Anasayfa
Bazı Kanunlarda Uygulanan Zamanaşımı Süreleri Yazdır

I.Bölüm Giriş 

Zamanaşımı kavramı, genel olarak öngörülen bir süre dilimi içerisinde gerçekleştirilmesi beklenen bir olayın gecikme dolayısıyla gerçekleşememesini ifade etmekte.Zamanaşımı kavramı hukukta kanunların konuları ve özelliklerine bağlı olarak farklı şekillerde düzenlenmektedir. Dikkat edilmesi gerekin bir hususta dava süresiyle zamanaşımı kavramının birbirine karıştırılmasıdır.Dava süresi geçirilirse kaybedilen hak kaybıdır.Ancak, zamanaşımında ise devletin cezalandırma yetkisi ortadan kalkmaktadır.  

 Vergi hukukunda zamanaşımı kavramına Vergi Usul Kanunu’nda tarh, düzeltme ve ceza kesme zamanaşımı süreleri olarak yer verilmiştir. 

 Diğer taraftan tahsil zamanaşımı ise 6183 Sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir.  Bu yazımızda zamanaşımı kavramının çeşitli kanunlar kapsamındaki genel uygulamalarına yer verilmektedir. 

 II. Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun Kapsamında Düzenlenen Zamanaşımı Süreleri 

Vergi, resim, harç ve bunların zamları ile cezaları Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre tahsil edilen alacakların büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Vergi, resim ve harcın tarh ve tahakkuku ile ilgili düzenlemeler Vergi Usul Kanunu’nda yapılmış, tahsil ve bununla ilgili süreçler ise Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile belirlenmiştir. Vergi Kanunları dışında Gümrük Kanunu’na göre alınan vergiler, Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre alınan prim ve diğer alacaklarda da Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinden hareket edilmektedir. 

Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında kamu alacaklarının tahsili işlemi yapılmaktadır. Kamu alacaklarında tahsil zamanaşımı süresi beş yıldır. (Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 102. maddesi)  

Beş yıllık süre, Kanun’un 102. maddesinde belirtilen tahsil zamanaşımı uygulamasında, amme alacağının vadesine ilişkin takvim yılını takip eden takvim yılının başından itibaren dikkate alınmaktadır. Bu aşamada kamu alacağının zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespit edilmesi önem kazanmaktadır. Çünkü ödemenin son günü olarak tanımlanan vade, özel kanunlarda belirlenen zamanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak özel kanunlar ile ödeme zamanının vadesi düzenlenmemiş ise Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak tebliğden itibaren bir ay içerisinde ödemenin yapılması gerektiğinden, bu sürenin dikkate alınması gerekmektedir. 

III. Vergi Usul Kanunu Kapsamında Düzenlenen Zamanaşımı Süreleri 

Vergi hukukunda mükellefin ödeme yapması ile vergi borcu sona ermektedir. Diğer taraftan zamanaşımı kavramı da ödeme gibi mükellefin vergi borcunu sona erdiren önemli bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde yasa ile belirlenen durum ve süreler saklı kalmak üzere vergi idaresi gerek verginin tahakkuk ettirilmesinde gerek tahsil edilmesinde sınırsız süreye sahip değildir.  

Vergi Usul Kanunu’nun 113. maddesinde zamanaşımı süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması işlemi olarak tanımlanmış olup zamanaşımının olması için mükellefin herhangi bir müracaatı olmasını gerektirmediği ifade edilmiştir. 

Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinde ise vergilerin zamanaşımına uğramasına ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yıldan itibaren başlamak üzere beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğramaktadır. 

Vergi Usul Kanunu’nda yer verilen zamanaşımı süreleri diğer kanunlarda aksine düzenlemeler yer almadığı sürece tüm vergi kanunları için geçerlidir. Özellikli uygulamalara örnek vermek gerekirse, Veraset ve İntikal Vergisi’nde vergi idaresinin bilgisi dışında kalan malların intikalinde zamanaşımı süresi için herhangi bir sınırlama yapılmamıştır. 

Vergi Usul Kanunu’nun 126. maddesinde ise vergi hatalarının beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduktan sonra düzeltilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ancak;

-          Düzeltme zamanaşımı süresi >> zamanaşımı süresinin son yılında tarh ve tebliğ olunan vergiler hatanın yapıldığı tarihten başlayarak bir yıldan az olamamaktadır.

-          İlan yolu ile tebliğ edilerek tahakkuk eden vergiler  >> düzeltme zamanaşımı süresi ödeme emrinin mükellefe tebliğ edildiği tarihten başlayarak bir yıldan aşağı olamamaktadır. (İlan ile tebliğ edilen vergilerin vergi mahkemesinde dava konusu yapılmadığı durumlar için geçerlidir.

