Anayasa'yı Değiştirme Yetkisi Sınırsız Değil!
 HSYK OLUŞUMU
Birden, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esasları çerçevesinde görev yapan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) oluşumunun, siyasi etkilerden uzak ve erkler ayrılığı ilkesine uygun olması gerektiğine işaret etti. Birden, şunları kaydetti:
''Ancak, bugünkü yapısı itibarıyla, yürütme organının temsilcisi olan Adalet Bakanına ve Bakanlık Müsteşarına Kurulda yer verilmesi ve Kurulun Bakanın başkanlığında toplanıyor olması, yargı bağımsızlığına uygun düşmediği gibi erkler ayrılığı ilkesi ile de bağdaşır nitelikte değildir. Mevcut oluşumun dahi uygun görülmeyip, Bakan ve Müsteşarın Kurulda yer almaması gerektiği yolundaki genel eleştiriye karşılık, Strateji Taslağında, yasama ve yürütme organlarının Kurula üye seçiminde yetkili kılınmak istenmesi, yargı bağımsızlığını ciddi olarak zedeleyeceği gibi Kurulu, bu organlara karşı bağımlı hale getirecektir.

Yüksek Kurulun, daha bağımsız, daha etkin ve siyasi etkilerden uzak bir yapıya kavuşturulması için oluşumunda, Adalet Bakanı ve Bakanlık müsteşarına yer verilmemeli; Kurulun, Danıştay ve Yargıtay Genel Kurullarınca doğrudan seçilmiş eşit sayıda yüksek yargıçtan oluşması sağlanmalıdır.''

Anayasada, hakim ve savcıların idari bakımdan Adalet Bakanlığına bağlı olduğunun belirtildiğini, hakim ve savcıları denetleme görev ve yetkisinin ise Adalet Bakanlığı emrinde çalışan müfettişlere verildiğini anımsatan Birden, bu kurallar gereği hakim ve savcıların özlük ve disiplin işlerinin Bakanlık tarafından yürütüldüğünü; yine Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişlerince hakimler ve savcılar hakkında düzenlenen hal kağıtları, inceleme ve soruşturma raporları, meslekte ilerleme, yükselme, tayin ve disiplin işlemlerinde birinci derecede etkili olduğunu ifade etti.

  

Birden, ''Yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden birisi olan bu düzenlemeye son verilmeli'' görüşünü dile getirerek, şöyle devam etti: ''Teftiş Kurulu ve Yüksek Kurulun sekretaryası görevini yerine getiren Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü ile Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri yeniden düzenlenmek suretiyle siyasi iradeye bağlı birimler olmaktan çıkarılmalıdır. Bu birimler, doğrudan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağlanmalı, soruşturma yetkisi de Kurula devredilmelidir.

Bu bağlamda, adalet müfettişlerinin seçimi, yasal düzenleme ile nesnel ölçütlere dayandırılmalı ve bu konudaki yetki de Yüksek Kurula bırakılmalıdır. Kurulun, Adalet Bakanlığının, dolayısıyla siyasi iradenin etkisinden kurtulmasında mali bağımsızlık da büyük bir öneme sahiptir. Çalışması için gerekli mali ve fiziki imkanları Bakanlığa bağlı olan bir Kurulun, gerçek anlamda bağımsızlığından söz etmek olası değildir. Yüksek Kurulun yeniden yapılandırılması, görev ve yetkileri konusundaki değişiklik önerilerine paralel olarak, Bakanlık bütçesinden ayrı bir bütçeye sahip olmasını, kendisine ait bina ve fiziki imkanlara kavuşmasını sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

Yargı bağımsızlığı, hakim ve savcı teminatının yalnızca bu statünün kazanılmasından sonraki süreç ile sınırlı olmadığı, hakim ve savcı adaylığına kabul yöntemlerinin de bu sürecin bir parçası olduğu göz ardı edilmemelidir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısına ve oluşumuna ilişkin getirilen önerilerle birlikte, hakim ve savcı adayı mülakatının da Yüksek Kurul tarafından yerine getirilmesi, daha sağlıklı bir yöntem olacaktır.''

KURUL KARARLARININ YARGI DENETİMİNE AÇILMASI
İdari yetki kullanan her makam gibi HSYK kararlarının da yargı denetimine açık olması gerektiğini kaydeden Birden, bir idari işlem olduğu tartışmasız olan Kurul kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmış olmasının, çağdaş hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayan bir sınırlama olduğunu vurguladı.

Özlük işleri ile ilgili idari işlem ve eylemlere karşı tüm kamu görevlilerine tanınan dava açma hakkının, hakim ve savcılara tanınmamış olmasının da kanun önünde eşitlik ilkesine ve hak arama özgürlüğüne aykırılık oluşturduğuna işaret eden Birden, ''Kurul kararlarına karşı yargısal denetim dışında, kendi bünyesi içinde etkili itiraz müessesesi gibi yöntemler bir çözüm yolu olarak görülmemelidir.

Dava hakkının kullanımını güvence altına alacak esaslar yasa ile düzenlenmeli, Kurul kararlarına karşı açılacak davalar ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülmelidir'' görüşünü dile getirdi.

