Gönderen Konu: SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİNE AÇIK MEK  (Okunma sayısı 3711 defa)

Çevrimdışı Aslan Osman Turk

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİNE AÇIK MEK
« : Aralık 06, 2008, 08:30:13 ÖS »
Mesleğim gereği gazeteleri incelerken bazı ilanlar dikkatimi çekti. Türkiyemizin bu kadar hukuksuzluklar içinde olduğunu görmek beni çok etkiledi ve bu ilanları sizler paylaşmak gereği hissettim. Burdaki hukukçu arkadaşlardan bu ilanlara bakarak tarafsız bir değerlendirmede bulunmalarını rica ediyorum.

Saygılar.
SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİN’E AÇIK MEKTUP (1)


KONU 1. :

BİR YEREL MAHKEME, YARGITAY BAŞSAVCILIĞI DAVA DOSYASINI 2 KERE İSTEMİŞ OLMASINA RAĞMEN DOSYAYI 1.5 YIL GÖNDERMEMİŞ VE YARGITAY’IN ARADA OLUŞAN UYUŞMAZLIĞI CEZA GENEL KURULUNDA DEĞERLENDİRME TALEBİNE RAĞMEN DAVA HAKKINDA KARAR VERMİŞTİR.


KONU 2. :

Bu arada, bir davanın görüldüğü mahkemenin hakimlerinden biri 7 ayrı yargılananına karşı AÇTIĞI 7 TAZMİNAT DAVASI İLE, YARGILANANLARDAN TOPLAM 127.000 YTL TALEP ETMİŞTİR. Çok açıktır ki bu hakim o davalardan 127.000 YTL gelir beklemektedir. Bu hakim, tazminat talep ettiği bu kişileri mahkum ederse 127.000 YTL’yi alabilecek, beraat kararı vermesi halinde ise bu tazminatı alamayacaktır. Yine aynı hakim ve mahkeme heyeti başkanı birçok yargılanan hakkında ceza davası açmışlardır.

Bu hakimlerin sanıklarla davalı olmalarına rağmen davaya bakmaya devam etmeleri, söz konusu hakimlerin hukuka bağlı, tarafsız ve adil olduklarına dair kuşkuların doğmasına neden olmuştur.


KONU 3. :

Bir davada, verilen zamanaşımı kararı temyiz incelemesi için Yargıtay Savcılığına ulaştığında savcılık o dönemde zamanaşımı kararının onanması talebinde bulunmuştur.

Ancak daha sonra zaman aşımı kararı bozulan ve yeniden görülen davanın yine temyiz incelemesi sebebiyle Yargıtaya ulaşan dava dosyası, sıraya girmesi ve ilgili yere ulaşması normal şartlarda en az 3 ay sürerken Yargıtay’a gider gitmez ilgili makama gelmiştir. Yargıtay’a bir önceki gelişi ile arada geçen zaman zarfında hacmi öncekinin iki katına yani 90 KLASÖRE ULAŞAN DAVA DOSYASI BU SEFER SADECE BİRKAÇ SAAT İNCELENMİŞ VE BU BİRKAÇ SAATİN SONUNDA SAVCI KARARA VARMIŞTIR. En sıradan davaların bile incelenmesi birkaç yıl sürerken bu davanın ne özelliği vardır da bu kadar kısa sürede bitmiştir?

Yerel mahkemede kararın hükme bağlanması sebebiyle zamanaşımı süresi 2015 yılına kadar olan davada zamanaşımı riski de bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu süratin hukuki ve mantıki hiçbir açıklaması bulunmamaktadır. Zamanaşımı riski bile bulunsa bir dosya hakkında okunmadan karar verilemez.

Daha önceden 45 klasörlük dava dosyasını aylarca inceleyen Yargıtay Savcısı, Yerel mahkemenin zamanaşımı kararını onama talebinde bulunmuştu. Ancak savcılık makamı bu sefer, 90 klasörün birkaç saat incelenmesi sonucunda tam tersi yönünde karar vermiştir. Bir insanın bu kadar kısa bir süre zarfında 90 klasörlük hukuki delil ve belgeyi incelemesinin mümkün olmadığı açıktır.


