2. Kavramların Birleşimi ve Görüş
Demokrasi ve Anayasa kavramları çok kısa ve yüzeysel bir biçimde incelendikten sonra, günümüzün çağdaş ülkelerinde mevcudiyetlerinin zorunlu olduğu kabul görecektir. Demokrasi, yönetim biçimi olarak diğer yönetim biçimleri arasından sıyrılmış topluma kendi kaderini tayin etme yetkisi tanımış, Anayasa ise toplumun ne şekilde bir araya geldiğini, bu birliğin esaslarının, temellerinin neler olduğunun belirlenmesini sağlamıştır. İşte buradaki toplumun bir araya geliş ve kendilerini idare ediş şekli ve bu şeklin nitelikleri hiç şüphesiz Anayasada belirlenecektir. Buradan demokrasinin, ancak anayasada yazılı olabilecek bir nitelik olduğu kolayca anlaşılabilmektedir. Devletin yönetim şekli nitelik bakımından demokratik olabilir fakat anayasanın demokratik olması, demokratik anayasa mantıksal ve hukuksal olarak bir araya getirilişi ve kullanılışı hatalı kavramlar olacaktır. Anayasa hukuku açısından da anayasaların çeşitlere ayrımına bakıldığında bu dallandırmalar arasında demokratik anayasa şeklinde bir tür yer almamaktadır. Bu söyleme telafuz bakımından en yakın kavram anayasal demokrasi kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu kavram olacaktırki, demokratik anayasa tabiri ile anlatılmak istenen daha az yasaklar ve daha çok özgürlüklerin yer aldığı anayasa ile denk olmayacaktır. Çünkü anayasal demokrasi ile anlatılmak istenen, demokrasi niteliğinin ve bunun sınırları ile kapsamının ve içeriğinin, temel, çerçeve ve esas yasa olan anayasada belirtilerek güvence altına alınması ve üst bir norm olarak yer edinmesinin sağlanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti, anayasasının içerdiği 2nci madde hükümlerine göre nitelik bakımından demokratik bir cumhuriyettir. Bu bağlamda yürürlükteki anayasayı tümüyle tedavülden kaldırıp kendi istek ve iradelerine göre bir anayasanın oluşturulmasına çabalayanların bunu daha demokratik bir anayasa için gerçekleştirecekleri yönündeki söylemleri de yanlış ve hatalı olacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti zaten demokratiktir. Halkın yönetime katıldığı, geniş haklar ve çoğulcu bir yaklaşımla kendi idarecilerini kendisinin seçtiği bu nedenle de halk için onurlu ve tercih edilen bir idare niteliği olan demokrasi, bu halk yanlısı özelliklerinin varlığı sebebiyle, anayasa karşıtı görüşlerce kendilerine yöneltilecek eleştirilere karşı, gerçek anlamı yıpratılan kalkan pozisyonuna düşürülmüştür. Yeni yapılacak olması planlanan anayasa açısından da bir başka noksanlık ise meşruiyet sorunudur. İki anayasanın aynı anda meşru olabilmelerinin mümkün olmaması nedeniyle yeni yapılan anayasanın meşruiyet kazanabilmesi açısından yürürlükteki anayasanın meşruiyetini kaybetmiş olması gerekir. Gerçekten de toplumun tümünün var olan anayasanın değişmesini istemesi halinde, değişmiş anayasanın meşru olacağında şüphe yoktur.[9] Ancak burada mevcut anayasanın sahip olduğu meşruiyet derecesi ilk etapta saptanmalı daha sonra yine toplumca meşru görülecek anayasanın oluşturulması gerekmektedir. Yürürlükteki T.C. Anayasası aksine görüşlerin olmasına rağmen meşru bir anayasadır, %91.37 kabul görmüştür. Bunu bir Anayasa Önerisi dahi hazırlamış olan Türkiye Barolar Birliği de böyle kabul etmektedir.[10] Ayrıca oylamaya katılanların %91,37sinin de asker olamayacağını göz önünde bulundurursak 1982 T.C. Anayasası, yine bir araya getirilişi kavramsal hatalar içeren ancak popülist söylemle sivil bir anayasadır. Askerler tarafından yapılmış olması, ki hazırlanışında sivil uzmanlar yer almıştır, anayasayı zıt söylemle askeri veya hâki yeşil renkte bir anayasa yapmaz. Önemli olan sivil halkça kabul görüp görmediğidir.
Her kim tarafından ve ne yöntemlerle oluşturulursa oluşturulsun, meşru olmayan bir anayasanın kalbi atmıyor demektir. İster üyeleri halk tarafından belirlenecek bir Anayasayı oluşturacak kurulun, ister her kim ve ne yöntemlerle oluşturulacağından çok oylama sonucu yüksek kabul görecek bir anayasa oluşturacak bir heyetin varlığı ile olsun, değiştirilen anayasanın meşruluğu toplum düzeni, hukuksal düzen ve diğer tüm yasaların meşruluğu bakımından hayati önem arz etmektedir. Aksi takdirde toplumun üzerinde ortak olarak anlaştığı bir sözleşme ortadan kalkacaktır. Meşru ve yürürlükte olan anayasanın yeterince özgürlük içermediğinden yakınanlar taleplerinin anayasadan çok, onu %91.37 oy çokluğu ile kabul eden topluma uymadığını anlamak zorundadırlar. Son ve ek olarak, insan hakları-demokrasi-özgürlük sihirli sözcüklerini kendilerine dayanak görenlerin, anayasada kurucu ideolojiye yer verilmemesi ve renksiz anayasa talepleri siyasi bilimlere ve anayasa hukukuna gülünç bir biçimde ters düşmektedir. Anayasalar ülkelerin klavuzlarıdır. Bütün anayasalar yapıldıkları ülkelerin tarihsel birikimlerini ve toplumun karakter özelliklerini içerisinde barındırır. Bu anayasaların kimi zaman başlangıç metinlerinde kimi zaman da içerdiği madde ve hükümlerde görülebilir. Bu görüşlerinde batılı devletleri örnek aldıklarını söyleyenler, AİHM kararlarında da anayasaların ve yasaların ülkelerin ve toplumların karakteristiğine uygun olması gerektiğine ilişkin hükümleri görebilirler.
KAYNAKLAR
1. ERDOĞAN TEZİÇ, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 11. Bası, İstanbul, Ekim 2006, s. 136.
2. ERDOĞAN TEZİÇ, Anayasa Hukuku, Beta Basım A.ş., 11. Bası, İstanbul, Ekim 2006, s. 145.
3. JEAN-JACQUES ROUSSEAU, Toplum Anlaşması, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1997, s. 42.
4. GIANFRANCO POGGI, Modern Devletin Gelişimi, Bilgi Yayınları, 2. Bası, İstanbul, Ekim 2002, s. 125.
5. ARISTOTALES, Politika, Remzi Kitabevi, 11. Bası, İstanbul, Şubat 2009, s. 79.
6. JEAN-JACQUES ROUSSEAU, Toplum Anlaşması, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1997, s. 42.
7. ARISTOTALES, Politika, Remzi Kitabevi, 11. Bası, İstanbul, Şubat 2009, s. 85,86.
8. JEAN-JACQUES ROUSSEAU, Toplum Anlaşması, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1997, s. 92
9. JEAN-JACQUES ROUSSEAU, Toplum Anlaşması, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1997, s. 146
10. TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ, Anayasa Önerisi, T.B.B. Yayınları, 4. Bası, Ankara, Kasım 2007, s. 7.
Yukarıda yer alan yazının tüm hakları Doğan Yiğit ÜSYILMAZ'a aittir.