M.Kemal Atatürk

Adalet, mülkün temelidir.

 

Misyonumuz

Siz değerli ziyaretçilerimizi hukuk alanında en iyi şekilde bilgilendirmek ve yardımcı olmaktır.

Anasayfa arrow Neslihan Turkan arrow Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası ve Türkiye - NESLİHAN TÜRKAN
Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası ve Türkiye - NESLİHAN TÜRKAN Yazdır

AVRUPA BİRLİĞİ ORTAK REKABET POLİTİKASI VE  

                                        TÜRKİYE    

 

ÖZET  

 

Bu makalede, Avrupa Birliği ortak rekabet politikasının esasları ve Türkiye’nin de bu politikaya uyum sağlamak için yaptığı hukuki düzenlemeler teorik olarak ele alınmıştır. Buna göre Avrupa Birliği,  serbest rekabetin olduğu açık piyasa ekonomisi ilkesine uygun olarak yürütülen ve ortak pazarda etkin rekabeti savunmak ve geliştirmek amacına dayanan ortak rekabet politikasını esas almıştır. Bu amaca uygun olarak oluşturulan Avrupa Birliği ortak rekabet politikası konusunda temel düzenlemeleri hem Komisyon hem de Üye Devlet mahkemeleri uygulamakla görevlidir. Türkiye’de ise üyesi olmak istediği Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinden dolayı, ortak rekabet politikalarının koordinasyonunun oluşturulması için 1994 yılında 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kabul edilerek yürürlüğe konmuştur. 1997 yılında ise bu Kanun’u uygulamakla sorumlu işlevsel ve organik bağımsızlığa sahip Türk Rekabet Kurumu oluşturulmuştur. 

 

4054 Sayılı Kanun ve oluşturulan Türk Rekabet Kurumu Avrupa Birliği ortak rekabet politikası ile uyum içindedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ ne aday ülke ilan edilmesinden bu yana, Avrupa Komisyonu Türkiye’nin katılıma doğru ilerleyişine ilişkin düzenli olarak yayımladığı raporlar, Türkiye’ deki rekabet politikasının şekillenmesi bakımından öneme sahiptir. AB’nin rekabet hukukundaki müktesebatı hem antitrust hem de hem de devlet yardımlarının kontrolü politikalarını içermektedir. Söz konusu ilerleme raporlarında Türkiye’ de gerçekleştirilen antitrust hukuku alanındaki düzenleme ve uygulamalarının memnuniyetle karşılanmasına rağmen, devlet yardımları hakkındaki düzenlemelerin yapılmamış olması ve bu yardımları izleme ve denetlemeye yönelik bir otoritenin kurulmamış olması nedeniyle kamu yardımlarının dağıtımı yoluyla pazarlarda serbest rekabetin bozulduğu ve devlet ile işletmeleri arasında yapılan mali işlemlerin şeffaflığının giderek azaldığı belirtilmiştir.  

 

ANAHTAR KELİMELER 

 

Rekabet kavramı, Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası, Avrupa Birliği ve Türkiye, Rekabet Kuralları  

1.GİRİŞ Günümüzde planlı ve dışarıdan müdahalelere açık ekonomi sistemlerinin yerini serbest piyasa sistemine dayanan liberal ekonomiler almaktadır. Zira, küreselleşen bir dünya ekonomisinde,  gerek iç gerekse uluslar arası piyasalarda ticaretin sınırlandırmalardan uzak ve serbestçe gerçekleşebilmesi için bunun gerekli olduğu düşünülmüştür. Serbest piyasa, arz ve talebin buluştuğu yerde fiyatın belirlendiği, piyasaya giriş ve çıkışların açık olduğu, pazarda faaliyet gösteren işletmelerin kararlarını serbestçe alabildiği ortamlar yaratır. Serbest piyasa ekonomilerinde işlerliğin sağlanması ve korunmasının temelinde yatan anahtar kavram ise ‘rekabet’ unsurudur.  

