|
İCRA HUKUKUNDA ŞİKAYET İcra – İflas Müdürlükleri görevlerini yaparken yasaları yanlış uygulaması veya işlemleri yanlış yapması hallerinde bir hakkı yerine getirmez veya sürüncemede bırakması hallerinde bu durumun hakimlikçe ortadan kaldırılıp düzeltilmesini sağlayan bir kanun yoludur. Şikayet İcra – İflas Hukukuna tabi bir yol olup dava olarak kabul edilmemektedir. Ancak şikayette de iki taraf vardır. Bunlar; şikayet eden ve şikayet olunan taraftır. Buna göre şikayet eden tarafta icra müdürünün bir işleminden zarar gördüğünü bildiren her ilgili hukuki menfaati olmak koşuluyla şikayet yoluna başvurabilir. Şikayet olunan taraf ise söz konusu işlemi yapmış olan icra-iflas dairesidir. Şikayet Nedenleri : 1. İcra Müdürlüğünce yapılan işlemin kanuna aykırı olması. 2. İcra memurunun takdir yetkisini yanlış kullanması. 3. İcra memurunun görevini yerine getirmemesi. 4. Tarafların talebini sürüncemede bırakması gibi birçok neden sayılabilir. Şikayet Süresi: Şikayet süresi, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gündür. Bu süre hak düşürücü süre olup İcra Hakimliğince resen dikkate alınır.Ancak bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet yoluna gidilebilir (İİK. m. 16). Örneğin takibe itiraz edildiği halde borçlunun mallarının haczedilmesi. Şikayet Usulü: Şikayet kural olarak tetkik merciinde ileri sürülmekte ve bunun üzerine tetkik mercii, basit yargılama usulünü uygulayarak incelenmesini sonuçlandırmaktadır. Dilekçe de şikayet edilen icra dosya numarası ve şikayet edilen işlemin ne olduğu açıkça yazılmalıdır. Şikayet ile takibin durdurulması isteniyorsa bu, talepte açıkça belirtilmelidir.Şikayet basit yargılama usulüne tabidir. Tetkik mercii şikayeti, kural olarak duruşma yapmaksızın inceler. Şikayetin Sonucu: İcra Tetkik Mercii tarafından şikayet haklı görülmez ise, şikayetçinin istemi reddedilir.Şikayet haklı görülür ise, icra memurunun işlemi iptal edilir.Şikayet sonucunda verilen karar ile birlikte icra tazminatına hükmedilmez, bu nedenle bu yönde bir talepte bulunmakta hukuki yarar yoktur. |
|
|
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 1976/4-3596 K. 1978/696 T. 28.6.1978 • MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ( Yanlış Rapor Neticesi ) • İKİNCİ RAPORA DAYANMAMA ( Otopsi Raporu Ve Yüksek Sağlık Şurasının İkinci Raporu Arasındaki Çelişkiler ) • KÜRTAJ SÖZLEŞMESİ ( Tabibin Kusurunun Bulunmadığını Kanıtlaması )• KUSURUN BULUNMADIĞININ KANITLANMASI ( Kürtaj Sözleşmesi ) ÖZET : Otopsi raporu ve yüksek sağlık şurasın'ın ilk raporu ile şuranın ikinci raporu arasındaki çelişkiler giderilmeden ikinci rapora dayanılamaz. Tabib ile ölen arasında kürtaj yapılması konusunda sözleşme olduğundan , tabib kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını kanıtlamak zorundadır. DAVA : Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: ( Adana Dördüncü Asliye Hukuk Mahkemesi )nce davanın kabulüne dair verilen 13.11.19772 gün ve 18-937 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 15.1.1976 gün ve 10495- 434 sayılı ilamıyle ".... Yüksek Sağlık Şurası'nın ilk raporunda ölümün acemice bir müdahaleden ileri geldiği belirtilmiş olmasına rağmen ikinci Şura raporunda ölüm sebebinin gerekçesiz olarak septisemiye bağlanmış olması bir çelişkidir. Davalı doktorun müteveffaya aletle müdahalede bulunduğu hakkında yeterli delil mevcut olduğuna göre Yüksek Sağlık Şurası raporları arasındaki çelişki halledilmeden ve kesin olarak verilmiş bulunan ilk rapor nazara alınmadan davanın reddini yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.Temyiz eden: Davacılar vekili.Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnmeyi kapsayan son hükmün süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: KARAR : 1 - Davacıların miras bırakanı Sabiha'nın düşük yaptıktan sonra Plesante ( Eş )in gelmemesi üzerine akrabaları tarafından kürtaj için davalı doktorun muayehanesine götürülerek ücret ödenmek suretiyle kürtaj yaptırıldığı kürtajdan hemen sonra doktorun hastayı evine gönderdiği kanamanın durmaması ve hastanın sağlık durumunun endişe verici bir hal alması üzerine yine davalı doktora başvurulduğu bu defa doktorun serum reçetesi yazarak özel bir hastane ismi vermek suretiyle oraya gitmesini bildirdiği, burada yapılan seruma rağmen iyileşme olmaması karşısında hastanın devlet hastanesine götürüldüğü ve kısa bir süre sonra hastanede öldüğü dosyada bulunan belge ve sair delillerden açıkça anlaşılmaktadır. 2 - Otopsi raporunda rahim mükazası ve rahim adalesinin ileri derecede parçalandığı ve parçalarının yer yer koptuğu ve bir elin parmakları şeklinde saçaklı bir vaziyette harabiyete uğradığı, ölümün gerçek nedeni rahim mükozası ve rahi adalesinin ileri derecede parçalanarak harabiyete uğraması olduğu belirtilmiştir. 3 - Yüksek Sağlık Şürası'nın 29.5.1968 gün ve 6170 sayılı raporunun ( 3 ) numaralı bendinde, olayın cereyan ettiği şehirde mütehassıs tabip bulunan Devlet Hastanesiyle hususi hastane bulunduğu na göre bilinmeyen ve şüpheli şartlar içinde usule gelen gayri tam bir sıkıt vakasına bu gibi vakaların büyük ölçüde muhtemel ihtilatları düşünülmeden ve gerekli müddet yatakta müşahade altında tutmadan sağlık kurumları dışında müdahale edilmesinin tedbirsizlik olduğu ve yine aynı raporun ( ı ) numaralı bendinde de mahallinde yapılan otopsi sırasında tesbit edilmiş olan rahim içi ensicesindeki harabiyete göre yapılan müdahalenin dikkatsizce ve acemice yapılmış bir müdahale olduğu açıklanmıştır. 4 - Her ne kadar morg mütehassısı ile bilirkişi potoloğ tarafından düzenlenen 11.8.1965 günlü Adli Tıp Raporu ile Yüksek Sağlık Şurası'nın 28.5.1970 günlü raporlarında ölüm septismemiye bağlanmış ise de yukarıda ayrıntıları ile belirtilen olayların inkişafı ve özellikle otopsi sonuçları, ölümün davalı doktor tarafından tedbirsiz ve acemice yapılan kürtaj sonucu rahim mükozası ve adalelerinin ileri derecede harabiyete uğramasından ileri geldiğinin ve ilk nedenselliğin tedbirsiz ve acemice yapılan kürtaj ile bağlantılı olduğunun kesin delilleridir. 5 - Kaldıki davalı doktorla müteveffa arasında kürtaj yapılması konusunda akdi bir bağ doğduğuna göre BK.nun 96. maddesi hükmü karşısında davalı doktor kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini kanıtlamadıkça yaptığı işten doğan zararı tazmine mecburdur. Dosyadaki deliller davalı doktorun bu ispat yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılmasına elverişli nitelikte değildir.Bu nedenlerle tazminat yönünden gerekli inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen sebeplerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA 28.6.1978 gününde ikinci görüşmede oybirliğiyle karar verildi. |
