Gönderen: Av. Aysun Delikanlı
« : Eylül 09, 2008, 01:03:02 ÖÖ »İDARE HUKUKU 2/A YILSONU SINAVI YANIT ANAHTARI
İDARE HUKUKU 2/A YILSONU SINAVI
YANIT ANAHTARI (25.05.2007)
Doç. Dr. Ali ULUSOY
OLAY I
1) EPDK, bir bağımsız idari otorite olarak Devlet tüzel kişiliği dışında ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip olduğundan, yerinden yönetim kuruluşlarından biridir. (3 p) Yerinden yönetim kuruluşlarından ise hizmet yerinden yönetim kuruluşları içinde bağımsız idari otoriteler içinde yer alır (2 p) (NOT: bağımsız idari otoritelerin yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları dışında 3. bir yerinden yönetim kuruluşu oluşturduğunu söyleyenler de 2 puan alacaktır.). EPDK tarafından yürütülen idari faaliyet, regülasyon faaliyetidir. Düzenleme ve denetleme anlamına gelen bu faaliyet, kolluk ve kamu hizmeti gibi klasik idari faaliyetlerden farklıdır (5 p). (NOT: regülasyon faaliyetinin kamu hizmeti faaliyetinin yeni bir türü olduğunu veya EPDK\\\'nın faaliyetinin, ekonomik kamu düzenini koruması nedeniyle ekonomi kolluğu olduğunu söyleyenler de 5 puan alacaktır.)
2) Tüm yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanması zorunlu olmayıp, hangi yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanacağına dair bir kanun bulunmaktadır. Eğer Resmi Gazetede yayımlanması gereken bir yönetmelik, bu yayın yapılmadan uygulamaya sokulursa, asli bir şekil eksikliği sözkonusu olacağından, şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır. (10 p)
3) Danıştay\\\'ın adıgeçen ifadesinde, herhangi bir ayırım yapılmadan tüm zorunlu kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan veya hizmet ile ilgili şahıslardan verilen hizmetin karşılığı olarak bedel istenemeyeceği öngörülmektedir. Oysa bu konuda karar verilirken öncelikle yürütülen kamu hizmetinin idari kamu hizmeti mi yoksa iktisadi (endüstriyel ve ticari) kamu hizmeti mi olduğu ayırımının yapılması gerekirdi. Zira idari kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan fiyat niteliğinde bedel istenmesi mümkün olmayıp, ancak hizmetin finansmanına kısmi katkı (harç veya resim) istenmesi mümkün iken, iktisadi kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan fiyat niteliğinde bir bedel istenmesi mümkün hatta olağan kabul edilmektedir. EPDK\\\'nın yürüttüğü hizmet ise iktisadi kamu hizmeti olarak kabul edildiğinde, Danıştay\\\'ın belirtilen ifadesinde öncelikle kamu hizmetlerine ilişkin bu ayırımı yaparak, bu hizmetlere ilişkin bedel istenmesi sorununu buna göre tartışması gerekirdi (20 p).
4) Danıştay burada Anayasanın 123. maddesinde öngörülen idarenin kanuniliği (yasallığı) ilkesini dikkate almış olabilir. Buna göre idarenin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenmelidir. O halde idarenin yürüttüğü bir hizmete ilişkin olarak hizmetten yararlananlardan bir bedel isteyebilmesi için bunun yasal bir dayanağının bulunması gerekir. Her ne kadar bir önceki soruda belirtilen ifade eksik veya hatalı ise de, salt böyle bir yasal dayanak bulunmaması dahi anılan işlemi hukuka aykırı kılacağından, sonuç olarak Danıştay\\\'ın anılan hükmü hukuka aykırı bulması doğru bir karardır. (10 p)
OLAY II
1) İlgili KHK\\\'da Denizcilik Müsteşarlığına açıkça kamu tüzel kişiliği verilmemektedir. Ayrıca ilgili hükümlerde Müsteşarlığın Başbakanlığa bağlı olduğu, müşteşarlık faaliyetlerinin Başbakanın direktifleri ile yürütüleceği, müsteşarlık idarecilerinin Başbakanın emri altında olduğu ve atamalarının Başbakan tarafından yapılacağı dikkate alındığında, müsteşarlığın kamu tüzel kişiliği için kabul edilen genel kriterleri de taşımadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Devlet tüzelkişiliği dışında ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip olmadığı anlaşılan müsteşarlığın merkezi idare kuruluşları içinde yer aldığı söylenebilir. (6 p). Yürüttüğü faaliyet ise, ülkenin denizcilikle ilgili ihtiyaçlarının giderilmesine ilişkin olduğundan, kamu hizmeti faaliyetidir. (4 p)