Kapitalist ekonomi sisteminin yarattığı rekabet kavramı iktisadi açıdan; piyasa ekonomilerinde kâr, satış miktarı ve pazar payı gibi belirli ticari hedeflere ulaşmak amacıyla işletmeler arasında ortaya çıkan yarış olarak tanımlanabilir. Bu kavramı hukuk perspektifinden tanımlayacak olursak; belirli bir piyasada yer alan girişimcilerin kendileriyle ilgili ekonomik konularda özgür iradeleriyle karar verebilmelerini sağlayan yarıştır. Liberal ekonominin can damarlarından olan rekabetin haiz olduğu öneminin dayanaklarını belirttiğimizde öncelikle söylenmesi gereken; ‘rekabet’ in ekonomik birimleri verimli olmaya, daha kaliteli ve daha düşük fiyatlarla rakiplerinden daha fazla ürün ve hizmet sunmaya yönelten bir süreci teşkil ettiğidir. Bu nedenledir ki; kaynakların etkin dağılımı ve ekonomik verimlilik sağlanır ve bunun sonucunda da refahın artışı toplum genelinde hissedilir. Öte yandan ‘imalat fiyatlarını daha ne kadar düşürebilirim ki düşük fiyatlarla rakiplerimden daha fazla ürün ve hizmet sunabilirim’ düşüncesine odaklanan rakip firmaların teknolojik gelişmelere ilişkin teşvikleri sonucunda yeni buluşların yapılması ve teknolojik iyileşme sağlanacaktır. Bunların yanı sıra, sağlıklı işleyen bir rekabet ortamında kalitenin ve ürün çeşitliliğinin artması sonucunda bireyler tam anlamıyla tercih ve davranış özgürlüğüne sahip olacaklardır. Rekabetin önemli fonksiyonlarından biri de şüphesiz ki;  politik gücü kontrol edebilirliğidir. Zira devlet, etkin rekabetin var olduğu bir ortamda herhangi bir müdahalede bulunmadan önce bu müdahalenin gerekli olup olmadığını iyice gözden geçirmekle yükümlüdür. 

Serbest bir piyasada rekabet unsurunun işlevini tam anlamıyla yerine getirmesi sonucunda sağlanacak baş döndürücü gelişmelerin farkına varan pek çok ülkede, adil ve etkin bir rekabet politikasının oluşturulması amacıyla önemli ölçüde gelişmeler kaydedilmiştir. Tam da bu noktada, Avrupa Birliği de üye ülkelerin serbest rekabet edebildiği ve açık piyasa ekonomi ilkelerinin uygulandığı bir ekonomik sistem oluşturma konusunda önemli mesafeler kaydetmiş bölgesel nitelikli bir birliktir.  

Avrupa Birliğinin güncel rekabet politikasını inceleyip, değerlendirmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkıp gelişen ve serbest ekonomi sisteminin temelini oluşturan rekabet kurallarının gelişim sürecine bakmakta yarar vardır.  

Buna göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde devletin ticari hayata müdahalede bulunması sürecinde sermaye ve ekonomik güç büyük oranda tröst ve kartel tipi organizasyonların tekelinde bulunmaktaydı. Büyük ekonomik güce sahip olan bu kuruluşlar, fiyat ve pazar paylaşma anlaşmaları yoluyla rekabeti bozucu hareketler yapmaya yönelmişlerdir. Bu örgütlenmelerin söz konusu davranışları toplumun geniş bir kitlesinin tepkisine yol açmış ve bu olumsuz durumun önüne geçmek amacıyla ABD’ de 1890 yılında rekabet hukuku konusundaki ilk federal düzenleme olan Sherman Antitrust Act (Sherman Yasası) yürürlüğe girmiştir. Özellikle ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşan tekelleşmelerle mücadele etmek amacıyla hazırlanan Sherman Yasası, sonraki yıllarda birçok ülkede rekabet hukuku kurallarının şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu yasayı takiben 1914 yılında Clayton Yasası (Clayton Act) çıkarılmıştır. Clayton Yasasının ardından da Federal Ticaret Komisyon Yasası (Federal Trade Commission Act)çıkartılmıştır. Bu yasaların çıkarılmasını takip eden zaman sürecinde rekabet kurallarını daha etkin ve dinamik hale getirmek amacıyla; Robinson Patman Act (1936), Miller-Tydings Act (1937), Wheeler-Lea Act (1938), Celler-Kefauver Act (1950), Mc Guire Act (1951), Antitrust Improvements Act (1957), National Cooperative Research Act. (1984), National Cooperative Research anda Production Act. (1993), Antitörst Guidelines for Collaborations Among Competitörs (2000) olarak adlandırılan bir dizi yasa/ yönerge daha kabul edilerek yürürlüğe sokulmuştur. 

Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulamaya sokulmuş olan Sherman Kanun’u ile Clayton Kanunu’nu kendisine referans almıştır.  Avrupa Birliği Rekabet Hukuku'nun esasları, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasına temel oluşturan ve altı üyeyle imzalanan 1957 tarihli Roma Anlaşması’ nda yer alan yasal çerçeveye dayanmaktadır. Roma Anlaşması’ nın 81-89 (eski 85-94) maddeleri ve birleşme düzenlemesi olarak anılan Konsey düzenlemesi ile bunun dışındaki diğer düzenlemeler, birliğin ortak rekabet politikasını yansıtmaktadır. Buna göre birliğin rekabet politikası, yukarıda belirtilen hukuk çerçevesini esas alarak dört temel eylem alanı üzerinde odaklanır. 

􀀖 Rekabeti kısıtlayan anlaşmaların ve egemen durumun haksız kullanımının ortadan kaldırılması (örneğin, rakipler arasında fiyat tespit anlaşmaları)􀀖 Firmalar arasında birleşmelerin kontrol edilmesi (örneğin, iki büyük grup arasında, piyasaya egemen olmalarına yol açacak bir birleşme)

􀀖 Tekelci ekonomik sektörlerin liberalleştirilmesi (örneğin, telekomünikasyon)

􀀖 Devlet yardımının izlenmesi (örneğin, canlanma olasılığı olmamasına rağmen zarar eden bir firmanın ticari faaliyetini sürdürmesi amacıyla tasarlanan Devlet yardımının yasaklanması) 

Bu hedeflerin sağlanabilmesi için Roma Antlaşması, üye devletler arasındaki gümrük engel ve duvarlarının kaldırılması; malların, hizmet ve emeğin, kişilerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması gibi tüm ekonomik kaynakların Avrupa Birliği dahilinde ulusal sınırlar gözetmeksizin rahatça akışını sağlama mükellefiyetlerine ek olarak, Antlaşma’ nın 3/f maddesiyle AET içinde rekabetin bozulmadan işleyişini sağlayacak bir sistemi kurma ve bunun sürdürülebilirliğini sağlama görevini de üye devletlere yüklemiştir.  

Avrupa Birliğinin rekabet politikası, ortak pazarda etkin rekabeti savunmak ve geliştirmek düşüncesiyle birlikte ahlaki ve sosyal değerlere büyük önem vermesinde de kendisini göstermektedir. Üye devletlerin rekabet hukuku alanındaki milli egemenlik haklarının uluslar üstü kuruluşlara devredilmesi karşılığında tüketicinin yararının gözetilmesi ve onun korunması, pazardaki tüm ekonomik aktörlere iktisadi açıdan tanınan asgari fırsat eşitliğinin ve girişim olanağının güvence altına alınması aynı zamanda siyasi açıdan batı demokrasilerinin temeli ve güvencesini de teşkil eder.  

Avrupa Birliği’nin Rekabet Hukukunu ele alma yetkisi üye devletlerin kendi rekabet kurulları ve hukuk mahkemeleri ile paylaşılırken (Madde 81 ve 82), diğer bazı durumlarda münhasıran Komisyona aittir (birleşmelerin kontrolü, Devlet yardımının izlenmesi).  

