2.2.2.2. Meşru amaç
Müdahalenin amacını veya amaçlarını belirlemek, iddiayı cevaplayan devletin sorumluluğundadır.[114]
AİHM, cezaevlerinde bulunan kişilerin yakınları veya avukatları ile haberleşmesi nedeniyle yapılan başvurular üzerine birçok karar vermiş bulunmaktadır.[115] Tutuklu ve hükümlülerin yazışmalarında yapılan denetimin ölçüsü, amaca uygunluk ve olayın özelliğine göre değişmektedir. Bununla birlikte, tutuklu ve hükümlülerin avukatıyla yazışmasına özel bir önem verilmekte ve bu konudaki en küçük bir engelleme bile AİHS’ye aykırı kabul edilmektedir.[116]
Bu konuyla ilgili olarak AİHM, öncelikle avukatlarla yapılan yazışmaların 8’inci madde kapsamında gizli olduğunu ve örneğin cezaevi uzakta olduğu için bir avukatın müvekkilini şahsen ziyaret etmesinin daha zor olabileceği cezaevi ortamında özellikle önemli olduğunu tekrar belirtmiş; avukatla gizli haberleşmenin, söz konusu haberleşme yöntemlerinin otomatik kontrole tâbi olduğu durumlarda amacına ulaşamayacağına dikkat çekmiş ve AİHS kapsamında bir tutuklu ve avukatı arasındaki yazışmalara sağlanan özel korumanın, bir avukatın bir tutukluya yazdığı mektubun ancak, “mektubun içinde, normal denetim yöntemleriyle ortaya çıkmayacak yasa dışı bir şey olduğu konusunda makul bir şüphe olması durumunda” yetkililer tarafından açılabileceğini vurgulamıştır.[117] Bu durumda bile mektup açılmamalı ve okunmamalıdır. Ayrıca mektubun tutuklunun önünde açılması gibi, mektubun okunmasını önleyecek yeterli düzeyde teminat olmalıdır.[118]
AİHM’ye göre, neyin “makul gerekçe” olduğu mevcut şartlara göre değişebilmekle birlikte “nesnel bir gözlemcinin, özel haberleşme kanallarının istismar edildiğini düşünmesine neden olacak verilerin veya bilgilerin mevcudiyeti varsayılır.”[119]
Bir tutuklunun özel yazışmalarına yapılan müdahalenin haklı olup olmadığı, ağırlıklı olarak yazışmanın içeriğine bağlıdır. Bu bağlamda, 8’inci maddenin ikinci fıkrası kapsamında düzenin bozulmasını ve suç işlenmesini önlemek amacı “özgür bir bireye kıyasla tutuklu bir kişiye karşı ... daha kapsamlı müdahale önlemleri alınmasını açıklayabileceği”[120] için, tutukluların yazışmaları konusunda belirli bir düzeyde kontrol uygulanmasının AİHS’ye uygun olmadığı söylenemeyecektir.[121]
2.2.2.3. Demokratik toplum bakımından gereklilik
Sekizinci maddeyle ilgili olarak yapılan testtinin ikinci aşamasının son noktası ise, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının belirlenmesidir.
Müdahalenin “gerekli” olması şartı olduğundan, devletin müdahale etmek için “bazı” nedenlerinin olması yeterli görülmemektedir. “Gerekli” olmanın ne anlama geldiği, AHİM’ce, Handyside-Birleşik Krallık davasında “Bu ‘vazgeçilmez’ ile eşanlamlı değildir ... ‘kabul edilebilir’, ‘normal’, ‘yararlı’, ‘makul’ veya ‘arzu edilen’ ifadeleri kadar esnekliği de yoktur.” [122] şeklinde açıklanmıştır.
AİHM, Olsson-İsveç davasında bu konuyu daha da detaylı olarak ele almış ve “... gereklilik kavramı, müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca yanıt verdiğini ve özellikle ulaşılmaya çalışılan meşru amaçla orantısal olduğunu ima etmektedir .”[123] şeklinde karar vermiştir.