Sayın Bakanım,

Bir Yargıtay Savcısının birden bire dosyayı incelemeye dahi gerek duymayacak şekilde kanaatinin değişmesine ne sebep olmuştur? 90 klasörden oluşan böylesine mühim bir dava dosyasının Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde birkaç saat gibi akıl almaz bir hızla incelenmesinin nedeni nedir? Savcı dava ile ilgili ne bilmektedir? Bu kararı verebilmek için hangi delile ulaşmıştır? Daha önce davada verilen zamanaşımı kararının onanmasını isterken birdenbire görüşü değişmiş ve bir kaç saat içinde sanıkların suçlu olduğuna kanaat getirmiştir.

Daha önce Yerel Mahkemenin savcısı 3 yıllık incelemesi sonucunda davanın CMK 313. Madde kapsamında görülmesi gerektiğini, CMK 220. Maddenin unsurlarını içermediğini belirtmiş ve tüm yargılananlar hakkında beraat talebinde bulunmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısı sanıklar aleyhinde dava dosyasında bir delil olmadığını söylemiştir. Mahkeme heyetinden de daha önce aynı davanın bir bölümünü içeren kısmında beraat verdiklerini söyleyerek yine berat vermelerini talep etmiştir.

Ancak Yerel Mahkemenin Savcısı tüm bu kanaatlere 3 yıl içinde varırken Yargıtay Savcısı 90 klasörü inceleyerek bir kaç saat içerisinde cezanın onanmasına karar vermiştir. Sayın Yargıtay Savcısının 90 klasörü bu kadar kısa sürede incelemesi ve aceleciliği dikkat çekicidir.

Ayrıca davayı inceleyen 14 yerli 20’ye yakın yabancı hukuk profesörü Yerel Mahkeme Savcısı ile aynı görüşü belirtmiş ve davanın 313. Madde kapsamında görülmesi gerektiğini, CMK 220. Maddenin unsurlarını içermediğini ve dolayısıyla zamanaşımı olduğu yönünde mütalaa vermişlerdir. Davanın 313. Madde kapsamında ele alınması gerektiğini söyleyen toplam 9 ayrı yargı kararı vardır. Aynı zamanda çok fazla sayıda hukukçu ve akademisyenin de bu konuda bilimsel görüşleri bulunmaktadır. Davaya daha önceden bakan yerel mahkeme Hakiminin de kanaati bu yöndedir.

Ancak ne olduysa olmuş bir yerlerden bir şey olmuş ve bütün olaylar bir anda tersine dönmüştür. Takdir edersiniz ki Sayın Bakanım, bu tarz haksızlıklar susularak geçiştirilecek şeyler değil. Bu gün bu davalarda olan bir başka gün başka insanlara da olabileceği açıktır. Bu bütün Türkiye’nin sorunudur. Bu davada olayların neden kaynaklandığını bütün Türkiye biliyor, biz de biliyoruz. Ancak biz yine de söylemek istiyoruz.

Sayın Bakanım,

Bu olağanüstü ve şaşırtıcı durum nasıl gelişti anlayamıyoruz. Böyle bir olayın her hangi bir dış etki veya baskı altında gelişip gelişmediğinin sizin tarafınızdan incelenmesini talep ediyoruz.

Sayın Bakanım,

Bazı davalar hakkında birilerine “Bu davanın hakkının beraat olduğunu ayrıca zamanaşımına girdiğini de biliyorum ama yukarıdan baskı gelirse aksini yapamam” diyen insanlar var. “Bu davanın zamanaşımından düşmesi gerekiyor ancak benim çoluğum çocuğum var. Bir baskı durumunda başka türlü davranamam.” diyenler var. “Beni burda barındırmazlar işten atarlar” diyenler var.

Sayın Bakanım,

Zat-ı alinizden bu konulara ilgi göstermenizi, bu gibi durumların engellenmesini, mahkemeler tarafından verilecek kararların adil ve kamu vicdanını tatmin eden kararlar olmasını sağlamanızı ve bu konuda da soruşturma açılmasını talep ediyoruz. Yargı sistemimiz içinde var olmaya devam eden bu akıl almaz kilitlenmiş durumun mutlaka çözüleceği bir sistem gerekiyor. Bu gibi hukukdışı yaklaşımların ortadan kaldırılması konusunda gerekli tedbirleri almanızı talep ediyoruz.