2) Her ikisi de merkezi idarenin taşra örgütünün üst yöneticisi olmalarına karşın, valilerin il idaresinin, kaymakamların ise ilçe idaresinin en üst yöneticileri olmaları nedeniyle, Anayasanın 126. maddesine göre yetki genişliğinden sadece valiler yararlanmakta olup, kaymakamlar yararlanamamaktadır. (3 p) Kaymakamlık klasik bir devlet memurluğu olmasına karşın, valilik istisnai bir devlet memuriyetidir. Bu nedenle kaymakam bütünüyle tarafsız olmak zorunda olup, herhangi bir siyasi program ve faaliyet içinde bulunamaz. Buna karşın vali hem devleti ve hem de hükümeti temsil ettiğinden, dolaylı da olsa siyasi faaliyetlere de katılabilir. (4 p) Vali aynı zamanda ildeki yerel yönetimler üzerinde merkezi idare adına vesayet denetim makamı konumundadır. Hatta yerel yönetim birimi olan il özel idaresinin yöneticisidir. Kaymakamın ise bu tür görevleri bulunmamaktadır. (3 p)
3) Görülebilir. Çünkü, her ne kadar burada ikisi de yönetmelik adıyla iki düzenleyici işlem bulunsa da ve aynı isimli düzenleyici işlem arasında normlar hiyerarşisi yönünden farklılık bulunmasa da, düzenleyici işlemleri tesis eden idari makamlar arasında idari teşkilatlanma içinde farklılık bulunuyorsa, idari yönden daha üst bir makamın yaptığı düzenleyici işlem öncelikle uygulanacaktır. Buna göre Denizcilik Müsteşarlığı tarafından çıkarılan sicil amirleri yönetmeliği hükmü, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan sicil amirleri yönetmeliği hükmüne aykırı olması nedeniyle hukuka aykırı görülebilecektir. (10 p)
4) Kaymakam, ilçede merkezi idarenin taşra örgütündeki tüm kamu görevlilerinin amiri konumundadır. Zira Anayasanın 123. maddesinde öngörülen idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca merkezi idarenin taşradaki memurlarının da merkezi idare adına denetlenmesi gerekmektedir. Bu durum ayrıca Anayasanın 123. ve 126. maddelerinde düzenlenen merkezden yönetim ilkesinin de bir gereğidir. Kaymakamın bu konumuna aykırı olacak işlem ve uygulamalar bu nedenle hukuka aykırı olacağından, olayda öngörülen düzenleme de her şeyden önce bu anayasal ilkelere aykırı olacaktır. (15 p) Ayrıca Anayasanın 123. maddesindeki idarenin kanuniliği ilkesi gereği, kaymakamın görevlerinde getirilen böyle bir kısıtlamanın yönetmelikle yapılması mümkün olmayıp, böyle bir düzenlemenin kanunla yapılması gerekirdi. (5 p)
İDARE HUKUKU 2/A YILSONU SINAVI
YANIT ANAHTARI (25.05.2007)
Doç. Dr. Ali ULUSOY
OLAY I
1) EPDK, bir bağımsız idari otorite olarak Devlet tüzel kişiliği dışında ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip olduğundan, yerinden yönetim kuruluşlarından biridir. (3 p) Yerinden yönetim kuruluşlarından ise hizmet yerinden yönetim kuruluşları içinde bağımsız idari otoriteler içinde yer alır (2 p) (NOT: bağımsız idari otoritelerin yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları dışında 3. bir yerinden yönetim kuruluşu oluşturduğunu söyleyenler de 2 puan alacaktır.). EPDK tarafından yürütülen idari faaliyet, regülasyon faaliyetidir. Düzenleme ve denetleme anlamına gelen bu faaliyet, kolluk ve kamu hizmeti gibi klasik idari faaliyetlerden farklıdır (5 p). (NOT: regülasyon faaliyetinin kamu hizmeti faaliyetinin yeni bir türü olduğunu veya EPDK\\\'nın faaliyetinin, ekonomik kamu düzenini koruması nedeniyle ekonomi kolluğu olduğunu söyleyenler de 5 puan alacaktır.)
2) Tüm yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanması zorunlu olmayıp, hangi yönetmeliklerin Resmi Gazetede yayımlanacağına dair bir kanun bulunmaktadır. Eğer Resmi Gazetede yayımlanması gereken bir yönetmelik, bu yayın yapılmadan uygulamaya sokulursa, asli bir şekil eksikliği sözkonusu olacağından, şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olacaktır. (10 p)
3) Danıştay\\\'ın adıgeçen ifadesinde, herhangi bir ayırım yapılmadan tüm zorunlu kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan veya hizmet ile ilgili şahıslardan verilen hizmetin karşılığı olarak bedel istenemeyeceği öngörülmektedir. Oysa bu konuda karar verilirken öncelikle yürütülen kamu hizmetinin idari kamu hizmeti mi yoksa iktisadi (endüstriyel ve ticari) kamu hizmeti mi olduğu ayırımının yapılması gerekirdi. Zira idari kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan fiyat niteliğinde bedel istenmesi mümkün olmayıp, ancak hizmetin finansmanına kısmi katkı (harç veya resim) istenmesi mümkün iken, iktisadi kamu hizmetlerinde hizmetten yararlananlardan fiyat niteliğinde bir bedel istenmesi mümkün hatta olağan kabul edilmektedir. EPDK\\\'nın yürüttüğü hizmet ise iktisadi kamu hizmeti olarak kabul edildiğinde, Danıştay\\\'ın belirtilen ifadesinde öncelikle kamu hizmetlerine ilişkin bu ayırımı yaparak, bu hizmetlere ilişkin bedel istenmesi sorununu buna göre tartışması gerekirdi (20 p).