AİHM, Dudgeon-Birleşik Krallık[124] davasında, demokratik bir toplumun iki ana özelliği olarak “hoşgörü” ve “açık fikirlilik”ten bahsetmiş ve bu madde bağlamında, demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğünün öneminin ve AİHS haklarına keyfi müdahalelerin önlenmesi ihtiyacının da altını çizmiştir. Ayrıca AİHM’ye göre AİHS, demokratik bir toplum ideallerini ve değerlerini korumak ve devam ettirmek amacıyla hazırlanmıştır.[125] Ancak genel olarak demokratik bir toplumda 8’inci madde için gerekli olanın ne olduğu, orantısallık prensibinin uygulanmasıyla, bireysel haklar ve kamu yararı arasında oluşturulan dengeye göre belirlenmektedir.[126]
AİHM, ulusal mahkeme kararlarının 8’inci madde ile uyumlu olup olmadığını değerlendirirken, birey hakları ile devletin çıkarlarının dengelenmesi anlamına gelen orantısallık testtini uygulamakta olup, burada üstlendiği rol, davaya bir bütün olarak bakarak, yetkililerin davaya neden olan önlemleri almak için “ilgili ve yeterli nedenlere” sahip olmadığını ele almaktır.[127]
Genel olarak orantısallık prensibi, insan haklarının mutlak olmadığını ve birey haklarının kullanılmasının her zaman genel kamu yararı ile dengelenmesi gerektiğini belirler. AİHM’nin de sık sık hatırlattığı gibi; “Sözleşmenin bütününün doğasında, kamu yararının oluşturduğu talepler ile bireyin temel haklarının korunmasının gerekleri arasında adil bir denge oluşturma çabası vardır.”[128]
Sonuç
İnsan hakları ihlâllerinin yaşanmaması ve var olan ihlâllerin mümkünse son bulması ya da en azından asgarî düzeye indirilmesi bakımından konuyla ilgili yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve bu alanda gerekli değişikliklerin yapılması zorunlu ve gerekli olup, ülkemiz son zamanlarda bu konuda önemli bir mesafe almış durumdadır. Bu çerçevede başta Anayasa olmak üzere, ceza hukukumuzu oluşturan temel kanunlar baştan aşağı değiştirilmiştir. Ancak, bunların insan hayatında ve toplumda tam olarak yansımasını bulması için, sürekli olarak vurgulandığı üzere, uygulamanın önemi büyüktür.
İnsan haklarına saygı gösterilmesi ve AB’ye uyum sürecinde, AİHS’nin hükümleri ile AİHM’nin içtihatları önemli bir yol gösterici ve ölçü olmaktadır.
Avrupa ülkelerine bakıldığında, insan hakları alanında yaşanan gelişmelerin çoğu zaman herhangi bir yasal düzenleme beklenmeksizin özellikle yargı kararlarıyla sağlandığı ve hâkimlerin isimleriyle anılan yeni ölçütlerin getirildiği görülmektedir. Tarafı olduğumuz AİHS’nin hükümlerinin ve yargı yetkisini kabul ettiğimiz AİHM’nin içtihatlarının, ülkemizde de tam olarak yansımasını görmek bakımından yargıya önemli görevler düşmektedir. Bu itibarla, genel olarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren temel ceza kanunlarının taşıdığı felsefe ve kanun koyucunun söz konusu kanunları kabul etmesinde sahip olduğu amaçların uygulamaya ve insanların hayatına tam bir şekilde yansıması gerekmektedir. Bunda da yukarıda ifade edildiği üzere asıl görev yargıya düşmektedir.
İnsan haklarına uyumun azamî düzeyde gerçekleşmesiyle, insanların ve bu arada toplumun ve devletin gelişmişlik düzeyi artacak, bunun sonucunda yargı da hak ettiği konuma ulaşmış olacaktır.
K A Y N A K Ç A
Akad, Mehmet, Dinçkol, Abdullah, “Gerekçeli – İçtihatlı 1982 Anayasası Madde Gerekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları”, Alkım Yayınları, İstanbul 1998.
Akıllıoğlu, Tekin, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtüzüğü Başvuru Bilgileri”, Ankara 2002.
Akipek, Jale G., Akıntürk, Turgut, “Türk Medenî Hukuku, Yeni Medenî Kanuna Uyarlanmış Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku”, Beta Yayınları, İstanbul 2004, Yenilenmiş Beşinci Bası, Birinci Cilt.
Armağan, Servet, “Temel Haklar ve Ödevler”, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1980.