Sayın Bakanım,

Eğer arzu ederseniz huzurunuzda tüm bu olayları şahitleri ve belgeleriyle detaylı olarak Zatı Aliniz’e sunabilir ve anlatabiliriz.

Saygılarımızla.


Adnan Tınarlıoğlu

Bilim Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi


SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİN’E AÇIK MEKTUP (2)

Sayın Bakanım,

TCK 313. Maddeden zamanaşımından düşüp sonradan temyizde bozulan 42 sanıklı bir dava düşünün. Dava zamanaşımı kararının bozulmasının ardından TCK 220. Madde üzerinden devam etmiştir.

42 sanığın 23 tanesi TCK 313 kapsamında, ancak 19 tanesi TCK 220 kapsamında yargılanmışlardır. Ancak her iki ekip de aynı iddianame ve aynı iddialarla yargılandıkları halde.

Yerel mahkeme TCK 313’ten İKİ KERE BERAAT, BİR KERE ZAMANAŞIMI kararı verdiği halde seyri değişen davada TCK 220’den hapis cezası talebinde bulunmuştur.

Sayın Bakanım,

Yerel Mahkemenin hapis cezası talebinde bulunduğu davanın gerekçeli kararı ise tamamen hayali delillere dayanmaktadır:

Örneğin yerel mahkeme gerekçeli kararda, kızlarını emniyetten kurtarmak için baskı yoluyla yanlarında avukat olmadan şikayetçi olmuş ancak sonradan şikayetlerinden feragat etmiş olan kişilerin ifadelerine dayanarak çeşitli ithamlarda bulunmuştur. Ancak bu kişilerin gerçek mahkeme ve savcılık ifadelerinde yerel mahkemenin iddia ettiği türde açıklamalar bulunmamaktadır:


1. Yerel Mahkeme, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmış bir kişinin ve senelerce Parti yöneticiliği ve milletvekilliği yapmış bir siyasetçinin ifadelerini yargılananların baskısı ve zoruyla geri aldıklarını iddia etmiştir:

“... Müştekiler ... ADI GEÇEN ŞAHISLARIN ÇIKAR AMAÇLI ÖRGÜTÜN BASKISI VE TEHDİTİ SONUCU İFADE DEĞİŞTİRDİKLERİ SONUCUNA VARILMIŞTIR...”

Oysa teröre karşı, mafya ve örgütlere karşı mücadele eden, bizzat operasyonlara, çatışmalara katılan, devletin en önemli kurumlarında görev almış bu şahıslar, kolej üniversite mezunu sicili tertemiz bir kaç kişinin sözde tehdidi ile ifadelerinden vazgeçer mi? Oysa eğer böyle bir konuda yerel mahkemenin delili varsa, savcılığa suç duyurusunda bulunarak dava açması gerekirdi. Ayrıca bu kişilerin kendileri de böyle bir tehdit olsaydı bunu şikayet ederlerdi.

2. Yerel mahkeme gerekçeli kararında:

“... MÜŞTEKİLER ve tanıklar soruşturma aşamasında savcılık ve emniyet ifadelerini kabul etmediklerini mahkemede ifade etmiş iseler de, ADI GEÇEN ŞAHISLARIN ÇIKAR AMAÇLI ÖRGÜTÜN BASKISI VE TEHDİTİ SONUCU İFADE DEĞİŞTİRDİKLERİ SONUCUNA VARILMIŞTIR...”

şeklinde açıklamıştır.

Oysa adı geçen kişiler mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerinde, emniyette ifadelerinin çocuklarını başka türlü kurtaramayacakları tehdidi ile zor ve baskı altında alındığını, yanlarında avukat bulunmadığını, böylece emniyetteki baskıya boyun eğdiklerini ancak daha sonra gerçek kanaatlerini mahkeme huzurunda anlattıklarını söylemelerine rağmen, yerel mahkeme heyeti bu kişileri müşteki olarak göstermiştir. Bu kişilerin yargılananlar tarafından herhangi bir baskı altında olmadıklarına dair ifade örnekleri şöyledir:

“.... ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM. NE BANA KARŞI NE DE KIZIMA KARŞI ZORLA BASKI OLMAMIŞTIR.”