|
T.C. DANIŞTAY 10. DAİREE. 1984/2326 K. 1985/531 T. 14.3.1985DAVA : Davacı kulüp futbol takımı, galip geldiği futbol müsabakasında, önceki iki müsabakada üst üste sarı kart gören bir futbolcuyu oynattığı gerek çesiyle, Futbol Müsabaka Yönetmeliğinin 29.maddesi hükmü uygulanarak, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunca, hükmen yenik sayılmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunun bu işleminin, açılan dava sonunda, İdare Mahkemesince, mevzuata aykırı bulunup iptali üzerine, davalı Beden Ter biyesi Genel Müdürlüğü, davacı Kulübün futbol takımının hükmen yenik sayılmasında isabetsizlik bulunmadığı iddiasıyla, İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulmasını istemektedir. Futbol Müsabaka Yönetmeliğinin 29.maddesinde, aynı kategorideki maçta üst üste sarı kart gören futbolcusunu, daha sonraki maçta oynatan futbol takımının hükmen yenik sayılacağı hükme bağlanmış; maddenin son bendinde de hükmen yenik sayılmayı gerektiren halleri bilmemenin teşek kül için mazeret sayılamayacağı belirtilmiştir. Saha Komiserleri-Seçim-Görevlendirme Görev, Yetki ve Sorumlulukları Devamlı Talimatının 22.maddesinde ise, Saha Komiserleri, "Kulüplerle mutabakat sağlamak ve kulüplerin ileride mağdur olmalarını önlemek bakımından maçlarda sarı kart takip formlarını ilgili kulüp yöneticileri ne vermek, almadıkları veya ilgilenmedikleri takdirde gerekli zabtı tu tarak raporu ile birlikte göndermek mecburiyetindedirler." hükmü getirilmiştir. İdare Mahkemesi, mevzuata göre, üst üste sarı kart görmüş bir futbolcu nun bir sonraki maçta oynatılmış olmasının, futbol takımının hükmen yenik sayılması için yeterli olmadığı, futbolcunun üst üste sarı kart gördüğünün, saha komiserince, sarı kart takip formu verilmek suretiyle kulüp yöneticilerine bildirilmesi gerektiği, bu şekilde bir bildirimin yapıldığı yolunda saha komiseri raporunda bir kayıt bulunmadığın dan, üst üste sarı kart gören futbolcuyu oynatması nedeniyle davacı kulübün hükmen yenik sayılmayacağı sonucuna vararak, dava konusu hükmen yenik sayma işlemini iptal etmiştir. Fakat futbol müsabakasında hakem tarafından uluslararası oyun kuralları gereği bir futbolcuya sarı kart gösterilmesi, aynı anda tebliğ edilip uygulanan işlem niteliğinde bulunmaktadır. İlgili yönetmelik hükümlerinde, futbolcuya sarı kart gösterilmesine ilişkin işlemin, ayrıca ilgili kulübe tebliğ edileceği şeklinde bir düzenleme yapılmamıştır. Aksine Futbol Müsabaka Yönetmeliğinin 29.maddesinde, teşekküllere futbolcularının durumlarını titizlikle takip etme yükümlülüğü getirilmiş, maddede belirtilen hükmen yenik sayılma hallerini bilmemenin teşekküller için mazeret sayılmayacağı belirtilmiştir. Yukarıda anılan Talimatla saha komiserlerine, kulüplerin ileride mağdur olmalarını önlemek amacıyla, maçlarda sarı kart takip formunu kulüp yöneticilerine vermek zorunluluğu getirilmişse de, saha komiserlerini sorumlu duruma getiren bu düzenlemenin, kulüpleri sorumluluktan kurtarmayacağı, futbol müsabaka yönetmeliğinde yer alan müeyyidelerin uygulanmasını engellemeyeceği açık bulunmaktadır. Bu itibarla, davacı kulübün daha önceki iki maçta üst üste sarı kart gören futbolcusunu oynattığı tartışmasız olduğundan, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunca, Futbol Müsabaka Yönetmeliğinin 29.maddesi uygulanıp, davacı kulübün hükmen yenik sayılmasında mevzuata aykırılık bulunmamakta; davacı kulübün hükmen yenik sayılmasına ilişkin işlemi iptal eden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemektedir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, İdare Mahkemesi kararının bozulmasına işin esasına inilerek mevzuata uygun bulunan dava konusu işleme yönelik yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verildi. |
