulunulması, hukuk devleti ilkesi ve Devletin itibarı bakımından isabetli olacaktır.

-         Ayrıca taraftan yirmi yıllık dava açma süresini geçirmiş olmaları sebebiyle artık kamulaştırmasız elkoyma sebebiyle dava açamayan ve böylece hiçbir bedel ödenmeden mülkiyet hakları ellerinden alınanların mağduriyetini gidermek,

-          Tazminat ödenmesini objektif esaslara bağlamak;

-         Diğer taraftan da idarenin muhatap olacağı ihtilâfları en aza indirmek ve

-         idarenin malî sıkıntıya düşmesini mümkün olduğunca önlemek maksadıyla kamulaştırmasız elkoyma sebebiyle talep edilebilecek olan tazminatın dava açmaya gerek olmaksızın uzlaşma yoluyla ödenebilmesini, uzlaşma temin edilemeyen hâllerde dava yoluna gidilebileceğini ve süre sebebiyle dava hakkının düşmesi söz konusu olanlar hakkında da aynı şekilde işlemde bulunulabilmesini öngören bu maddeye gereksinim duyulmuştur.

 

Bu yazının tüm hakları saklıdır. Sorularınız için Bu e-posta adresi spam botlar tarafından korunmaktadır, Görüntülemek için javascript açık olmalı. adresindenbize ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

N

 

 

 

 
Evlenen Kadın Kızlık Soyadını Sadece Kullanamaz Yazdır


Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No     : 2010/6750

             Karar No  : 2010/10314

 

YARGITAY İLAMI

             Davacı Sevgi Druchar ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Kartal 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 13.11.2009 günlü ve 2009/577-508 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.05.2010 gün ve Hukuk-2010/121824 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Davacı tarafından açılan davada "Druchar" olan soyadının kızlık soyadı olan "Sagular" olarak değiştirilmesini istediği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, ancak davacının kayıtlara göre hala Josef Druchar ile evli olduğu anlaşılmıştır.

             4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 187. maddesinde "Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır, ancak evlenme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir" hükmü yer almaktadır. Somut olayda davacı 06.06.1984 tarihinde Alman uyruklu Josef Druchar ile evlendiğine ve bu evliliğin yasal olarak sona erdiğini gösteren bilgi ve belge olmadığına göre, mahkemece davanın reddine karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 06.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak : rg

 
Kadın-Erkek Eşit(siz)liği - Sinem SAÇKAN Yazdır

                     KADIN- ERKEK EŞİT(SİZ)LİĞİ

Ülkemizde kadın erkek eşitliğinden söz edilebilinir mi? Gerçekten Türkiye de kadın erkek eşit midir? Yazacağım bu makalede bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağız.Öncelikle olaya ülke bütünlüğü açısından bakılmalı. Batı her zaman yeniliklere, değişimlere açıktır. Batı modern yaşamın simgesini temsil eder. Ancak Doğuda vaziyet oldukça farklıdır. Doğu geleneksel olup değişim ve yeniliklere kapalıdır. Bu nedenle doğu ile batı arasındaki yaşam tarzları da farklılık kazanır.Doğuda benzerlerine sık rastlanır; genç kızların ve hatta genç olmayan kızların görücü usulü ile zorla,  rızası alınmadan evlendirilmeleri. Genç kızlar evlendirilir ve çocuk denilebilecek yaşta annelik sıfatı kazanırlar. Güzel bir şey mi bu?