Öncelikle üye devletlerin çoğunun rekabeti engelleyen uygulamalara (sınırlayıcı anlaşmalar, egemen durumun haksız kullanımı ve birleşmeler) karşı koyacak kendi ulusal yasaları olduğu ifade edilmelidir. Ulusal hukuk, üye devletler arasında ticareti etkilemeyen uygulamalara karşı önlem alma olanağı sağlar. Diğer yandan ise, üye Devletler büyük ölçekli birleşmelerin kontrolü için kesin bir çözüm bulunmasını gerekli görmüşler ve bu amaçla Avrupa Komisyonu'nu bu anlamda münhasıran görevlendirmişlerdir. Devlet yardımı konusunda ise, üye devletler tarafından yapılan yardımın yasadışı olup olmadığı kararı yalnızca uluslar üstü ve bağımsız bir merci tarafından alınabilmektedir. Bu merci Avrupa Komisyonu’ dur.  

Avrupa Birliği, Rekabet Hukuku’nda, üye devletler arasındaki ticaret ile Ortak Pazar içindeki rekabeti bozucu, engelleyici ve kısıtlayıcı etkileri olan işletmeler arası bütün anlaşmalar, işletmelerin ortaklık kararları, uyumlu eylemler, Roma Antlaşması’nın 81. (eski 85) maddesi ile yasaklanmıştır. Roma Antlaşması 81/1 (eski 85/1) maddesine aykırı olarak yapılan her türlü hukuki işlem kendiliğinde  (ipso jure) geçersizdir. Roma Antlaşması’nın 82. (eski 86) maddesine bir aykırılık tespit eden Komisyon, ihlale son verilmesini emredebilir. Komisyon, 86.maddenin ihlalinin sonuçlarını tam olarak ortadan kaldırmak amacıyla gereken uygun tedbirleri alabilir. Ancak Komisyonun bu yetkisi sınırsız değildir. Komisyon bu yetkisini ele almış olduğu her somut olan olayın koşullarının gerektirdiği sınırlar içinde değerlendirip bir yargıya varır.  

 

Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikasına Türkiye’nin Uyumu  

 

1980’ler döneminde, Türkiye ekonomik kalkınmada izlediği yolu değiştirmiştir. Devlet öncülüğünde planlama ve stratejik müdahaleleri bırakarak, özel sektör öncülüğünde ekonomik faaliyeti teşvik etmek üzere, serbest piyasaya yönelik daha fazla politika benimsemiştir. Ayrıca hedeflerini, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun ileri ve daha büyük piyasa ekonomileriyle bütünleşmek üzere belirlemiştir. Onlarca yıl önce imzalanmış, uzun soluklu “Ortaklı Anlaşması”ndan sonra, politika ve kurumlarını Avrupa Birliği’ninkilerle uyumlaştırmak üzere resmi adımlar atılmıştır. Ocak 1996’ da, Türkiye ve AB nihayet, iki ticaret ortağı arasında yer alan birkaçı dışında tüm tarifeleri kaldıran Gümrük Birliği’ ni yaratmıştır. Gümrük Birliği’nin gereklerinden biri de, etkili bir rekabet hukuku politikasının uygulanmasıdır. 1997’de, hükümet rekabetin korunmasını teşvik amaçlı 4054 Sayılı Kanun’u uygulamak üzere, Türk Rekabet Kurumu’nu kurmuştur. Rekabet Kurumu, rekabet hukukunun uygulanması için sorumluluğa sahip tek idari organ olarak bağımsız ve mali özerkliğe sahip bir şekilde kurulmuştur. Aralık 2004’te Resmi Gazete’de yayımlanan bu kanun, temelde Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurallarına paraleldir. Türk Rekabet hukuku politikası yaklaşık dokuz yıldır yürürlüktedir. 

Rekabet Kanunu Türkiye’ de ticari ekonomik faaliyetler yürüten bütün işletmeler için eşit olarak geçerlidir. Rekabete aykırı olduğu iddia edilen uygulamalara dönük soruşturmalar rakip iş yerleri ve tüketicilerin şikayetleri suretiyle başlatılabileceği gibi RK’nın kendisi tarafından re’sen de başlatılabilir.  