Beşe, Ertan, “Terörizm, Avrupa Birliği ve İnsan Hakları”, Ankara 2002.
Döner Ayhan, “İnsan Haklarının Uluslararası Alanda Korunması ve Avrupa Sistemi”, Ankara 2003.
Eryılmaz, M. Bedri, “Türk ve İngiliz Hukukunda ve Uygulamasında Durdurma ve Arama”, Seçkin Yayınları, Ankara 2003.
Göçer, Mahmut, “Uluslararası Hukuk ve İnsan Haklarının Uluslararası Korunması Uluslararası Hukukun İnsan Hakları Alanına Uygulanmasından Kaynaklanan Kimi Sorunlar Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Ankara 2002.
Kilkelly Ursula, “Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi Hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Sekizinci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz”, İnsan Hakları El Kitapları, No. 1, Starzbourg 2001.
Özbudun, Ergun, “Anayasa Hukuku Bakımından Özel Haberleşmenin Gizliliği”, Ankara Hukuk Fakültesi, Ellinci Yıl Armağanı, 1925 – 1975, Ankara 1977, C. I.
Özel, Sibel, “Uluslararası Alanda Medya ve İnternette Kişilik Hakkının Korunması”, Ankara 2004.
Şen, Ersan, “Devlet ve Kitle İletişim Araçları Karşısında Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması”, İstanbul 1996.
Tezcan, Durmuş, Erdem, M. Ruhan, Sancakdar, Oğuz, “Avrupa İnsan Hakları Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu”, Ankara 2002.
Ünal, Şeref, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İnsan Haklarının Uluslararası İlkeleri”, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 89, Ankara 2001.
http://www.anayasa.gov.trhttp://www.tbmm.gov.tr--------------------------------------------------------------------------------
[1] Tezcan, Erdem, Sancakdar, s. 29.
[2] Ünal, s. 7.
[3] Şen, s. 9.
[4] Göçer, s. 25-32.
[5] Eryılmaz, s. 65.
[6] Armağan, s. 19.
[7] Şen, s. 84.
[8] Akad, Dinçkol, s. 104.
[9]31.03.1987,E.1986/24,K.1987/8.
http://www.Anayasa.gov.tr/KARARLAR/I...AZ/K1987/K1987 -08.htm. (Erişim tarihi: 06.01.2005).
[10] Akipek, Akıntürk, s. 410.
[11]Akipek, Akıntürk, s. 411.
[12] Özbudun, s. 265.
[13] Anayasanın söz konusu maddelerinde yapılan değişiklikler ve getirilen yenilikler aşağıda dn. 23 ve devamında açıklanacaktır.
[14] 11.11.1983 tarihli ve 2954 sayılı Kanun.
[15] 13.04.1994 tarihli ve 3984 sayılı Kanun.
[16] 09.10.2003 tarihli ve 4982 sayılı Kanun.
[17] 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Kanun.
[18] 23.03.2005 tarihli ve 5320 sayılı Kanun. R.G., 31.03.2005 - 25772 (Mükerrer). Bu Kanunda yürürlük tarihi “1 Nisan 2005” olarak öngörülmüşse de, 31.03.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunun geçici 1’inci maddesiyle söz konusu tarih “1 Haziran 2005” şeklinde değiştirilmiş ve belirtilen tarihte yürürlükten kaldırılmıştır.
[19] 30.07.1999 tarihli ve 4422 sayılı Kanun.
[20] R.G., 27.04.2004 - 25445.
[21] R.G., 01.06.2005 - 25832.
[22] R.G., 01.08.1998 - 23420.
[23] R.G., 17.11.2001 - 24556.
[24]http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem21/yil01/ss737m.htm (Erişim tarihi: 5 Ocak 2005).
[25] 03.08.2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun, R.G., 09.08.2002 - 24841.
[26] 04.07.1934 tarihli ve 2559 sayılı Kanun.
[27] R.G., 24.05.2003 - 25117.
[28] Yukarıda da işaret edildiği üzere yeni CMK’nın yürürlüğe girmesiyle eski AÖAY yürürlükten kaldırılmış, yerine yenisi yürürlüğe konulmuştur.