4) Danıştay burada Anayasanın 123. maddesinde öngörülen idarenin kanuniliği (yasallığı) ilkesini dikkate almış olabilir. Buna göre idarenin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenmelidir. O halde idarenin yürüttüğü bir hizmete ilişkin olarak hizmetten yararlananlardan bir bedel isteyebilmesi için bunun yasal bir dayanağının bulunması gerekir. Her ne kadar bir önceki soruda belirtilen ifade eksik veya hatalı ise de, salt böyle bir yasal dayanak bulunmaması dahi anılan işlemi hukuka aykırı kılacağından, sonuç olarak Danıştay\\\'ın anılan hükmü hukuka aykırı bulması doğru bir karardır. (10 p)
OLAY II
1) İlgili KHK\\\'da Denizcilik Müsteşarlığına açıkça kamu tüzel kişiliği verilmemektedir. Ayrıca ilgili hükümlerde Müsteşarlığın Başbakanlığa bağlı olduğu, müşteşarlık faaliyetlerinin Başbakanın direktifleri ile yürütüleceği, müsteşarlık idarecilerinin Başbakanın emri altında olduğu ve atamalarının Başbakan tarafından yapılacağı dikkate alındığında, müsteşarlığın kamu tüzel kişiliği için kabul edilen genel kriterleri de taşımadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Devlet tüzelkişiliği dışında ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip olmadığı anlaşılan müsteşarlığın merkezi idare kuruluşları içinde yer aldığı söylenebilir. (6 p). Yürüttüğü faaliyet ise, ülkenin denizcilikle ilgili ihtiyaçlarının giderilmesine ilişkin olduğundan, kamu hizmeti faaliyetidir. (4 p)
2) Her ikisi de merkezi idarenin taşra örgütünün üst yöneticisi olmalarına karşın, valilerin il idaresinin, kaymakamların ise ilçe idaresinin en üst yöneticileri olmaları nedeniyle, Anayasanın 126. maddesine göre yetki genişliğinden sadece valiler yararlanmakta olup, kaymakamlar yararlanamamaktadır. (3 p) Kaymakamlık klasik bir devlet memurluğu olmasına karşın, valilik istisnai bir devlet memuriyetidir. Bu nedenle kaymakam bütünüyle tarafsız olmak zorunda olup, herhangi bir siyasi program ve faaliyet içinde bulunamaz. Buna karşın vali hem devleti ve hem de hükümeti temsil ettiğinden, dolaylı da olsa siyasi faaliyetlere de katılabilir. (4 p) Vali aynı zamanda ildeki yerel yönetimler üzerinde merkezi idare adına vesayet denetim makamı konumundadır. Hatta yerel yönetim birimi olan il özel idaresinin yöneticisidir. Kaymakamın ise bu tür görevleri bulunmamaktadır. (3 p)
3) Görülebilir. Çünkü, her ne kadar burada ikisi de yönetmelik adıyla iki düzenleyici işlem bulunsa da ve aynı isimli düzenleyici işlem arasında normlar hiyerarşisi yönünden farklılık bulunmasa da, düzenleyici işlemleri tesis eden idari makamlar arasında idari teşkilatlanma içinde farklılık bulunuyorsa, idari yönden daha üst bir makamın yaptığı düzenleyici işlem öncelikle uygulanacaktır. Buna göre Denizcilik Müsteşarlığı tarafından çıkarılan sicil amirleri yönetmeliği hükmü, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan sicil amirleri yönetmeliği hükmüne aykırı olması nedeniyle hukuka aykırı görülebilecektir. (10 p)
4) Kaymakam, ilçede merkezi idarenin taşra örgütündeki tüm kamu görevlilerinin amiri konumundadır. Zira Anayasanın 123. maddesinde öngörülen idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca merkezi idarenin taşradaki memurlarının da merkezi idare adına denetlenmesi gerekmektedir. Bu durum ayrıca Anayasanın 123. ve 126. maddelerinde düzenlenen merkezden yönetim ilkesinin de bir gereğidir. Kaymakamın bu konumuna aykırı olacak işlem ve uygulamalar bu nedenle hukuka aykırı olacağından, olayda öngörülen düzenleme de her şeyden önce bu anayasal ilkelere aykırı olacaktır. (15 p) Ayrıca Anayasanın 123. maddesindeki idarenin kanuniliği ilkesi gereği, kaymakamın görevlerinde getirilen böyle bir kısıtlamanın yönetmelikle yapılması mümkün olmayıp, böyle bir düzenlemenin kanunla yapılması gerekirdi. (5 p)