Rekabet Kanunu’ndaki bazı düzenlemelere değinecek olursak: 

4054 Sayılı Kanun’ a baktığımızda 4.maddede rekabeti önleyen, kısıtlayan veya bozan bazı uygulamaların (anlaşmalar, uyumlu eylemler ve kararlar) yasaklanması gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu bu hüküm Avrupa Topluluğu rekabet kurallarıyla(madde 81) hemen hemen örtüşür. Kartel kurmak suretiyle fiyatların tespiti, piyasa ve müşteri paylaşımı, yeni firmaların piyasaya girişlerini engelleyecek danışıklı davranışlar, hileli fiyat teklifi verilmesi 4.maddede ifade edilen yasaklı uygulamanın kapsamına girmektedir. 

4054 Sayılı Kanun’un 6. maddesinde hakim durumun kötüye kullanılması yasaklanmıştır. Bu hüküm de AT Anlaşmasının hükümlerine(madde 82) benzerlik gösterir. Bu maddede ifade edilen yasaklı davranışlara dışlama amaçlı yatay ve dikey anlaşmalar dahil fiyata ilişkin ve fiyat dışı yıkıcı davranışlar, ayrımcı uygumlalar ile ürün ve girdi piyasalarının ya da dağıtım kanallarının kapatılması gibi rekabeti bozucu davranış modellerini örnek verebiliriz.  

4054 Sayılı Kanun’un 7. maddesinde birleşme ve devralmaların kontrolü yer almaktadır. Buna göre Rekabet Kanunu, bir ya da birden fazla teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütününde yahut bir kısmında rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmelerini veya herhangi teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsü devralmasını yasaklamakta ve hukuken geçersiz ilan etmektedir. Hukuka uygun birleşme ve devralmalar için tebliğlerin çıkarılmasına gerek vardır. 

4054 Sayılı Kanun’un 5. ve 8. maddelerinde teknolojik ve ekonomik ilerlemeye katkıda bulunma ve tüketici refahını artırmaya yönelen uyumlu eylem, birleşme ve devralmalar için Rekabet Kurumu’nun muafiyet ve menfi tespit belgesi verebileceği öngörülmektedir. Teşvikler olarak adlandırılan ve Avrupa Birliği’ne uyum süreci içinde ele alınması gereken en önemli konulardan biri olan devlet yardımları, 4054 Sayılı Kanun’un kapsamına alınmamıştır. Türkiye’de Avrupa Birliği ortak rekabet politikasının esaslarından biri olan devlet yardımlarının, Birlik müktesebatına uygunluğunu sistematik olarak inceleyecek ve devlet yardımlarının kontrol edilmesini sağlayacak sorumlu makam yoktur. Bu kontroller sadece Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi farklı resmi kurumların sorumluluğu altındadır. Bu sebeple, devlet yardımlarının kontrolünden sorumlu bir organın yokluğunda, bu politika alanında herhangi bir icra geleneği henüz oluşturulmuş değildir. 

İlerleme raporlarında Türkiye’ de gerçekleştirilen antitrust hukuku alanındaki düzenleme ve uygulamalarının memnuniyetle karşılanmasına rağmen, devlet yardımları hakkındaki düzenlemelerin yapılmamış olması ve bu yardımları izleme ve denetlemeye yönelik bir otoritenin kurulmamış olması nedeniyle kamu yardımlarının dağıtımı yoluyla pazarlarda serbest rekabetin bozulduğu ve devlet ile işletmeleri arasında yapılan mali işlemlerin şeffaflığının giderek azaldığı belirtilmektedir.        