[29] 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun. Yeni TCK, 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı R.G., ’de yayımlanmış olup, yürürlük maddesi uyarınca “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184’üncü maddesi yayımı tarihinde yürürlüğe girmişse de “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181’inci maddesinin birinci fıkrası ile “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182’nci maddesinin birinci fıkrası yayımı tarihinden iki yıl sonra, diğer hükümleri ise 31.03.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla (R.G., 31.03.2005 - 25772 Mükerrer) yapılan değişiklik uyarınca “1 Haziran 2005” tarihinde yürürlüğe girmiştir.
[30] Bu maddenin 765 sayılı TCK’daki karşılığı olan 195’inci madde;
“Bir kimse kendisine gönderilmiş olmayan bir mektup veya telgrafı veya kapalı bir zarfı kasten açar veya başka bir şahsın, posta ve telgrafla vaki açık muhabere varakası münderecatını anlamak için usul ve nizam hilafında eline geçirecek olursa kendisinden otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır.
Eğer fail bu evrak muhteviyatını ifşa ve telgraf ve telsiz muhaberat ve telefon mükâlematı mahremiyetini ihlâl ederek bir zarar husulüne sebep olursa bir aydan üç seneye kadar hapsolunur.” ve 197’nci madde;
“Bir kimse kendisine gönderilmiş olan bir mektup veya telgrafı gönderenin rızası hilâfında neşir ve işaa eder ve bu yüzden bir zarara sebep olursa otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkûm olur.”
şeklindedir.
[31] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[32] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[33] Bu maddelerin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[34] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[35] Bu hükmün 765 sayılı TCK’daki karşılığını oluşturan 183’üncü maddesi hükmü, “Kanunda yazılı hallerin haricinde bir kimsenin üzerini aramak için emir veren yahut bizzat arayan memur altı aya kadar hapis olunur.” şeklindedir.
[36] 09.06.2004 tarihli ve 5187 sayılı Kanun (R.G., 26.06.2004 - 25504).
[37] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[38] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[39] Bu maddenin 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[40] Bu maddelerin CMUK’da karşılığı bulunmamaktadır.
[41]http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss903m.htm Erişim tarihi: 27 Haziran 2005.
[42] 25.05.2005 tarihli ve 5353 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” (R.G., 01.06.2005 - 25832).
[43] Yeni CMK md. 134.
[44] Yeni CMK md. 128.
[45] 140’ıncı maddede 5353 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, teknik araçlarla izleme konusunda da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından, sınırlı süre kaldırılmıştır.
[46] 03.07.2005 tarihli ve 5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun R.G., 23.07.2005 - 25884.
[47] Bu husus, 5397 sayılı Kanunun Genel Gerekçesinde ayrıntılı bir şekilde izah edilmiştir. Söz konusu kanunun genel gerekçesi için bk.
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/done...l01/ss962m.htm. (Erişim tarihi: 19 Ağustos 2005).
[48] 10.03.1983 tarihli ve 2803 sayılı Kanun (R.G., 12.03.1983 - 17985).
[49] 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Kanun (R.G., 03.11.1983 - 18210).
[50] Bu işleme yapacak birim konusu, 5397 sayılı Kanunun çerçeve 1’inci maddesiyle PVSK’nın ek 7’nci maddesine ilave edilen fıkralarda şu şekilde hükme bağlanmıştır:
“Bu maddede belirtilen işlemler ile 5271 sayılı Kanunun 135’inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler, Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde, Kurum başkanına doğrudan bağlı “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı” adıyla kurulan tek bir merkezden yürütülür. Oluşturulan bu Başkanlık bir başkan ile teknik, hukuk ve idari olmak üzere üç uzmandan oluşur. Bu Başkanlıkta Millî İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığının ilgili birimlerinden birer temsilci bulundurulur. Verilen görevleri yerine getirmek üzere yeteri kadar da personel istihdam edilir. Telekomünikasyon İletişim Başkanı, Telekomünikasyon Kurumu Başkanının teklifi üzerine Başbakan tarafından atanır. Telekomünikasyon İletişim Başkanı, Kurul üyelerinin sahip olduğu özlük haklarına sahiptir. Ulaştırma Bakanlığı bu merkezle ilgili alt yapıyı hazırlamakla yükümlüdür. Bu merkezin kuruluş giderleri Telekomünikasyon Kurumu gelirlerinden karşılanır. Bu merkezin kuruluşu ile ilgili her türlü mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, ceza ve ihalelerden yasaklama işleri hariç 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümlerinden muaftır.”