|
|
T.C.YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ E. 1996/319 K. 1996/931 T. 27.3.1996 • EVLENMEK MAKSADIYLA REŞİT MAĞDUREYİ KAÇIRMAK ( Mağdurun Babasının Evlenmeye Rıza Göstermesi Üzerine Sanığın Kızı Getirmesinde Pişmanlık Duygusunun Olmaması ) • ZORLA KIZ KAÇIRMAK ( Mağdurun Babasının Evlenmeye Rıza Göstermesi Üzerine Sanığın Kızı Getirmesinde Pişmanlık Duygusunun Olmaması Nedeniyle İndirimin Söz Konusu Olamaması ) • PİŞMANLIK DUYGUSU ( Mağdurun Babasının Evlenmeye Rıza Göstermesi Üzerine Sanığın Kızı Getirmesinde Pişmanlık Duygusunun Olmaması Nedeniyle İndirimin Söz Konusu Olamaması ) ÖZET : Tck'nun 432. Maddesi hükmünün uygulanabilmesi için kaçırma suçunu tamamlayan failin hasıl olan pişmanlık duygusu altında nedamet gösterip tamamen özgün iradesi ürünü olarak mağdureyi iade etmesi veya serbest bırakması gerekir. DAVA : Reşit olan Safiye'yi evlenmek maksadıyla zorla kaçırmaktan ve zorla ırza geçmekten sanık Mehmet ve kaçırmaya yardım etmekten sanık Sebahattin'in yapılan yargılanmaları sonunda; TCK'nin 64, 429/1. Maddesi delaletiyle 432, 433, 55/3, 59/2, 647 sayılı kanunun 4, 6. Maddeleri gereğince Mehmet'in 60.000 TL. Ağır para, Sebahattin'in 40.000 TL. Ağır para cezasıyla mahkumiyetlerine ve cezalarının ertelenmesine, Mehmet'in ırza geçmekten beraatına dair Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 31.1.1995 gün, 1994/210 esas, 1995/8 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi müdahil tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığı'ndan tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü. KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya münderecatına göre müdahil vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, Ancak; Sanıkların ifadelerinde kaçırma suçunun tamamlanmasından sonra sanık Sebahattin'in gidip müdahilin babasının evlenmeye razı olduğu haberini getirmesi üzerine müdahil ile birlikte gidip karakola teslim olduklarını açıkladıkları anlaşılmış ve teslim olgusu mahkemece de bu şekilde kabul edilmiş olduğu halde TCK'nin faal nedamet maddelerinden biri olan 432. Maddesi hükmünün uygulanabilmesi için kaçırma suçunu tamamlayan failin hasıl olan pişmanlık duygusu altında nedamet gösterip tamamen özgün iradesi ürünü olarak mağdureyi iade etmesi veya serbest bırakması gerektiği olayımızda ise müdahilin babasının sırf kızının teslimini sağlamak amacıyla evlenmeye razı olmadığı halde olmuş gibi görünüp sanıkları aldatması sonucu ve özgün olmayan ( aldatılmış ) iradeyle teslimin söz konusu olduğu gözetilmeden ve bu nedenle uygulama koşullarının oluşmadığı dikkate alınmadan haklarında TCK'nin 432. maddesi uygulanmak suretiyle ceza tayini. Yasaya aykırı, müdahil vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün CMUK'nin 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.3.1996 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. |
|
|