YÜCE DİVAN
Başkan Birden, Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerini, HSYK ile Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılama görevinin, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine ait olduğunu anımsatarak, şunları söyledi:

''Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesince yerine getirilmesinin; ceza yargılamasının uzmanlığı gerektiren bir yargı alanı olmasına rağmen, Mahkemenin oluşumunda hakim ve savcı mesleğinden gelmeyen üyelere yer verilmiş olması; çağdaş hukuk sisteminde genel kabul gören ve adil yargılama ilkesinin temellerinden birini oluşturan iki dereceli incelemenin, başka bir anlatımla temyiz incelemesinin bulunmaması yönlerinden sürekli olarak eleştiri konusu yapılmıştır. Yüce Divan görevi, ceza hukuku kavram ve ilkelerini bilen ve uygulayan Yargıtay ceza daireleri başkan ve üyeleri ile idare hukuku kavramı olan görev suçu ve ilkelerini bilen ve uygulayan Danıştay meslek mensuplarının katılımıyla oluşturulacak bir kurula verilmeli ve iki dereceli inceleme öngörülmelidir.''

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU HAKKI
Anayasa Mahkemesine, Anayasa'da sayılan diğer görevlerinin yanında, bireysel başvuruları inceleme görevinin de verilmek istendiğini ifade eden Birden, ''Temel hak ve özgürlüklerin korunmasında, yegane başvurulacak yol, anayasa şikayeti olmadığı gibi; bu konuda tek yetkili yargı yeri de Anayasa Mahkemesi değildir'' dedi.

Bu hak ve özgürlükleri koruma mekanizmalarının, devletlerin; yapılarına, uyguladıkları yargı sistemlerine ve hukuk kültürlerine göre değişkenlik gösterdiğini anlatan Birden, ''Temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda hukuk sistemimizde ciddi bir boşluk varmış gibi gösterilmesi, üstelik bunun da kapsamı, içeriği ve gerekliliği ortaya konulmamış anayasa şikayeti yöntemi ile karşılanması önerisini doğru bulmuyoruz'' diye konuştu.

Türkiye'nin imza koyduğu sözleşmeler gereği tüm hak ve özgürlüklere bağlı kalacağını kabul ettiğini ve bunların iç hukukta hayata geçirilmesi konusunda gerekli tedbirleri alma mecburiyetine girdiğini söyleyen Birden, idari yargının, Anayasa ve yasalar ile kendisine verilen görev, yetki ve sorumluluk sahası içerisinde, hak ve menfaat ihlaline dayanan uyuşmazlıkları çözerken, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğinin hukuki değerlendirmesini, ulusal ve uluslararası hukuka uygunluk yönünden yaptığını anlattı.

ANAYASA ŞİKAYETİ YOLU
Anayasa ve uluslararası hukukun koruduğu temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediği konusundaki en sağlıklı incelemenin, uyuşmazlığın çözümünde uzman olan mahkemece yapılacağı konusunda da kuşku duymamak gerektiğini vurgulayan Birden, ''İlgili temyiz mercinin incelemesinden geçmek suretiyle kesinleşmiş yargı kararının, hangi amaç ve yöntem adı altında olursa olsun başka bir yüksek mahkeme tarafından yeniden incelenmesi sonucunu doğuracak olan anayasa şikayeti yolu, yargı ayrılığı ve yüksek mahkemelerin denkliği ilkesini zedeler'' görüşünü dile getirdi.

Birden, şöyle devam etti: ''Anayasa Mahkemesinin, mevcut teşkilat ve kadro sayısı itibarıyla anayasa şikayeti yolunun getireceği dava yükünün altından kalkması olası görülmediğinden, kadrosunun genişletilmesi ihtiyacına bağlı olarak mahkemeye üye seçimini yapacak organ ve makam konusunu gündeme getirecek, bu da zaten var olan yüksek mahkemenin kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun yapılanması sorununu daha da büyütecektir. Anayasa şikayeti konusu daha çok, Anayasa Mahkemesi çatısı altında ve bu yola mevzuatında yer veren ülkelerin uygulayıcıları ile bu başvuru yolunun gerekliliğine inanan akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşen sempozyumlarda irdelenmiş, farklı görüşlerin yer aldığı geniş platformlarda tartışılmamıştır.

Yargı düzenimizde, gerek kurumsal, gerekse yargılama usulü bakımından çok önemli etki ve sonuçlar doğuracak olan Anayasa şikayeti yoluna, başta Danıştay ve Yargıtay olmak üzere diğer yüksek mahkemelerin görüş ve önerileri dikkate alınmadan Anayasa değişikliği paketinde yer verilmesini isabetli bulmuyoruz.''

HAKİM VE SAVCILARIN ÖRGÜTLENME HAKKI
Danıştay Başkanı Birden, yargı mensuplarının örgütlenme hakkının, uluslararası metinlerde de üzerinde önemle durulan konulardan biri olduğunu ifade etti. Yargı Reformu Stratejisi Taslağında, örgütlenme hakkı çerçevesinde Hakimler ve Savcılar Birliğinin kurulmasının amaçlandığını ve bu hakkın halen TBMM'de bulunan, ''Türkiye Hakimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarısı'' ile yaşama geçirilmesinin öngörüldüğünü hatırlattı.

Kaynak: ntvmsnbc.com