“... BEN SANIKLARDAN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM. BANA KARŞI HERHANGİ BİR TEHDİT ZORLAMA OLMAMIŞTIR.”

Müşteki olarak gösterilen kişilerin açık beyanlarına rağmen yerel mahkeme kendilerini, gerekçeli kararında tam tersi yönde yani müşteki olarak göstermiştir.

3. Yerel mahkeme gerekçeli kararında, -mahkemenin alanı ve ilgilisi olmayan ve herhangibir suç da teşkil etmeyen, ancak kamuyounda olumsuz bir infial oluşturma amacı izlenimi veren bir konu olduğu halde- yargılananların namazı doğru kılmadığını öne sürmüştür:

Oysa bu ifadede adı müşteki olarak geçen kişi, mahkeme heyeti önünde verdiği ifadesinde:

“BENİM KIZIM NAMAZ KILAR ANCAK NORMAL BİR ŞEKİLDE NAMAZINI KILAR, DEDİ”

şeklinde beyan etmiştir. Emniyette yanlarında avukat olmadan zorla imzalatılan ifadeyi mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde düzeltmiştir. Buna rağmen yerel mahkeme kendi huzurunda alınan ifadeyi esas almamış, emniyette kızının serbest bırakılması amacıyla zorla ve baskı ile imzalatılmış ifadeyi esas almıştır ve gerekçeli kararında bu kişinin ifadesinin aksine bir şahitliği varmış gibi göstermiştir.

4. Yerel mahkeme gerekçeli kararında bu kişinin, emniyette kızının serbest bırakılması amacıyla zorla ve baskı ile imzalatılmış şikayet dilekçesi esas alınarak yorumlar yapılmıştır. Oysa bu kişinin özgür iradesi ile mahkeme heyeti huzurunda verdiği ifadelerde ve dilekçelerinde:

“EMNİYET İFADESİ OKUNDU SORULDU. ‘DOĞRU DEĞİLDİR, BENİM ŞİMDİKİ İFADEM DAHA DOĞRUDUR EMNİYET İFADEMDE İLAVELER YAPILMIŞTIR’ DEDİ. SORULDU ‘BEN KİMSEDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM’... DEDİ.”

şeklinde belirterek emniyet ifadelerini kesinlikle kabul etmediğini açıklamıştır.



Sayın Bakanım,

Takdir edersiniz ki, bu tarz haksızlıklar susularak geçiştirilecek şeyler değil. Bu gün bu davalarda olanların bir başka gün başka insanlara da olabileceği açıktır. Bu bütün Türkiye’nin sorunudur.

Sayın Bakanım,

Devletin hiçbir kurumu içindeki küçük azınlık bir çete devleti zaafa düşüremez. Bu çete, elindeki meşru gibi görünen imkanlarla devletin bir kurumunu adeta esir alamaz. Dev bir menfaat şebekesine çeviremez. “Bize müdahale ederseniz biz de size müdahale ederiz” tarzında meydan okuyamaz. Devleti yıldıramaz, korkutamaz ve susturamaz. Türk devleti çok büyük ve çok güçlüdür.



Adnan Tınarlıoğlu

Bilim Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi

SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİN’E AÇIK MEKTUP (3)

Sayın Bakanım,

Kamuoyu tarafından yakından takip edilen ve yaklaşık 9 yıldır devam eden bir davada, yargılamayı yürüten hakimlerin hukuk kurallarının dışına çıkıp duygusal kararlar aldıklarına dair birçok delil oluşmuştur.

Türk hukuk sisteminin sağlıklı işlemesi, güvenilir ve adil olması için tüm yargı mensupları gibi hakimlerimizin de tek geçerli ölçü olarak kanunlarımızı esas almaları gerekmektedir. Yargıçların, kanunları kendi mantık yapısına göre değerlendirdikleri, duygularıyla karar verdikleri ve uyguladıkları bir sistemde çok büyük bir kargaşa yaşanacağı açıktır.