-          İhbarname ve ödeme emri ilan yolu ile tebliğ edilen vergiler >> Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre haciz işleminin yapıldığı tarihten itibaren bir yıldan aşağı olamamaktadır. Zamanaşımı kavramında bir diğer önemli konu ise Vergi Usul Kanunun 138. maddesinde düzenlendiği üzere tarh zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra vergi incelemesi yapılamayacağı hükmüdür.  Zamanaşımı kavramı ile ilgili diğer önemli düzenlemelere ise aşağıda yer verilmiştir.

-          Mücbir sebep hali>> Bu nedenle oluşan gecikmeler zamanaşımı sürelerine dahil edilmemektedir.(Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesi)

-          Zamanaşımı süresinin durması >> Vergi hukukunda zamanaşımı süresini durduran tek hal takdir komisyonuna başvurulmasıdır. Takdir komisyonu kararının vergi dairesine tevdiinin ertesi günü itibariyle süre işlemeye devam etmektedir. (Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesi) 

 IV. Borçlar Kanunu Kapsamında Düzenlenen Zamanaşımı Süreleri 

Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde Kanun’da aksi hüküm yer almadığı sürece her bir davanın (dava kavramı alacak hakkı olarak değerlendirilmelidir) 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu hükme bağlanmıştır. 

Borçlar Kanunu’nun 126. maddede ise beş yıllık zamanaşımına tabi olan davalar ayrıca sayılmıştır. Bunlardan bazıları adi ve hasılat kira bedelleri, bir anaparanın faizleri, erzak bedelleri, nafaka bedelleri, otel ve lokanta masraflarına ilişkin alacak hakları olarak örneklendirilebilir.

 Ancak haksız bir fiil sonucu olan tazminat davalarına ilişkin olarak Borçlar Kanunu’nun 41 ve diğer maddelerinde düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre zamanaşımı süresi, zarar gören tarafın zararı öğrenme tarihinden itibaren bir sene ve fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on senelik bir dönem sonrasında geçerli olabilmektedir. (Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi) 

Borçlar Kanunu’nda yer alan zamanaşımı ile ilgili diğer düzenlemelere ise aşağıda yer verilmiştir. Buna göre;

-          Zamanaşımı süresinin başlaması için alacağın muaccel (istenebilir) olması gerekmektedir. (Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi)

-          Zamanaşımı süresi hesabında ilk gün dikkate alınmamakta, son günün tamamlanması ile de süre son bulur. (Borçlar Kanunu’nun 130. maddesi)

-          Borçlunun borcu kabul eden açıklamaları; alacaklının dava yolunu seçmesi, icra işlemine başlaması ya da iflas masasına başvurularak hakkını talep etmesi ile zamanaşımı kesilmektedir. (Borçlar Kanunu’nun 133. maddesi)

-          Zamanaşımı süresinin durması mümkün olup borçlu alacak üzerine intifa hakkını haiz olması örneğinin de yer aldığı ve zamanaşımı süresini durduran altı farklı sebep Borçlar Kanunu’nun 132. maddesinde belirlenmiştir 

V. Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Düzenlenen Zamanaşımı 

Türk Ticaret Kanunu’nda tüccarlar arasındaki ticari satışlarda, cari hesap uyuşmazlıklarında, anonim şirketlere ait tazminat davalarında, kıymetli evrakta ve benzerlerinde farklı şekillerde zamanaşımı sürelerine yer verilmiştir. 

 Diğer taraftan Türk Ticaret Kanunu uyarınca ticari hükümlere yer verilen kanunlarda belirlenmiş olan zamanaşımı süreleri sözleşme hükümleri ile değiştirilememektedir.  

VI.  Bankalar Kanunu Kapsamında Düzenlenen Zamanaşımı Süreleri

 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca, bankalar nezdinde bulunan tüm mevduat, emanet ve alacakların mudiin her hangi bir yazılı talimatı, en son talep veya işlem yapılmasından sonra on yıl içinde aranmaması durumunda zamanaşımına tabi olmakta bu tutarlar Fona gelir olarak kaydedilmelidir. Bankalar Kanunu uyarınca verilen idari para cezası uygulama hakkı, idari para cezası uygulanmasını gerektiren aykırı durumun olduğu tarihten itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

 V. Ceza Mukahemeleri Kanununda Düzenlenen Zamanaşımı Süreleri      

-   CMK m.172 kamu davasını açma yetkisinde takdir yetkisini kullanma başlığı altında düzenlenen 4. fıkrasına göre;“Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde ,kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.Erteleme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır.Erteleme süresince zamanaşımı işlemez

-          CMK m. 253 uzlaşma başlığında altında düzenlenen  21 fıkrasının  göre; “Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek Cumhuriyet savcısına verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez. 

-          CMK m. 254 Mahkeme tarafından uzlaştırma başlığı altında düzenlenen  2. fıkrasına göre; “Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır.”

 -          CMK m. 253 uzlaşma başlığında altında düzenlenen  19. fıkrasının  göre; “Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.” 

-          CMK m. 231 Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması başlığı altında düzenlenen 8. fıkrasının c bendine göre;  Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,             karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur        

  Gönderen:Admin

 
< Önceki   Sonraki >
www.hukukevi.net on Facebook