 KAYNAKÇA TEPAV (2007), “ Türkiye’de Rekabetçilik ve Düzenleme” 

Badur, Emel (2001), “Türk Rekabet Hukukunda Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşmalar, Uyumlu Eylem ve Kararlar”, Rekabet Kurumu Lisansüstü Tezi Serisi No: 6 

Mustafa Parlak (2007), “Açılış Konuşmaları”, Rekabet Kurumu 10. Yıl Sempozyumu, 13 Nisan 

Çelen, Aydın (2003), “Oligopolistik Pazarlarda Gözlenen Paralel Davranışların Rekabet Hukuku Açısından Değerlendirilmesi: Uyumlu Eylem ve Birlikte Hakim Durum”, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 10 

Kekevi, H. Gökşin (2003), “ Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Birlikte Hakim Durumun Kötüye Kullanılmasında Kolaylaştırıcı Eylemler”,  Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 21 

Yrd. Doç. Dr. Yıldız, Habib, “Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası ve Türkiye”, İİBF-Maliye, Sakarya Üniversitesi 

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, “Avrupa Birliği Rekabet Politikası”, http://www.deltur.cec.eu.int 

 Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir.

"Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası ve Türkiye" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Neslihan TÜRKAN'a aittir ve makale, yazarı tarafından Hukukevi Sitesi(http://www.hukukevi.net) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
 

Yazar: Neslihan Türkan

Ankara Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

4.sınıf öğrencisi

 
< Önceki   Sonraki >

Sİtemize hukuk ile ilgili makalelerinizi

gönderin hemen yayınlayalım!

Makalenizi Göndermek İçin Bize Ulasın






Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

Haberler

Poyrazköy İddianamesi Zirve Yayınevi Dava Dosyasına Eklendi! Malatya'da Zirve Yayınevi'nde, biri Alman, 3 kişinin öldürülmesi ile ilgili davanın 24. duruşmasının görüldüğü Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Başkanı Eray Gürtekin, kendilerine İstanbul'dan gönderilen "Poyrazköy" iddianamesini dava dosyasına eklediklerini açıkladı.Gürtekin, duruşmanın başlamasından sonra yaptığı açıklamada, "Poyrazköy" iddianamesinin kendilerine CD olarak gönderildiğini, iddianameyi dava dosyasına eklediklerini söyledi. Duruşmaya katılan müdahil avukatlardan Erdal Doğan, dava kapsamında tanık olarak mahkemede dinlenen Eski Malatya İl Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger ve iki uzman çavuş hakkında "şüpheli" olarak   Details...

HSYK'nın Atama Kararı Resmi Gazetede Yayınlandı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Hakim ve Savcıların yeni görev yerlerine ilişkin kararnamesi 25 Şubat 2010 PERŞEMBE günü Resmi Gazede yayınlandı.Buna göre atanan Hakim ve Savcıların yeni görev yerleri söyle;Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığından:              İdarî yargı hâkim ve savcılarının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu uyarınca atanmalarına ilişkin kararname aşağıda gösterilmiştir. Danıştay Savcılığına, Danıştay Tetkik Hâkimi 27484 Dr. Asım ÖZCAN,Danıştay Savcılığına, Danıştay Tetkik Hâkimi 32650 Nagihan ALTEKİNDanıştay Savcılığına, Danıştay Tetkik Hâkimi 32736 İbrahim ÖZDEMİR,  Details...



Hükümet Yargının Zirvesine Savaş Açtı! Adalet Bakanı Sadullah Ergin, HSYK'nın yargısal görevleri bulunmayan idari bir kurul olduğunu belirterek, "İdari bir kurul olan HSYK'nın bu denetimi yapmaya kalkışması çok açık bir yetki gaspıdır. Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bir hukuksuzluktur" dedi. Yargıda gerilim sürerken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i kabul etti. Erdoğan, daha sonra AK Partili kurmaylarıyla bir araya geldi. Bütün bu trafikten sonra kameralar karşısına geçen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, HSYK, Danıştay ve Yargıtay'a sert tepki gösterdi, yargı reformunun aciliyetinden söz etti. Başbakan Erdoğan'ın Ankara Subayevleri semtindeki konutunda gerçekleşen kabul, yaklaşık 45 dakika sürdü. Başbakan Erdoğan bu görüşmeden sonra bakanlar, parti yöneticileri ve milletvekilleriyle bir araya geldi. Başbakanlık Resmi Konutu'ndaki toplantı saat 17.50'de başladı ve saat 21.00'da sona erdi  Details...

Kimler Sitede

Şu anda 2 ziyaretçi çevrimiçi