Aşağıda hukuka aykırı uygulamaların bulunduğu bir davadan örnekler verilmiştir. Bu davada bu uygulamalar gibi yüzlercesi mevcuttur. Burada sadece birkaç örneğe yer verilmiştir.

a. Yerel Mahkeme davada yargıladığı kişilerin ve avukatlarının hiçbirine savunma hakkı ve imkanı tanımamıştır. Oysaki savunma yargının en önemli parçasıdır.

b. Yerel Mahkeme, Savunma’nın hiçbir delilini toplamamış ve hiçbir tanığını dinlememiştir.

c. Yerel mahkeme yargılanan kişilere hangi yasa maddesi üzerinden yargılandıklarını söylememiştir.

d. Yargılanan kanun maddesini değiştirdikleri halde sanıklara ek savunma hakkı tanımamıştır.

e. Türk Hukuk Tarihi’nde görülmemiş bu uygulamalar nedeniyle avukatları istifa eden ve avukatsız kalan sanıklara yeni avukat tutma hakkı tanımamıştır. Bu konudaki taleplerin tümünü reddetmiştir.

f. Yargıtay Başsavcılığı dava dosyasını 2 kere istemiş olmasına rağmen dosyayı 1.5 yıl göndermemiş ve Yargıtay’ın arada oluşan uyuşmazlığı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda değerlendirme talebine rağmen dava hakkında karar vermiştir. Dosya, Ceza Genel Kurulu’na hala gönderilmemiştir.

g. Yerel mahkemenin bir hakimi tarafından yargılananlara toplam 127.000 YTL’lık tazminat davası açılmıştır. Bir diğeri tarafından da savcılığa şikayette bulunulmuştur. Ancak buna rağmen aynı heyet yargılamayı devam ettirmiştir.

h. Cumhuriyet Savcısı mütalaasında, yargılananlar aleyhinde hiçbir delil bulunmadığını, davanın TCK 313. madde kapsamında görülmesi gerektiğini, TCK 220. maddenin unsurlarını içermediğini, emniyet ifadelerinin CMK m. 148’e göre geçersiz olduğunu ve mahkemenin de bunu belirttiğini, mahkeme heyetinden de daha önce aynı davanın bir bölümünü içeren kısmında beraat kararı verdiklerini söyleyerek yine beraat kararı vermelerini talep etmiştir.

i. CMK m. 148’e göre yanında avukat bulunmadan işkence zoruyla alınan emniyet ifadeleri hukuken geçersiz olduğu halde ve yerel mahkeme bunu kabul ettiği halde sadece bu ifadelere dayanarak hüküm vermiş, dahası gerekçeli kararında tam 16 kere geçersiz emniyet ifadelerine ve emniyet tutanaklarına atıf yapmıştır.

j. Yerel mahkeme heyeti, aynı iddianame ve aynı iddialarla toplam 42 yargılananın 23’ünü TCK 313, 19’unu da TCK 220 üzerinden yargılamıştır. Halbuki tüm sanıkların aynı maddeden yargılanmaları gerekirdi.

k. Aynı iddianame ile yargılanan kişiler hakkında 1 KERE BERAAT, 1 kere ZAMANAŞIMI, sonra da yargılananların tamamına ceza kararı vermiştir. Bu ayrımın neye göre yapıldığı ise halen bilinmemektedir.

l. Yerel mahkeme yargılanan kişilerden birini yargılamayı unutmuştur. Yargılananlar tarafından hatırlatıldığı halde görmezden gelmiştir.

m. Tüm bu uygulamaların yanında yerel mahkeme en son hazırladığı gerekçeli kararda akıl almaz çelişkiler oluşturmuştur. Bu çelişkilerden bazıları şöyledir:

1. Kanunda ceza artırım nedeni olarak sayılmayan bir sebebi, Yerel Mahkeme’nin ceza artırım gerekçesi yapması TCK.nun “Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir” diyen 61/7. maddesine aykırıdır. TCK 61. Maddede sayılan suçun unsurları ile ilgili 7 kriterin dışındaki nedenlerin alt sınırdan ayrılma gerekçesi yapılması yasaya aykırıdır. Ancak buna rağmen yerel mahkeme “davaya bakan hakimlere dava açılması” gibi yargılananların kullandığı yasal bir hakkı sanıkların cezalarını artırma nedeni olarak kullanmıştır.