[51] Bu Sözleşmenin onay belgesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine 18 Mayıs 1954 tarihinde depo edilerek Türkiye Sözleşmeye taraf olmuştur. Döner, s. 81, Türkiye 28 Ocak 1987 tarihinden geçerli olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuruyu kabul etmiş, daha sonra da, 22 Ocak 1990 tarihinden geçerli olmak üzere AİHM’nin yargı yetkisini tanımıştır. Tezcan, Erdem, Sancakdar, s. 35.
[52] Şen, s. 72, konuyla ilgili olarak uluslararası sözleşmelerinin onaylanması hâlinde Türk hukuku bakımından durumunun ne olduğu hakkındaki tartışmalar için bkz. Döner, s. 91 vd.
[53] 05.07.2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun (R.G., 22.05.2004-25469).
[54] Ünal, s. 212.
[55] Tezcan, Erdem, Sancakdar, s. 281.
[56] Kilkelly, s. 9.
[57] Gözübüyük, Gölcüklü, s. 330, 331.
[58] Gözübüyük, Gölcüklü, s. 331.
[59] Costello Roberts- Birleşik Krallık davası, 25 Mart 1993 tarihli karar.
[60] Kilkelly, s. 10.
[61] Özel, s. 31.
[62] Niemietz-Almanya davası, 16 Aralık 1992 tarihli karar.
[63] Dudgeon-Birleşik Krallık davası, 22 Ekim 1981 tarihli karar.
[64] Kilkelly, s. 14.
[65] Kilkelly, s. 55.
[66] Gölcüklü, Gözübüyük, s. 340.
[67] Tezcan, Erdem, Sancakdar, s. 291.
[68] Gillow-Birleşik Krallık davası, 24 Kasım 1986 tarihli karar.
[69] Powell & Rayner-Birleşik Krallık davası, 21 Şubat 1990 tarihli karar.
[70] Kilkelly, s. 19.
[71] Gölcüklü, Gözübüyük, s. 341.
[72] Klass-Almanya davası, 6 Eylül 1978 tarihli karar.
[73] Campbell Christie-Birleşik Krallık davası, 27 Haziran 1994 tarihli karar.
[74] Kilkelly, s. 19.
[75] A-Fransa davası, 23 Kasım 1993 tarihli karar.
[76] Halford-Birleşik Krallık davası, 25 Haziran 1997 tarihli karar.
[77] Gölcüklü, Gözübüyük, s. 331, Kilkelly, s. 8.
[78] Kilkelly, s. 9.
[79] Kroon-Hollanda davası, 27 Ekim 1994 tarihli karar, Tezcan, Erdem, Sancakdar, s. 281.
[80] X - Y-Hollanda davası, 26 Mart 1985 tarihli karar.
[81] Kilkelly, s. 20.
[82] Ünal, s. 212.
[83] Kilkelly, s. 8.
[84] Kilkelly, s. 9.
[85] Kilkelly, s. 8.
[86] Campbell-Birleşik Krallık davası, 25 Mart 1992 tarihli karar.
[87] Dudgeon-Birleşik Krallık davası, 22 Ekim 1981 tarihli karar; AİHM, Klass-Almanya davasında, bireyin alınan önlemlerin kendisine karşı kullanıldığını iddia etmek zorunda kalmadan, sırf gizli önlemler veya gizli önlemlere izin veren kanunlar olması nedeniyle, ihlale maruz kaldığını iddia edebileceğine karar vermiştir. Ancak Mahkeme, bu durumun sadece belirli şartlar altında gerçekleşebileceğini açıkça ifade etmiştir. İlgili şartlar, çiğnendiği iddia edilen AİHS’den kaynaklanan hakka, itiraz edilen önlemlerin gizlilik özelliğine ve davacı ile söz konusu önlemler arasındaki bağa göre belirlenecektir. Kilkelly, s. 23.
[88] Kilkelly, s. 6.
[89] Handyside-Birleşik Krallık davası, 7 Aralık 1976 tarihli karar.