İşte doğuda kadınlarımıza verilen değer… Olayın başlangıç noktası da tam bu noktada patlak vermekte… Kadınlarımız doğuda hep yalnızdır. Verilebilecek en kötü işler kadınlarımıza verilmektedir. Kadınlarımız da kucağında bebek tarladan tarlaya koşturur dururlar. Bir taraftan çocuğun bakımı öteki taraftan tarla işleri öbür yandan evin temizliği, yemek, vs…  Alın size doğudaki kadının yeri ve önemi. Nerede kadın erkek eşitliği?Erkek ne mi yapar?Tek evlilik yetmiyormuş gibi eşinin yanına kuma getirir. Üstelik bunun gerekçesi çoğu zaman ilk yapılan evlilikte erkek çocuk dünyaya getirmemiş olmasıdır. Bu şekilde yapılan çok eşlilik yöntemiyle beraber eşler ve çocuklar tarlada var gücüyle çalıştırırlar. Evin erkeği ise kahvehanelerde gününü gün eder.Bu duruma dur diyebilmek adına bir takım çalışmalar gerçekleştirildi. Ama yapılmış olan çalışmalar hiçbir şekilde bu duruma dur diyemedi.Gelelim batıya…

Batı aslında her türden insanı içinde barındırır. Bu nedende batı için tek bir formül üretmek pek mümkün görünmüyor. Batıda kadınlarımız kısmen doğuya nazaran daha özgürdürler. Kadın erkek eşitliği batıda kendisini daha fazla gösterir. Kadın, dilediği işi yapmakta özgürdür.  Okullarda yapılan eğitimler cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin yapılmaktadır. Kanımızca doğru olanda budur.Günümüzde her ne kadar erkek ve kızların ayrı eğitimlerine devam etmesi önerisi getirilse de kanaatimce bu doğru değildir. Olaya kız erkek olarak değil insan olarak bakılmalı ve gereği yerine getirilmeli. Aksi halde her iki cins, içinde bulundukları ortamlara uyum sağlamakta zorlanabilirler. Bu nedenle karma eğitim sistemi oldukça uygundur.

1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre;

MADDE 10: ‘‘Herkes, dil, ırk, renk, CİNSİYET, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde EŞİTTİR.’’‘’Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür.’’

Görülüyor ki kadın erkek eşitliği Anayasamızda güvence altına alınmıştır.Ancak şunu unutmamak gerekir ki erkek egemenliği yaşadığımız dünyada hep var olacaktır. Çünkü kadınlar yaradılışı gereği noksan yaratılmıştır. Bu inkar edilemez bir gerçektir.Bunu bir örnekle açıklamak lazım gelir ki tek bir kelime bile yeter bunu anlatmaya; ŞİDDET Kadınlarımızın en çok maruz kaldığı olgudur şiddet… Bir aile düşünün ki kadın çalışmıyor, kocası ayyaş... Kadının tek sığınağı bu ev… Kocası her eve gelişinde ona şiddet uyguluyor. Güçlü olduğunu bir kez daha ispat ediyor… Terazinin dengede olmadığını bize gösteriyor… Kim dur diyebilir buna? Devlet kadınlarımızı korumada yeterli önlemleri alabiliyor mu? Kadın sığınma evleri yeterli çoğunlukta mı? Öncelikle bu soruların sorulması gerekmektedir.

Terazinin dengede olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Amacımız teraziyi dengeye getirmek olmalıdır. Bunun içinde artık kolları sıvamak lazımdır.Kadınlarımız ekonomik özgürlüklerini kazanırlarsa gerçek manada özgür olabilirler. Eğitim faktörü de burada devreye girmektedir.Kadın erkek eşitliğinde geride olduğumuz ispatlanmış bir gerçek artık;’’ Cenevre merkezli Dünya Ekonomik Forumu ‘ nun yayımlandığı yıllık kadın-erkek eşitliği sıralamasında TÜRKİYE 121.Cİ SIRADA GERİLERDE YER ALDI. ‘’

İşte size gerçek…Gözlerimi açarım vazifemi yaparım!!! 