2. Yerel mahkemenin gerekçeli kararında öne sürelen bazı iddialara dair dava dosyasında HİÇBİR ŞİKAYETÇİ, HİÇBİR ALEYHTE DELİL, HİÇBİR TANIK VEYA MAĞDUR MEVCUT DEĞİLDİR.

3. Gerekçeli kararda, sanıkların, 2 mahkeme heyetini “asılsız ithamda bulunarak” reddettikleri, davadan çekilmeye zorladıkları ifadesine yer verilmiştir. Ancak her iki mahkeme heyeti hakkında ortaya çıkan red gerekçeleri bunların üst mahkemeleri ve savcıları tarafından da onanmıştır. Gerekçeler yerinde bulunmuş ve adı geçen hakimler hakkında, bir üst mahkeme tarafından reddi hakim kararı verilmiştir. Böylece reddi hakim taleplerinin haklı olduğu mahkeme kararlarıyla kesinlik kazanmıştır. Bu durumun asılsız ithamlar sonucunda baskı ile oluştuğunu iddia etmek, hiçbir sabıkası olmayan, sicili tertemiz olan üniversite mezunu birkaç kişi tarafından yapılan sözde baskı sonucu mahkemelerin çekildiğini öne sürmek, söz konusu 14 hakim ve savcının kanaat ve kararlarını hiçe saymak anlamına gelmektedir. Her iki mahkeme için toplam 14 hukuk insanının eldeki delilleri esas alarak, verdikleri adil hükümlerin baskı sonucunda gerçekleştiğine dair çıkarımın gerekçeli kararda neden ve neye dayanarak yer aldığı anlaşılamamaktadır.

4. Yerel Mahkeme, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmış bir kişinin ve senelerce Parti yöneticiliği ve milletvekilliği yapmış bir siyasetçinin ifadelerini yargılananların baskısı ve zoruyla geri aldıklarını iddia etmiştir:

“... Müştekiler ... ADI GEÇEN ŞAHISLARIN ÇIKAR AMAÇLI ÖRGÜTÜN BASKISI VE TEHDİTİ SONUCU İFADE DEĞİŞTİRDİKLERİ SONUCUNA VARILMIŞTIR...”

Oysa teröre karşı, mafya ve örgütlere karşı mücadele eden, bizzat operasyonlara, çatışmalara katılan, devletin en önemli kurumlarında görev almış bu şahıslar, kolej üniversite mezunu sicili tertemiz bir kaç kişinin sözde tehdidi ile ifadelerinden vazgeçer mi? Oysa eğer böyle bir konuda yerel mahkemenin delili varsa, savcılığa suç duyurusunda bulunarak dava açması gerekirdi. Ayrıca bu kişilerin kendileri de böyle bir tehdit olsaydı bunu şikayet ederlerdi.

5. Yerel mahkeme gerekçeli kararında:

“... MÜŞTEKİLER ve tanıklar soruşturma aşamasında savcılık ve emniyet ifadelerini kabul etmediklerini mahkemede ifade etmiş iseler de, ADI GEÇEN ŞAHISIN ÇIKAR AMAÇLI ÖRGÜTÜN BASKISI VE TEHDİTİ SONUCU İFADE DEĞİŞTİRDİKLERİ SONUCUNA VARILMIŞTIR...” şeklinde açıklamıştır.

Oysa adı geçen kişiler mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerinde, emniyette ifadelerinin çocuklarını başka türlü kurtaramayacakları tehdidi ile zor ve baskı altında alındığını, yanlarında avukat bulunmadığını, böylece emniyetteki baskıya boyun eğdiklerini ancak daha sonra gerçek kanaatlerini mahkeme huzurunda anlattıklarını söylemelerine rağmen, yerel mahkeme heyeti bu kişileri müşteki olarak göstermiştir. Bu kişilerin herhangi bir baskıaltında olmadıklarına dair ifade örnekleri şöyledir:

“.... ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM. NE BANA KARŞI NE DE KIZIMA KARŞI ZORLA BASKI OLMAMIŞTIR.”

“... BEN SANIKLARDAN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM. BANA KARŞI HERHANGİ BİR TEHDİT ZORLAMA OLMAMIŞTIR.”