[90] Kilkelly, s. 7, Göçer, s. 114, 115, AİHM, millî güvenlik ve suçla mücadele amacıyla yapılan müdahalelerde, açık ve yeterli yasal dayanak olması ve güvenlik önlemlerinin de alınmış olması kaydıyla, gizli izleme, dinleme, bilgi ve belge toplama ve benzeri konularda millî makamlara geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ünal, s. 223.
[91] Akdivar ve Ors-Türkiye davası, 16 Eylül 1996 tarihli karar.
[92] Kilkelly, s. 55, bunun yanında Menteş ve ötekiler - Türkiye, Selçuk ve Asker - Türkiye, Gündem ve Bilgin - Türkiye davalarında da AİHM, evlerin, eşyaların ve malların tahrip edilmesini mülkiyet hakkının çiğnenmesinin yanında aynı zamanda konut dokunulmazlığının ihlâli olarak kabul etmiştir. Akıllıoğlu, s. 29.
[93] Velosa Barreta - Portekiz davası, 21 Kasım 1995 tarihli karar, Gölcüklü, Gözübüyük, s. 341.
[94] Camenzind-İsviçre davası, 16 Aralık 1997 tarihli karar.
[95] Kilkelly, s. 58.
[96] Chappell-Birleşik Krallık davası, 30 Mart 1989 tarihli karar.
[97] Funke-Fransa davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar.
[98] Niemietz-Almanya davası, 16 Aralık 1992 tarihli karar.
[99] Kilkelly, s. 60.
[100] Murray-Birleşik Krallık davası, 28 Ekim 1994 tarihli karar;
“AİHM, terörizmin, demokrasi için bir tehdit oluşturduğunu, Sözleşme’nin 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasının da, millî güvenlik, kamu düzeni ve suçların önlenmesi amacıyla bu maddede öngörülen hakların sınırlandırılmasına imkân tanıdığını açıklamıştır. Mahkemeye göre; günümüzde demokratik toplumlar, çok karmaşık biçimlerde casusluk ve terörizmle tehdit edilmektedir. Devletin bu tehditlere karşı etkili bir biçimde mücadele edebilmesi için, yıkıcı faaliyet içinde yer alanları gizlice gözetlemek yetkisine sahip olması zorunludur.
Bununla birlikte; devlet, casusluk ve terörizmle mücadele gerekçesiyle uygun bulacağı her tedbiri alıp uygulayamaz. Ancak bu uygulamalara, demokratik bir toplumda gerektiği ölçüde başvurulmasına titizlikle dikkat edilmelidir. Hangi gözlem biçimi seçilmiş olursa olsun, mutlaka kötü kullanıma karşı güvenceler belirlenmiş olmalıdır. Dolayısıyla Sözleşmenin 8’inci maddesinin 2’nci fıkrasıyla getirilen sınırlamanın ‘dar’ yorumlanması gerekir. Vatandaşları gizlice gözleyebilme yetkisi, polis devletine has bir özellik olup, Sözleşmeye göre ancak ‘demokratik kurumların korunması amacıyla’ hoş görülebilir.” Beşe, s. 184.
[101] Miailhe-Fransa davası, 25 Temmuz 1993 tarihli karar. Benzer davalar için aynı Fransız içtihat hukuku konularını ele alan Funke-Fransa davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar ve Cremieux-Fransa davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar.
[102] Malone-Birleşik Krallık davası, 2 Ağustos 1984 tarihli karar, Şen, s. 67.
[103] Gölcüklü, Gözübüyük, s. 331, Kilkelly, s. 24, Şen, s. 64.
[104] Ünal, s. 220.
[105] Kilkelly, s. 24.
[106] Malone-Birleşik Krallık davası, 2 Ağustos 1984 tarihli karar.
[107] Khan-Birleşik Krallık davası, 12 Mayıs 2000 tarihli karar.
[108] Andersson-İsveç davası, 25 Şubat 1992 tarihli karar.