YAZAN: Sinem SAÇKAN

 
<< Baslangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuçlar 17 - 24 in 456
www.hukukevi.net on Facebook

HUKUKEVİ AVUKATLIK & DANIŞMANLIK BÜROSU

Tunus Cad. No:61/8 Kavaklıdere Çankaya/ANKARA

Tel: 0312 466 95 21

Haberler

Avukatlık Ücret Tarifesi Resmi GazetedeYayımlandı Hukuki yardımlarda ve davalarda avukatlara ödenecek yeni ücretler belirlendi. Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan yeni avukatlık ücret tarifesi bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, büroda sözlü danışmanlık 155 liradan 170 liraya, gidilen yerde sözlü danışmanlık 300 liradan 330 liraya, dilekçe, ihbarname, ihtarname ve protesto düzenlenmesi 200 liradan 220 liraya, miras sözleşmesi ve vasiyetname hazırlama ile ticari işlerle ilgili sözleşme düzenleme de 900 liradan bin liraya çıkarıldı. İş takibi konusunda uluslararası yargı yerlerinde duruşmalı hukuki danışmanlık için ödenecek ücret 5 bin 500 liradan 6 bin liraya, duruşmasız ise 3 bin 300 liradan 3 bin 600 liraya yükseltildi.   Details...

Ankara Barosu, yasaları mercek altına alıyor Ankara Barosu, 106 akademisyen ve hukukçuyu yasaları mercek altına almak üzere bir araya getirdi. Baro tarafından kurulan Yasa İzleme Enstitüsü, yurt içindeki yasama faaliyetlerinin yanı sıra yurt dışındaki hukuki düzenlemeleri de takip edecek.  Details...

Türkiye'de 2.1 Millyon Kişi İcralık f Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Yardımcısı Ali Çetin, artan tüketici borçlarına dikkati çekerek, 29 Nisan 2011 tarihi itibariyle kredi kartı ve tüketici kredisi tutarının 185,4 milyar liraya (119 milyar dolar) ulaştığını belirtti.MART AYI SONU İTİBARİYLE 2 MİLYON KİŞİ İCRALIK2011 Mart sonu itibariyle kredi kartı ve tüketici kredisi nedeniyle icraya düşen tüketici sayısı da 2 milyon 100 bin 658 kişiye ulaştı.  Details...

Şike Cezalarında İndirim Yapıldı Şike cezasına verilecek hapis cezasını 12 yıldan 3 yıla indiren 1. madde TBMM'de kabul edildi. MHP Kocaeli Milletvekili Lütfi Türkkan, yasadaki düzenlemelerin Kulüpler Birliği tarafından hazırlandığını savunarak, şöyle konuştu: "Bunu hazırlayanların başında Aziz Yıldırım da vardı. Bu Meclis de Aziz Yıldırım'ı cezaevinden çıkaran Meclis olarak tarihe geçecek" dedi. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ise şike soruşturmasından dolayı cezaevinde olan kişilerin yasanın çıkarılmasında rol oynadıklarını iddia etti.KANUN İÇİN LOBİ BASKISISporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin birinci maddesi üzerinde söz alan CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, futbol lobisinin yoğun baskı yaptığını, özellikle Fenerbahçeli taraftarlar takımlarına sahip çıktığını kaydetti.   Details...



Yargıtay'da 20 Bin Dosya Daha Zamanaşımına Uğradı Adalet Bakanı Ergin, yüksek yargıdaki iş yoğunluğunu anlatırken çarpıcı bilgiler verdi: "Yargıtay'a gelen dosyaların tamamı kesilse, bazı dairelerde 5 yıl süreyle el vurulamayacak dosyalar birikti. Birçoğunda zamanaşımı riski ile karşı karşıyayız. Bu yüzden 2010'da düşen dosya sayısı 19 bin 251'i buldu."Başta Yargıtay olmak üzere yüksek yargı kurumlarında bekleyen dosya sayısı tehlikeli boyutlara ulaştı. Daha önce Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın dile getirdiği yığılma konusunda bir uyarı da Adalet Bakanı Sadullah Ergin'den geldi. Önceki gece Meclis Genel Kurulu'na bilgi veren Ergin, sistemin tıkanma noktasında olduğuna dikkat çekti.   Details...

Image