Müşteki olarak gösterilen kişilerin açık beyanlarına rağmen yerel mahkeme kendilerini, gerekçeli kararında tam tersi yönde yani müşteki olarak göstermiştir.

6. Yerel mahkeme gerekçeli kararında, -mahkemenin alanı ve ilgilisi olmayan ve herhangibir suç da teşkil etmeyen, ancak kamuyounda olumsuz bir infial oluşturma amacı izlenimi veren bir konu olduğu halde- yargılananların namazı doğru kılmadığını öne sürmüştür:

Oysa bu ifadede adı müşteki olarak geçen kişi, mahkeme heyeti önünde verdiği ifadesinde:

“BENİM KIZIM NAMAZ KILAR ANCAK NORMAL BİR ŞEKİLDE NAMAZINI KILAR, DEDİ”

şeklinde beyan etmiştir. Emniyette yanlarında avukat olmadan zorla imzalatılan ifadeyi mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde düzeltmiştir. Buna rağmen yerel mahkeme kendi huzurunda alınan ifadeyi esas almamış, emniyette kızının serbest bırakılması amacıyla zorla ve baskı ile imzalatılmış ifadeyi esas almıştır ve gerekçeli kararında bu kişinin ifadesinin aksine bir şahitliği varmış gibi göstermiştir.

7. Yerel mahkeme gerekçeli kararında bu kişinin, emniyette kızının serbest bırakılması amacıyla zorla ve baskı ile imzalatılmış şikayet dilekçesi esas alınarak yorumlar yapılmıştır. Oysa bu kişinin özgür iradesi ile mahkeme heyeti huzurunda verdiği ifadelerde ve dilekçelerinde:

“EMNİYET İFADESİ OKUNDU SORULDU. ‘DOĞRU DEĞİLDİR, BENİM ŞİMDİKİ İFADEM DAHA DOĞRUDUR EMNİYET İFADEMDE İLAVELER YAPILMIŞTIR’ DEDİ. SORULDU ‘BEN KİMSEDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM’... DEDİ.”

şeklinde belirterek emniyet ifadelerini kesinlikle kabul etmediğini açıklamıştır.

Sayın Bakanım,

Ülkemizin gerçek bir hukuk devleti olması, evrensel hukuk değerlerinin tüm yargı kurumlarında hakim olması ve yargı mensuplarının tarafsız, önyargısız, adil ve güvenilir olmaları hepimizin ortak temennisidir. Bu, demokratik bir hukuk devletinin varlığı için vazgeçilemez bir ihtiyaçtır.

Bu gibi haksızlıkları susarak ya da görmezden gelerek geçiştirmek devletine ve milletine bağlı kimselerin yapabileceği birşey değildir. Türkiye’nin bu sorununu hepimiz el birliğiyle çözmek için gayret etmeliyiz.

Sayın Bakanım,

Ülkemizin barış ve huzur içinde varlığını nesiller boyu devam ettirebilmesi ancak sağlıklı bir adalet sistemi ile mümkün olacaktır. Bunun için de hukuk sistemi içindeki aksaklıklar tesbit edilmeli, gerekli düzenlemeler hiç geciktirilmeden yapılmalıdır. Böylece yargıya yönelik karamsar düşünceler, şüpheli yaklaşımlar, yargı kararlarına duyulan güvensizlik ortadan kalkacak, toplumsal birlik için çok büyük bir adım atılmış olacaktır.

Adnan Tınarlıoğlu (Bilim Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi)

SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİN’E AÇIK MEKTUP (4)

Sayın Bakanımız,

2000 yılında başlayan Bilim Araştırma Vakfı Davası’nda yaşanan bazı gelişmeleri bizzat takip etmenizi talep ediyoruz.

Bilim Araştırma Vakfı Davası İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeyken 24.11.2005 tarihinde zaman aşımı nedeniyle düşmüştür. Bu karardan sonra temyize gidilmiş ve Yargıtay Başsavcılığı bu kararın onanmasını istemiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise zamanaşımı kararını bozmuştur.

Daha sonra davadaki bir uyuşmazlığı çözmek için davayı ele alan Yargıtay 5. Ceza Dairesi zamanaşımı kararının doğru olduğu anlamına gelen bir karar vermiştir. Yargıtay’ın bir Dairesi’nin “zamanaşımı kararı yanlış” diğer bir dairesinin “zamanaşımı kararı doğru” demesi, davada bir tereddüdün doğmasına yol açmıştır.