[109] Olsson-İsveç davası, 24 Mart 1988 tarihli karar, “Haberleşmenin polis soruşturması amacıyla izlendiği özel durumlarda, ilgili yasanın kişinin davranışına sınır getirmeyi amaçladığı alanlarla bütünüyle aynı olamaz. Özellikle, tahmin edilebilirlik şartı, bir bireyin yetkililerin haberleşmesine ne zaman müdahale edeceğini tahmin edip ona göre davranışını ayarlayabilmesi anlamına gelemez”; Malone-Birleşik Krallık davası, “kanunlar, özel hayata ve haberleşmeye saygı gösterilmesi hakkına yapılan bu gizli ve potansiyel olarak tehlikeli müdahaleye, kamu yetkililerinin hangi durumlarda ve ne şartlarda başvurabilme yetkisine sahip olduklarının yeterli derecede belli olmasını sağlayacak kadar açıkça ifade edilmelidir.”; Leander-İsveç davası, 26 Mart 1987 tarihli karar, “telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir ‘kanuna’ dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir.”; Huvig-Fransa davası, 24 Nisan 1990 tarihli karar, “kamu yetkililerine verilen takdir yetkisinin kullanılma biçimini ve kapsamını makul bir açıklık düzeyinde belirtmemektedir. Bu durum söz konusu dönemde daha da geçerliydi; böylece Bay Kruslin, demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü kapsamında vatandaşların hak ettiği asgari koruma düzeyine sahip olmamıştır.”
[110] 25 Mart 1983 tarihli karar.
[111] 12 Temmuz 2000 tarihli karar.
[112] Kilkelly, s. 28.
[113] Kilkelly, s. 43-44
[114] Kilkelly, s. 29.
[115] Gölcüklü, Gözübüyük, s. 342.
[116] Ünal, s. 226.
[117] Campbell-Birleşik Krallık davası, 25 Mart 1992 tarihli karar.
[118] Kilkelly, s. 42.
[119] Campbell-Birleşik Krallık davası, 25 Mart 1992 tarihli karar.
[120] Golder-Birleşik Krallık davası, 17 Haziran 1971 tarihli karar.
[121] Örneğin Silver-Birleşik Krallık davası, şiddet tehditleri veya suç niteliği taşıyan bazı faaliyetler üzerine tartışmalar içeren mektuplara yapılan müdahalelerin, 8’inci madde 2’nci fıkraya göre demokratik bir toplumda nasıl gerekli bulunabileceğini göstermektedir. Diğer yandan “yetkililere itaatsizlik etmeyi amaçlayan” veya “özellikle cezaevi yetkililerine saygısızlık etmek amacını güden materyal içeren” özel mektupların durdurulması 8’inci maddeye uygun değildir. Mahkemeye göre, bu amaçları veya söz konusu hükümde belirtilen diğer amaçları gütmeyen önlemler kabul edilemez ve bu nedenle sırf kişisel veya özel olan yazışmalara yapılan müdahale Sözleşmeye uygun değildir. Silver-Birleşik Krallık davası, 25 Mart 1983 tarihli karar, Kilkelly, s. 43. AİHM, Klass-Almanya davasında, düzenin bozulmasını ve suç işlenmesini önlemek ve ulusal güvenliği korumak amacıyla mektupların açılmasına ve telefonların dinlenmesine yetki verilmesinde, prensipte gözetim üzerinde yargı denetiminin olmasının arzu edilir olduğuna dikkat çekmiştir. Ancak denetim amaçlı kontrol yetkisi mahkemelere değil de bir Parlamenter Kurul’a ve Kurul tarafından atanan G10 Komisyonu adı verilen bir organa verilmiş olmasına rağmen, Mahkeme Alman sistemini onaylamıştır. Bu kararın nedeni, her iki organın da gözetimi yapan yetkililerden bağımsız olması ve etkin ve sürekli kontrol edebilmeye yeterli güce sahip olduğu konusunda kanaat getirilmesidir. Klass-Almanya davası, 6 Eylül 1978 tarihli karar.
[122] Handyside-Birleşik Krallık davası, 7 Aralık 1976 tarihli karar.
[123] Olsson-İsveç davası, 24 Mart 1988 tarihli karar.
[124] Dudgeon-Birleşik Krallık davası, 22 Ekim 1981 tarihli karar.
[125] Soering-Birleşik Krallık davası, 7 Temmuz 1989 tarihli karar.
[126] Kilkelly, s. 29, 30.
[127] Olsson-İsveç davası, 24 Mart 1988 tarihli karar.
[128] Soering-Birleşik Krallık davası, 7 Temmuz 1989 tarihli karar.