Savunma, söz konusu uyuşmazlığın ve tereddüdün Yargıtay’ın en üst mercii olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun hakemliğinde çözülmesi için CMK 308. MADDEDE GÖSTERİLEN İTİRAZ YOLUYLA, YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ’NİN KARARININ KALDIRILMASI İÇİN, Yargıtay Başsavcılığı’na başvurmuştur.

Bu başvuru sonrasında Yargıtay Başsavcılığı 25.05.2007 tarihinde İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden dava dosyasını talep etmiştir. ANCAK MAHKEME HEYETİ DOSYAYI YARGITAY BAŞSAVCILIĞI’NA GÖNDERMEMİŞTİR.

Yargıtay Başsavcılığı’nın talebine rağmen yargılama devam etmiş ve yerel mahkeme davayı 09.05.2008 tarihinde karara bağlamıştır. Bu karardan sonra, 14.05.2008 tarihinde Yargıtay Başsavcılığı önceki talebini yinelemiş ve dava dosyasını Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda değerlendirmek üzere yerel mahkemeden tekrar talep etmiştir. İSTANBUL 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ İSE YİNE DOSYAYI AYLARCA BAŞSAVCILIĞA GÖNDERMEMİŞTİR.

Sayın Bakanım,

YARGITAY BAŞSAVCILIĞI 8. CEZA DAİRESİNİN KARARINA İTİRAZ İNCELEMESİ İÇİN DOSYAYI 2 KERE İSTEMİŞ OLMASINA RAĞMEN İSTANBUL 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ DOSYAYI 1.5 YIL TUTMUŞ VE YARGITAY\\\'IN ARADA OLUŞAN UYUŞMAZLIĞI CEZA GENEL KURULU’NDA DEĞERLENDİRME TALEBİNE RAĞMEN DAVA HAKKINDA KARAR VERMİŞTİR.

Dava dosyası 12.11.2008 tarihinde temyiz incelemesi için tekrar Yargıtay’a gönderilmiştir. Dava dosyası temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı huzuruna 14.11.2008 Cuma günü gelmiştir. Yargıtay Başsavcılığının 19.11.2008’de görevlendirdiği Yargıtay savcısı da dosyanın önüne gelmesinden bir gün sonra 20.11.2008 tarihinde tebliğnamesini sunmuştur. Bir Yargıtay savcısı yerel mahkemeden, oluşan uyuşmazlığı değerlendirmek için dava dosyasını isterken bir diğer Yargıtay savcısı da ceza kararının onanması için tebliğname sunmaktadır.

Sayın Bakanım,

Bilim Araştırma Vakfı davasının Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda görüşülebilmesi için ise hala beklenmektedir. DOSYA, CEZA GENEL KURULU’NA HALA GÖNDERİLMEMİŞTİR.

Sayın Bakanım,

Zat-ı aliniz’den bu konuya ilgi göstermenizi rica ediyoruz. Yargıtayda şu an süratli bir gelişme olduğu için Bakanlığınızın da süratli davranarak, kanuni olarak gerekçesi açık olan ve YARGITAY SAVCILIĞI TARAFINDAN DA RESMİ OLARAK TALEP EDİLEN dava dosyasının BİR AN ÖNCE Ceza Genel Kurulu’na sevki için gereken işlemleri yapmanızı ehemmiyetle istirham ediyoruz.


Adnan Tınarlıoğlu (Bilim Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi)
          Please note, although no boardcode and smiley buttons are shown, they are still useable

Çevrimdışı figen

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 33
  • Karma: +1/-0
    • Profili Görüntüle
Cvp:SAYIN ADALET BAKANIMIZ MEHMET ALİ ŞAHİNE AÇIK MEK
« Yanıtla #1 : Aralık 06, 2008, 08:36:03 ÖS »
Diyecek bir tek cümle bulamıyorum.Tarafsız olmaya gerek yok.Herşey açık ve ortada; ama sistem acımasız bizi de akıntıya sürüklüyo kendi içinde.Yazıyı bizimle yayaştığınız için teşekkürler saygılar...